24 Aralık 2017 Pazar

Uzun Bir Yazı -Yokluğum Gibi (Doğalar ve Köpekler ve Köpeklerin Doğası Üzerine)













     Beni kimse okumuyormuş, birileri beni en son 2013'te -yazmaya Mart'ta başladığım halde yüzden fazla yazı girdiğim, bloğun ilk ve en çok ürün veren ve en verimsiz yılı- okumuş gibi hissediyorum. Tabii ki bu doğru değil, mutlaka yorum bırakan tek tük sadık okurlar hep oldu, biri gider biri gelirdi, biri giderdi çünkü blog sürekli akıl almaz bir değişim halindeydi. Ergenim, yazım tarzımdan ağzımdan çıkanlara kadar her şey çok çabuk değişiyor. Şu an 433 takipçim varmış. Uzun süredir kontrol etmesem de benim ne zaman 400 takipçim oldu bilmiyorum, olmadı galiba, gözümü kaçırdığım sırada yaşanmış demek. Bunun benim yokluğumda olması da çok garip. Kimsiniz, ne yapıyorsunuz bilmiyorum. Köpeğim annesi (annem) işten dönmediği için ağlıyor, yani öğrenmeyi hiç de umursamıyorum.

     Bloğa yazı yazmak zorunda olma düşüncesinin beni kafamın gerisinde zaman zaman azan bir ağrı gibi sürekli sıkıntıya soktuğunu, gerçekten hiçbir önemi olmayan küçük şeylerden oluşan bir yapılacaklar listesini üzerimde koca bir şemsiye gibi taşıyıp durduğum için çevremde olup bitenlerin önemli bir kısmını görüş açım dışında bıraktığımı fark ettim. Bu yaz yine son derece takıntılı bir şekilde hayatta ilerleme kat etmeye çalıştım, hedeflerim algım gibi kısa süreli ve küçük olduğu için yapabileceğimin onda birini bile yapmadım, ama zaman o kadar geniş ki yine de birçok şey yaptım.

     Sonraki konuya atlamadan bunu sonlandırmaya çalışayım. Asla sonlanmayacak çünkü nasıl bitireceğimi bilmiyorum, ama şu sayfayı açıp aylardır kafamda dönenleri yarım yamalak da olsa aktardığımda hissettiğim muhteşem his için bu bloğu kapatmıyorum. Yeni çıkan kitapları okuyup insanlara görüş bildireyim diye değil. O kafile booktube ve bookstagram yollarına çıktı, hep geride bırakıldığımı ya da yola öncülük etme fırsatını kaçırdıktan sonra küstüğümü düşündüm, ama gerçekte kendi isteğimle kaldım ve kalmadığımda da kendi isteğimle kalmadım.

     Okullar açılırken bloğa bir yıl ara vermeye ve -uzun süre düşündükten sonra- bu konuda bir yazı girmeyeceğime karar vermiştim, çünküüü 12. sıınııf demeek test kitabıı demeekti. Halbuki benim için yok öyle telefon hattını kapattırıp tüm yıl ders çalışmalar, ve yok artık bahaneler, çünkü uzun süredir kendi isteğimle yazmadığımı kabul etmenin ve bu yüzden bloğun sonunun gelmediğini görmenin rahatlığıyla nefes alabiliyorum. Blog düzenli emek vermek istediğim bir şey değil ama arada takılırım buraya. Aklıma takılırsa.





















     Bu Yeni Yıl Yazısı: Giriş gibi bir şey olacak. Yeni Yıl Yazısı: Devam gelmezse bunu da tek başına ayaklarının üstünde durabilecek hale getirmek istiyorum. Hem -kendi başıma asla yapamadığım için- olayların zamanını hatırlatıcı işlev görmeleri, hem de kendi ruhsal ve zihinsel evrimime muhteşem belgeler oluşturmaları açısından Yeni Yıl yazılarımı seviyorum. Hayatımın merkezinde okul olduğundan yılları okul yılı gibi düşünüyorum, dolayısıyla bir takvim yılından tamamen farklı iki yıl, iki çağ, iki Doğa çıkıyor. Tabii izin verirseniz saat başı yeni bir Doğa da türeyebilir ama aniden yoktan gelen bir bunalımla yatağa kıvrılıp birkaç saat boyunca taş kesilen, anlık bir cesaretle toplum içinde kendisinden beklenmeyecek bir şey söyleyip kısa süreli yargı/yadırganma/hayret/takdir gören, bana normal gelen bir davranış yaptıktan sonra normalaltı arkadaşlarım tarafından "ahaha seni deli hadi yeter bu kadar çılgınlık" tepkileri alıp yeniden kaldırabilecekleri bir insana dönüşen her Doğa'ya kendi hükümdarlığını verecek olsak çok sorunlu bir insan olurum. Çok sorunlu bir insan olmayı sevmiyorum, o yüzden kimi tarihe geçirdiğime dikkat ediyorum.  Bakalım geçen yılın Doğa'sı ne demiş:

