21 Nisan 2013 Pazar

"Safkan - Jennifer L. Armentrout" Kitap Yorumu

 

KİTAP KÜNYESİ:

 
Kitap Adı: Safkan
Özgün Adı: Pure
Seri: Melez Sözleşmeleri #2
Yazarı: Jennifer L. Armentrout
Çevirmeni: Bilge N. Zileli Alkım
Yayınevi: DEX
Türkiye Yayın Tarihi: Temmuz 2012
Sayfa Sayısı: 406
Piyasa Fiyatı: 25.00 TL
Goodreads: 4,46


ARKA KAPAK:

 
Kaderini kendin çiz.

Bir yanda ihtiyaçlar. Bir yanda kader...
 
Doğaüstü bir yaratık olmak tam olarak muhteşem bir şey değil; özellikle her gittiğin yere “diğer yarının” da gittiği düşünülürse. Seth, eğitimde, ders dışında ve hatta yatak odasında Alexandria’yla birlikte ve bu hiç de eğlenceli değil. Aralarındaki bağın kabuslardan uzak kalmak gibi faydaları da var ama Alex’in safkan yasak aşkı Aiden’a olan hisleri üzerinde hiçbir etkisi yok. Ya da Aiden’ın onun için feda edecekleri üzerinde.

İblisler binayı istila edip öğrencilere saldırınca tanrılar furileri salıyor üzerlerine. Furiler, öğrencilere ve tanrılara karşı en ufak tehdidi ortadan kaldırmakla görevliler, buna Alex ve diğer Apollyon Seth de dahil. Bu sorunlar yetmezmiş gibi, gizemli bir varlık Seth’i tehdit ediyor, Alex de tehlikede. İşin içine tanrılar girince bazı kararlardan geri dönmek çok ama çok zor.

Alexandria kaderinde yazanla bilinmez arasında bir seçim yapacak.

BENİM YORUMUM:


     Bildiğiniz üzere geçenlerde hangi kitabın yorumunu yapmamı istediğinizle ilgili bir anket yapmıştım. Üç Dex kitabı arasında olan anket dün bitti ve kazanan da Safkan'dı.

    Safkan, Melez Sözleşmeleri serisinin 2. kitabı. İlk kitaba 5 vermiştim ama bu kitabı okuduktan sonra Melez'den daha çok beğendim. Aslında bunun aısl sebebi Seth'in bu kitapta daha fazla olmasıydı ama neyse. Şimdi konuya girelim...
 
Bu kısım bolca spoiler içerir.
 
     AIDEN VE ALEX. Team Seth olmama rağmen Aiden'ı da severim. Fakat bu kitapta Aiden, Alex'in iyiliği için kendini ondan uzak tutuyor. Alex'le Seth ise özellikle kitabın ortalarından itibaren çok yaklaşıyorlar. Bu yüzden Seth bu kitapta çok fazla vardı. Favori erkek karakterlerimden kendisi. Dediğim gibi, kitabı bana sevdiren şeylerden biriydi.

     Öhöm, neyse... Alex bir sebepten ötürü New York Akiti'ne gidiyor. Diğer yarısı Seth'le beraber. Peşlerinde Aiden, Marcus ve Lucian'la beraber.

     Oradaki sahneler en başta biraz sıkıcı da gelse sonralardan süper bir şeye dönüşüyor. Özellikle konsey oturumu ve Alex'in duruşması... Alex'in Telly'ye laf sokuşları çok eğlenceliydi.

     Bu kitapla ilgili söylenecek çok şey var aslında. Nasıl desem, süperdi. Sanırım New York Akiti'nde geçen yerler. Seth ve Alex'in çok fazla sahnesi var çünkü. Ayrıca Laadan diye çok sevimli bir kadın da var bu kısımlarda.

      JLA'nın kitaplarını seviyorum. Bu da en iyi kitaplarından biri sanırım. Açıkçası en başta Alex'in ve Seth'in ortadan kalkmasını isteyen düşmanlar ve onların yaptıkları dışında öyle çok büyük bir aksiyon göremedim. Ama son sayfalarda iblislerin Akit'e saldırması, furilerin sahneye çıkması, Alex'in çiğnediği büyük kuraldan sonra ağzım açık kaldı.

     Alex, yine inatçı, bildiğini okuyan, hep yalnış kararlar verip bazı olumsuz olaylara sebep olan kız olarak devam ediyor. Normalde bu huyları hoşuma gider ama kötü kararlar verdiğinde sinirleniyorum. Bu sefer onun suçu değildi ama Caleb'ın ölümüne aşırı üzüldüm.

     Neyse..... Bu sözcüğü çok kullanıyorum, konuyu sürekli dağıtırım fark ettiyseniz... Kitap genel olarak iyiydi, ama final süperdi. Sanırım sırf şu son sayfalardan beş alacak benden (Ve Seth sayesinde). Hele Aiden'la Leon'un kaç iblis öldürdüklerini saydıkları yere (alıntılar bölümünde, en altta)  bayıldım.