"Sadece gelecek yılın Doğa'sına eksiksiz bilgi vermek istiyorum, benden nefret ettiğini bilsem de."

     İlk kez bu yıl söylüyorum ki senden nefret etmiyorum geçmiş yılın Doğa'sı. Niye nefret edeyim, bugün tamamen senin sayende buradayım. TÜM GÜNÜNÜ Facebook'ta hayran sayfalarına harcadığın 9-14 yaş erken ergenlik dönemin sayesinde bugün internete bazı insanlar kadar bağımlı değilim. Ortaokulda tam bir beyinsiz orospukaşar olduğun, havalı olmak uğruna arkadaşını üzdüğün, derslerde konuşmadan iki saniye duramadığın, bir de utanmadan en yüksek notları aldığın için bugün lise sonda senin o zamanlar geçtiğin dönemden geçen insanlara benzemiyorum. Ve anaokulunda melek kalpli ikizin dışında kimsenin arkadaş olmadığı yalnız kıza ettiğin işkenceleri, o kızın şu an hala düzelmeyecek derecede içine kapalı ve muhtemelen deli oluşunu ve eline fırsat geçtiği halde yanına gidip bir selam vermeyişini işlediğim en kötü suç olarak anabiliyorum, çünkü kendi kardeşine ve ailene ve arkadaşlarına yaptıklarını güzel beynim silmiş. Bu konuda aptalsın ama çocuksun ve çocukların ahlak duygusunun olmadığını, dolayısıyla ağzımıza yapıştığı kadar temiz ve masum olmadıklarını savunmam bir gün işe yarayacaksa vereceğim ilk örnek sen olacaksın.

Geçen yılın doğası ne demiş:
"Kafamın içinde sekiz kitabım var, ama 2014'ten beri bir tanesini bile bitiremediğim düşünülürse elle tutulabilir hale gelmelerine daha çok var."

     On üç, bebeğim, on üç. Ve sandığının aksine, elimde gayet iyi tutuyorum. Sadece başkalarının eline verecek kadar güvenmiyorum. Ama kendi yarattığınız bir şeyin güzel yanı, doğru yapıyorsanız, eninde sonunda beklentilerinize uygun hale gelmesini sağlayabilmeniz.

Beni ciddiye alıyor musunuz bilmiyorum ama ben kendimi çok ciddiye alıyorum.

     Ben seni acayip ciddiye alıyorum. Yakın çevren seni ciddiye alıyor. Yıl içinde seni hiç tanımadığı halde yazma heyecanın hakkında heyecanlanan iki samimi insan bile oldu. Daha fazlası da oldu ama onlar ya samimi değildi ya da neden bahsettiğini tam olarak anlamadan ellerini çırptıklarından samimiyetlerini kabul etmedim. Bunun ne haddime olduğunu bana 2018'in Doğa'sı sorabilir.

     Geçen yılın Doğa'sı ayrıca 2016'da yeni insanlar tanıyamadığından, sınıf değişikliğiyle birlikte okul yaşantısının değiştiğinden yakınmış. Sınıf değişikliği sana zaten yeni insanlar tanıttı, sevgili Doğa, onlarla ilişkilerinin ne kadar çarpık olduğu bunu değiştirmiyor.

     Bu yıl sayısaldan eşit ağırlığa bölüm değiştirdim. Dolayısıyla sınıf değiştirdim. İki haftaya kalmadı bir de okul değiştirdim. Okulu zaten değiştirmeye çalışıyordum ama geçen yıl benim götüme ayıracak bir yerleri yoktu, çünkü İzmir'in en yüksek puanlı anadolu lisesiydi ve benim TEOG puanım çok yüksek değildi. Hey gidi TEOG. Bu yıl varmış götüme ayıracak yerleri. İyi ki de geçen yıl olmamış çünkü geçen yıl bu okula geçseydim, en yakın arkadaşım burada olduğu için onun sınıfına geçerdim, sonra da bölüm değiştirmem gerektiğini asla fark edemezdim. Çünkü kendimi hep fenci bir insan olarak gördüm, diğer herkes de beni fenci bir insan olarak gördü. Geçtiğimiz okul yılında herhangi bir arkadaş grubu veya tiplemenin etkisinde kalmadan, ama içime de gömülmeden kendi başımın çaresine bakmayı, işime yarayacak ve beni strese sokmayacak arkadaşlıklar kurmayı öğrendiğim için böyle bir karar verebilmiştim. Umarım lise bitince de o halimi sürdürebilirim çünkü şu an tek yaptığım kimseyle muhatap olmak zorunda kalmamak için soru çözmek ya da uyumak. Etrafta arkadaşlık kurabileceğim insan olmaması için iyi bir yıl tabii. Tanrılar biliyor evde çalışmıyorum.




















     İyi kötü okumaya devam ediyorum ama uzun ve ayrıntılı yorumlarımı uzun süre ararsınız herhalde. Ben de arıyorum. Yıllar önce okuduğum bir kitabı istediğim anda ayrıntılarıyla karşımda bulabilmek güzeldi. Yıl bitmeden, ayrı kaldığımız sürede okuduklarım için toplu bir yorum gireceğim. Kısa kısa bahsederim artık. Kendimi strese sokmamak adına bu kısa, toplu yorum düzenini benimseyebilirim bir süre. Tekrardan alayım, süreklilik veya düzen vaat etmiyorum, yeterince kitap biriktiğini ve onlar hakkında konuşmak istediğimi düşündüğüm zaman gelirler.

     Yazacağını yazmış, işi bitmiş geleceğin Doğa'sı sizi selamlıyor, yazının geri kalanında köpeğimle ilgili yaşadığımız bir olayı anlattım, köpeğiniz varsa okumanız gerektiğini düşünüyorum, yoksa da okumanız gerektiğini düşünüyorum, ve bu konuda bana öneri veya itirazınız varsa yazmanız gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca ÇOK UZUN süreceğini bilmeniz gerektiğini düşünüyorum.






















     Hayatımın köpüşü yakın zamanda anneannemin ayağını parçaladı. Bizimki gece gece azmış, karanlıkta sessizce yatağını becermekteymiş, anneannem her şeyden habersiz yanından geçip tuvalete gitmeye çalışınca öküz kardeşim hariç hepimiz çığlıklarla uyandık. Daha doğrusu bildiğim kadarıyla hala uyurken Yoda'yı kucakladım, köpek söz konusu olunca acil durumlara herkesten hızlı ve sakin tepki verebiliyorum. Annem çığlık atmakla meşgulken ben çoktan köpüşümü güvenle kucağıma almış oluyorum. Öküz kardeşim de bir kere uçmaya kalkışan Yoda'yı olağanüstü bir refleksle havada yakalamıştı gerçi, hakkını verdikten sonra devam edelim.

     Şeker hastası anneannemin günden güne iyileşmeyen yarasını gördükten ve -aklen biraz dengesiz bir kadın olduğundan- Yoda'yı öldüreceğini söylemesini duyduktan sonra davranış bozukluğu için birileriyle anlaştık. Her ne kadar iğrenç bir şekilde alışmış olsak da evi çiş götürüyor. Yoda geceleri annesinin baş ucuna tüneyip yaklaşana bağırıyor -bu sırada da annemi kendisi uyandırıyor. Asosyal; sokakta çocuk veya hayvan görmeyedursun, evlerinden insanlar dökülüyor ne olduğunu görmek için. Normal bir havlaması da yok çünkü, beş yüz metre mesafeden duyulabilen tiz bir sesle canını yakıyormuşuz gibi bağırıyor. Annem markete girdiğinde peşinden gitmemesi için kardeşimle iki yandan sımsıkı sarılmak zorunda kalışımızı hatırlıyorum, öyle fena bağırıyordu ki ben dışarıdan geçen biri olsam ikimizi hayvana zulümden şikayet ederdim. Sonra bir daha onu -ailesinin diğer üyeleriyle bile olsa- bırakıp markete girmedi annem, ki bunu hiçbir köpek sahibinin de yapmaması, yaptırmaması gerekiyor. İkna olmadıysanız bir başka hikaye, birkaç hafta önce yaşandı.