     Çooook iyiydi. Sanırım çok fazla alıntı yapacağım bu kitap için.

     Son olarak; Lucian'a şu gifle sesleniyorum:
 

ALINTILAR:

 
"Kolumu asla gevşetmemeliydin." Sonra beni çevirip omzundan attı. Yüksek sesli bir inlemeyle mindere çarptım. "Ay, düştün mü?"
"Yo." Yüzümü buruşturarak yuvarlanıp sırt üstü yattım. "Yere saldırdım."
(Alex ve Seth, sf. 79)

 
Caleb önüme geçti. "Fırsatını bulunca kaç."
Gözlerimi iblislerden ayırmıyordum. "Seni bırakmam." 
(Alex ve Caleb, sf. 163)

 
"Orada ölebilirdin, Alex, daha beteri de olabilirdi." Seth kesik kesik soluk alıp verdi, parmaklarıyla üst kolumu sıktı. "Paniğini hissettiğimde ne düşündüğümü biliyor musun?"
(Seth, sf. 179)

 
"Bana teşekkür edeceksin, değil mi?" Seth'in sesi neşeli geliyordu.
"Şey... edecektim. Artık o kadar emin değilim."
(Alex ve Seth, sf. 182)


"Neden kilitledin kapıyı?"
Seth bana muzur bir şekilde güldü. "Marcus'un bizi bölmesini istemem. Bu soğuk New York gecelerinde sana sokulup yatmak istersem ne olacak?"
Kaşlarımı daha da çattım. "Biz sokulup yatmıyoruz."
Kolunu omzuma koydu ve naneyle vahşi bir şeylerin kokusu burnumu gıdıkladı. "Sarılsak nasıl olur?"
"Bunu da yapmıyoruz."
"Ama sen benim minik tavşanımsın. Benim küçük Apollyon tav..."
Böğrüne çimdik attım.
(Alex ve Seth, sf. 197)

 
"Kıskanma. Tek minik tavşanım sensin."
(Seth, sf. 223)
 
 
"Bir saniye," dedim, sözleri nihayet kafama girince. "Bu kadar kötücül bir şeye dönüşmek istediğimi mi ima ediyorsunuz? Buna çanak tutuğumu mu?
Telly ellerini mağrurca kaldırdı.  "Bunu başka nasıl yorumlayacağımızı sanıyorsun?"
O zaman seyircilere baktım ve kısa bir an için Marcus'un yüzündeki kederli ifadeyi yakaladım. "Bunun tecavüzcü sloganı olduğunu biliyor musunuz? Mini etek giymişti, bu yüzden o da bunu istiyordu?.."  
(Alex, sf. 331)
 
 
Seth kaskatı kesildi ve boğuk bir ses çıkardı. "Lütfen bana soyunmadığını söyle."
Kıkırdadım. "Hayır."
Ellerini kafasında gezdirdi. O ipeksi saçlarının arasında gezdirdi parmaklarını. "Buna pişman olacağım. Buna çok pişman olacağım."
"Çıplak değilim be budala." Saçlarımı boynumdan çektim ve kıvırmaya başladım. "Hem tanıştığımızdan beri beni çıplak görmeye çalışıyorsun."
"Olabilir ama bu şekilde değil."
"Çıplak çıplaktır," dedim.
 (Alex ve Seth, sf. 349)
 
 
"Daha iyi misin?" Seth alnımdaki nemli saçları çekti.
"Ölmek istiyorum," diye inledim acınacak bir şekilde. "Galiba... ölüyorum."
"Öldüğün falan yok." Seth başını iki yana salladı. "Su iyi gelir. Sen şöyle dur..." Beni dik tutmaya çalıştı ama kayıp yere serildim. "Yatsan da olur."

(Alex ve Seth, sf. 356)


Adeleli, iri bir kol belime dolanmıştı. Benim kolum değildi bu.
Bak bu ilginçti işte.
(Alex, sf. 359)
 
 
Çok önemli ve çok utanç verici bir şeyi bulamamıştım. Çaresizlik içinde yerleri arıyordum.
"Galiba bu senin."
İçimden küfürleri sıralayarak döndüm. Aiden siyah, küçük ve incecik bir şeyi parmaklarının ucuyla tutmuş, sallıyordu.
Suratım renkten renge girdi. Elinden çekip aldım. "Sağ ol."
Aiden gülümsemedi. "O zevk bana ait," dedi. 
(Alex ve Aiden, sf. 367)
 
 
Aiden nereye baktığımı görmüştü. "Leon, şuradakinin yarısı benim sayılır. O yüzden altı buçuk etti." Sonra döndü, bir Muhafız'ı yere çivilemiş bir iblise yöneldi.
Leon omuz silkti. "İdare edersin. Benim on oldu, ezik," dedi.
 (Aiden ve Leon, sf. 388)
 

PUANLAMA:

 
5 Taç: TEK KELİMEYLE HARİKA! Okumazsan çoook şey kaybedersin!

 
Kitabın özellikle son kısımları süper ötesiydi. Kesinlikle aşık olunası. İlkinden bile daha iyi.