     Marketten çıktım, göremediğim bir köşeden ağlarcasına inleyen bir köpek sesi geliyor, bakmaya gittim. Cinsini çıkaramadığım kocaman, hatta ayımsı bir köpüş harap bir evin harap merdivenlerine bağlı inliyor. "Annecim ne işin var senin orada?" dedim, zincirin izin verdiğince yaklaşıp bana uzanmaya çalıştı. Gidip koca patilerinden tuttum, köpek gerçekten o kadar büyük ve güçlüydü ki patilerini üzerime koyduğunda, psikolojisi bozuk veya saldırgan yapılıysa kaçmamın hiçbir şekilde imkanı yok. O patilerin arasından cesedimi zor alırdınız. Ama koca gözlü ve nefes nefese haliyle, sesini kesip üzerime çıktığı anda çok garip bir şey oldu, hayvanın korkudan öldüğünü anladım ve leş kokulu nefesi aracılığıyla o korku bana geçti. Ondan değil, her neyden korkuyorsa aynısından korkuyordum. Çocukken üzerime patilerini koyan ilk köpeği yanlış anladığım, uzun süredir sessizce sevgimi kazanmaya çalışmakta olan hayvanın kalbini kırıp bir daha asla yanıma gelmemesine sebep olduğum ve bunun acısını hala çektiğim için bu köpeğe güvenmeye karar verdim. Sahibi gelene kadar başında durdum ama o hayvanı bir daha bağlamayacağından emin olmamın yolu yok. Yoda'nınkinden farklı bir korkuydu onunki. Eminim şu anki sahibi onu almadan önce şiddet görmediyse bile terk edilmiş, bir yerlere bağlanmış, bir travma oluşmuş. Sahibine söyledim çok korktuğunu ama zaten biliyordu, terk edildiğini sandığını da biliyor mu bilmiyorum. Köpeğinize güveniyorsanız bile insanlara güvenmeyin ve özellikle piyasada yüzlerce lira eden güzeller güzeli cins köpeklerinizi dışarıda bırakacak kadar saf olmayın.

     Kendi bebeğimin sorunlarına dönecek olursak, benim de dudağımda kanlı öpücüğünün izi duruyor. Beni hep dudağımdan boynumdan falan ısırdı zaten çılgın şey. Ben üç yıldır bunu dert etmiyorum, yüzümün simetrisi bozuldu diye bebeğimi barınağa verecek de değilim, ama sokakta düzgün yürümüyor, çocuk ve hayvanlara aktif olarak havlıyor, sevişsin diye buluşturduğumuz üç kıza bağırıp sonuncusunu ağlattı. Zavallı kız tanımadığı evde saatlerce Yoda'ya sabrettikten sonra daha fazla dayanamadı, kapıya gidip anne diye ağlamaya başladı. (Ertesi gün İzmir'in en çapkın pekinezi tarafından arabanın arka koltuğunda azgın ergenler gibi teselli edilmiş. Şu an deli gibi sevdiği iki çocuğun annesi.) 


Kim ağlatmış ben mi?

     Anneannemin Yoda'yı öldüreceğini söylediği kısma dönersek, köpekli arkadaş tavsiyesi üzerine Yodiş'e eğitim aldıralım dedik. Eve gelen adam Yoda'yı tanımak için hiç beklemeden, köpek psikolojisi birdir deyip montunu kendine siper ederek girdi. Sonra mal gibi düdük öttürdü ve "Şu an ne yaşanıyor?" diye düşünüm. Ama o an gerçekten umutsuzduk ve kendi korumacılığımızdan acele bir karar vermemek için bekledik. Adamın yaptığı sürekli Yoda'nın bölgesini ve "dişisini" tehdit etmek, onu evin her yerinde bir köşeye sıkıştırma yoluyla "gücünü almak", son aşamada da "dişisiyle" (annesi) arasına geçip ona ulaşmasına engel olmak oldu. Bunların kendi iradesini üstün göstermek için hayvanın kendisine ve ailesine olan güvenini sarsmaktan başka ne faydası olduğunu bilmiyorum.

     Yoda'nın kuru gürültü olduğu doğru, ben de onu bu şekilde seviyorum, çünkü eve gelecek hırsızı kapının ardından tehdit ederek kaçırması yapabileceği en mantıklı hareket. Herhangi bir insan veya hayvanla gerçek bir fiziksel mücadeleye girmesiniyse hiç istemem. Mülkiyetine giren, üç-beş katı boyundaki hayvanı bacağından kapmışlığı var. Diğer köpek çok usluydu, niyeti de arkadaş olmaktı zaten, ve dönüp boynunu ısırır gibi yaptıktan sonra kaçtı. Gerçekten ısırsa koparırdı. Bu yüzden kendine makul bir oranda güven duyduğu diğer zamanları tercih ediyorum ve kapıya gelen postacıyla hırsızı ayırt etmesi mümkün olmadığından, herhangi birine aynı şekilde tepki göstermesinde sorun görmüyorum. Bizim derdimiz bizi birbirimizden korumasıydı, hepimize anneme güvendiği kadar güvenmesini sağlamamız gerekiyordu. Bir hayvanın yaşam alanıyla sürüsünü işgal etmekse bu güveni hiçbir şekilde sağlamaz.

     Yoda kuru gürültü demiştim, ani bir panik/korku/öfke anında (bacağından kaptığı köpekle olduğu gibi) güç gelmediyse kendini kazanamayacağı fiziksel çatışmaya sokmaz. Adam havlamasına rağmen üzerine gelince korkudan defalarca altına yaptı, ve kalbim parçalandı ama her zaman yaptığım gibi araya girmedim. Adam "Bakın ilk kez kendinden güçlü bir iradeyle karşılaştı, bakın nasıl sustu, beş dakikada hallettik," gibi iddialı sözler etmekle meşgulken sadece içimden gülüyordum çünkü Yoda iki dakika nefeslenir, bağırmaya kaldığı yerden devam eder, cesareti sonsuz olmasa da iradesi mutlaktır. İradesinin bastırılmamış bir hayvandan daha güçlü olduğunu iddia eden insana da sadece gülerim. Doğayı tamamen çözdüğünü sanan insana da aynı şekilde. Bir yandan "ben bir hayvanı gözünden tanırım, Almanya'da doğup büyüdüm, televizyonu sadece ülkenin durumunu görmek için izlerim," şeklinde kendinle ilgili zırvalamakla meşgulken bir köpeği tanıyamazsın, onun eğittiğin herhangi bir saldırgan köpek değil de psikolojik ve fizyolojik açıdan eşsiz bir varlık olduğunu, vahşi doğanın bir ürününün şehir hayatı ve farklı yapıda bireylerle geçirilen zaman sonucu değişip tamamen kendine özgü, doğasına sadık fakat gelişim sürecinde edindiği bütün karakter özelliklerini taşıyan bir canlıya dönüşmesinin sonucu olduğunu anlayamazsın.

     Tabii ki herifi bir daha çağırmayacağız ama kendisine saldırma niyeti olmayan köpeği, kişiliğini görmek için beklemeksizin saldırganlığa iten, sınırlarına saygı duymayan, sonra da o sınırların aşılmasına tahammül etmesini bekleyen, bütün sorunun bu tahammülsüzlük olduğunu düşünen, bir köpeği diğeriyle bir tutan bir insana bebeğimizi emniyet ettiğimiz için çok utanıyorum. Her kadının anne olduğunu, sokakta bebek bulsak bakacağımızı, o yüzden köpeklere annelik yaptığımızı ve çoğu psikolojisi bozuk köpeğin sorumlusunun "annesi" olduğunu, halbuki erkeklerin hödük ve mal olduğunu, bu yüzden daha iyi liderlik yaptığını söyleyen bir insan. Köpeğimin lideri olmakla ilgilenmiyorum, ben bir sürü yönetmiyorum; sadece sınırlarına saygı duyduğumu, elinden oyuncağını almayacağımı anlamasını ve benim de sınırlarıma saygı duymasını, yatağıma işememesini bekliyorum. Bunun da sidik yarıştırmakla değil karşılıklı güvenle olacağına inanıyorum. Alınmazsanız adamın aptallığını tamamen erkek olmasına ve karşısında erkek bir köpekle tamamı kadın dört insan bulmasına vereceğim. Biz ona köpeğimizin bir pitbull, bir rottweiler olduğunu söylemedik, gel ona meydan oku da demedik. O Yoda'yla annemin arasına girerken dişisini ve gücünün son kaynağını elinden aldığını söyledi, ama düşünüyorum da bu Yoda'nın değil onun kafasındaydı, hayvan değil insan olduğu için, bir hayvanın gücünü alıp pozisyonu ele geçirme isteğiyle, yani son derece çocukça bir hırsla, karşısındaki hayvanın gerçekte ne düşündüğünü akıl edemiyordu. Yoda doğası gereği tabii ki annesini kadını olarak görüyor, tabii ki ona ulaşmasını engellemek gücünü tüketir, içgüdülerinin bu yönde olduğuna katılıyorum; ama bir de görmezden gelinen, sonradan kazanılmış yan var. Ve sadece onunla uzun zaman geçirmiş insanların anlayabileceği bu diğer gerçek de Yoda'nın dişisini bir başka köpeğe kaptırmama içgüdüsüyle, ancak annesini bir yabancıdan koruma amacıyla hareket ettiği. Bunun da sadece elinden gücünü almak olmadığı, annesi ve kendisi için endişe duymasına sebep olarak psikolojisini daha da bozduğu.

     Evrimin binlerce yıllık bir ürününü insanların sınırlı kavramlarıyla açıklayamazsın. Ve pekinezlerin doğuştan kalp hastası olduğunu, gözlerinin yerinden çıkmaya yatkın yapısı yüzünden korkutmaya gelmediğini bilmeden kafana göre iş yapamazsın. Dün akşam annesine ulaşamadığında korkudan gözlerine kan oturan köpeğimin gözleri hala kırmızı. Bizim gibi olmadıkları için adam gittikten sonra bir yastık becerip kendine güvenini geri kazandıktan sonra bugün yine mutlu, şımarık ve saldırgan. Fakat bölgesini geri almak için her yerlere işedi, çişi de hiç olmadığı kadar testestoron kokuyor inanın. Burnumuzun alışık olmadığı bir kokuydu, teşekkür ederiz.













     Bazı kötü deneyimlerden sonra çok iyi iki veterinerimiz var. Biri bebeşimize bayılan ve aşı sırasında ısırılmayı göze alan, evimize yakın iki insanın kliniği. Diğeri de yine yürüme mesafesinde ama biraz daha uzak, daha ciddi şeyler için götürdüğümüz ve bilinecek her şeyi bilmesi için güvendiğimiz bir adam. Yoda'ya hiçbir zaman meydan okumadı, sürümüzün huzurunu bozmadı ve dişisine el koymadı; sadece annemden güç almaması için iki metre ötede durmamızı istedi, Yoda'yı kucağına aldı ve başka hiçbir şey yapmadı. Yoda adamın kucağında adeta bir Golden'a dönüştü, adam onu ağzının içine ve de taşaklarına kadar muayene etti, öptü ve Yoda'nın ağzından bir hır bile çıkmadı. Nasıl yaptığını bilmiyorum, adamın yaydığı enerjiyle ilgili olduğunu düşünüyorum. İşte dünkü olaydan sonra annemin aklına o veterineri arayıp sormak geldi. Adam Yoda'nın hayatında gördüğü en zeki pekinez olduğunu, böyle bir eğitime kanacak veya bunu kabullenecek bir yapıda olmadığını, ona güç değil sevgi ve saygı göstermemiz gerektiğini söyledi. Hayatımızı gerçekten zora sokan bütün sorunları psikolojik değil fizyolojikmiş. Onu kucağına aldığı anda çişinin kokusundan fazla testestoron salgıladığını anlamıştı zaten. Saldırganlık sorunları için hormon testinden ve bahsettiğim kalp hastalığı riskleri için yakın bir zamanda tam bir kontrolden geçireceğiz. Çiftleşmeyi reddettiğine göre testestoron düşürücü bir iğne yapılabilirmiş, merak ederseniz daha sonra neler olduğunu yazarım. Etmeseniz de yazarım, şu yazıyı da benden kimse talep etmedi. Anneannem dünkü "eğitim"den sonra ısırılmayı tercih edecek duruma geldiği için o zamana kadar başka sorun yaşayacağımızı sanmıyorum.

     Uzun uzun anlattıklarım umarım birilerinin işine yarar. Gerçek şu ki pekinez gibi minik, inatçı ama minik, kuduruk ama minik köpekler çoğunlukla güce değil sevgiye itibar eder. Köpeğiniz gerçekten size ve sevdiklerinize tehdit oluşturabilecek, büyük, tehlikeli bir ırktansa sevgiyle birlikte -her zaman sevgiyle birlikte- gücünüzü göstermeniz gerekebilir; böyle bir sorumluluk alıyorsanız ve bunu çevreye hava atmak, villanıza bekçi dikmek için değil, yanlış bakımla saldırganlaşıp barınaklara düşebilecek bir köpeğe sağlıklı bir yaşam sunmak için yapıyorsanız ona liderlik de yapabilmeniz gerekir. Liderlikse gururlunun, kaprislinin, kendini kanıtlama çabasında olanın değil, güçlünün elindedir. Hayvanlar güce, gurur ve kendini beğendirme kaygısı olmaksızın sahip olabilir. Bir insan olarak öyle bir güce sahip olamıyorsanız, köpeğinizin size sahiplik yapması daha iyi bir fikir olabilir.

     Çok daha kötü eğitim yöntemleri olduğunu, hayvanların işkence ve şiddetle terbiye edilmeye çalışıldığını biliyorum. Şu da önemli ki çağırdığımız adam Yoda'ya elini sürmedi -öyle bir eli ne Yoda ne biz tek parça bırakırdık zaten. Sadece iyi niyetli, bencil ve aptaldı. İnsanları tanıdığım kadarıyla yaşamında beklentilere uygun bir erkek, işinde alfaların en güçlüsü olmaya çalıştıkça günlerce aç bırakılıp dövüşmeye zorlanan köpeklere benzer, daha belirsiz ve daha derin bir şekilde, ürkek ve aceleci hale gelmişti.

     Adam hakkında izlenimlerimin doğruluğuna güveniyorum. Kendi köpeğim hakkında izlenimlerimin doğruluğuna da güveniyorum. Daha büyük ve tehlikeli ırklar konusunda bir şey söyleyemediğim gibi genelleme de yapamam. Çok iyi bir veteriner bulun ve her şey için ona güvenin. Veteriner gözetiminde olmayan hiçbir eğitime güvenmeyin. Doğanın karşısında sistematik bilgiye itibar etmeyin. Köpeklerinizi kulübede değil koynunuzda yatırın. Korkutan değil saygı uyandıran bir sahip olun. Ve şöyle görünen bir şeyi incitmeyin:




31 Ağustos 2017 Perşembe

"Londra Caddesi - Samantha Young" Kitap Yorumu


KÜNYE: 
 
Kitap Adı: Londra Caddesi
Özgün Adı: Down London Road
Seri: Dublin Caddesi #2
Yazarı: Samantha Young
Çevirmeni: Aslı Dağlı
Yayınevi: DEXPlus
Sayfa Sayısı: 472
Goodreads: 4.24
 

ARKA KAPAK:
 
Dublin Caddesi'nde Joss ve Braden'ın aşkıyla baştan çıkmıştınız... Londra Caddesi'nde ise Johanna ve Cameron ile ihtirası doruklarda yaşayacaksınız. Johanna'nın alkolik bir annesi ve bakması gereken küçük bir erkek kardeşi vardı. Babası alıp başını gitmişti, evi geçindirmek Johanna'ya kalmıştı. Artık sadece kardeşi için yaşıyordu. Erkek arkadaşlarını da bu yüzden zenginlerden seçiyordu. Kendi arzuları onun için önemsizdi. Pasaklı kotu, dövmeleri ve hırpani tişörtüyle şehrin en seksi serserisi Cameron hayatına girdiğinde Johanna'nın bütün ezberi bozuldu. Onu öylesine çok arzuluyordu ki, kalp atışlarını bile bir türlü dizginleyemiyordu. Cameron, barda birlikte çalıştıkları bu mesafeli görünen seksi kızılın sakladığı sırlarını açığa çıkarmaya kararlıydı... Teker teker savunma kalkanlarını indirecekti... Johanna çırılçıplak kalıncaya dek!..

"Aşırı seksi bir kitap bu. Hem kahramanın kendini bulma ve güçlenme yolculuğuna da bayıldım. Londra Caddesi'ni tüm kalbimle tavsiye ederim."
-USA Today-

BENİM YORUMUM:


8 Ağustos 2017 Salı

"Winter - Marissa Meyer" Kitap Yorumu



KÜNYE:
 
Kitap Adı: Winter
Özgün Adı: Winter
Seri: Ay Günlüğü #4
Yazarı: Marissa Meyer
Çevirmeni: Beril Tüccarbaşıoğlu Uğur
Yayınevi: Artemis
Sayfa Sayısı: 800
Goodreads: 4.49

 
ARKA KAPAK:
 
Bu masallarda mutlu sonu kadınlar yazacak!

Ay halkı, yüzündeki yara izlerine aldırmadan zarafeti ve nezaketiyle hepsini büyüleyen Prenses Winter'a hayrandı. Herkes, genç Prenses'in, üvey annesi Kraliçe Levana'dan çok daha nefes kesici bir güzelliği olduğunu düşünüyordu. Winter, üvey annesinden pek hoşlanmıyordu. Eh, bunda Levana'nın, genç ve güzel Prenses'in çocukluk arkadaşı ve yakışıklı saray muhafızı Jacin'e duyduğu hisleri onaylamamasının da etkisi vardı tabii. Ancak Winter, Levana'nın sandığı kadar zayıf biri değildi ve yıllardır üvey annesinin isteklerini görmezden gelmeyi başarmıştı.

Winter, sayborg mekanik ustası Cinder ve arkadaşlarıyla birlikte belki de büyük bir devrim başlatacak ve uzun süredir gizliden gizliye süren bir savaşı nihayete erdirecekti. Cinder, Scarlet, Cress ve Winter; Kraliçe Levana'yı alt edip kendi mutlu sonlarını yazabilecek mi? "Ay Günlüğü" serisi sona erdi. Artık hiçbir masalda böyle bir tat bulamayacaksınız. Kendi masalınızı yaşasanız bile.
 
YORUM:

18 Haziran 2017 Pazar

"Yokyer - Neil Gaiman" Kitap Yorumu

 
KÜNYE:

Kitap Adı: Yokyer
Özgün Adı: Neverwhere
Yazarı: Neil Gaiman
Çevirmeni: Evrim Öncül
Yayınevi: İthaki
Sayfa Sayısı: 371
Goodreads: 4.17
 
 
 
ARKA KAPAK:

Genç ve iyi kalpli Richard Mayhew'un sıradan hayatı, bir kaldırımda karşısına çıkan yaralı genç kızın hayatını kurtarmasıyla sonsuza dek değişir. Bu iyilik Richard'ı var olduğunu hayal bile etmediği bir dünyayla şehrin altındaki terk edilmiş Metro istasyonları ve kanalizasyonlarda gelişmiş karanlık bir yaşamla- tanıştırır. O artık, yarıklardan düşen insanların yaşadığı Aşağıtaraf'ın bir parçasıdır... ve eğer bildiği dünyaya dönmek istiyorsa, gölgelerin ve karanlığın, canavarların ve azizlerin, katillerin ve meleklerin şehrinde yaşamayı öğrenmek zorundadır...
 
YORUM:

4 Haziran 2017 Pazar

"Eğer Yaşarsam, Sen Gittiğinde - Gayle Forman" Kitap Yorumu


KÜNYE:

Kitap Adı: Eğer Yaşarsam + Sen Gittiğinde
Özgün Adı: If I Stay + Where She Went
Seri: Eğer Yaşarsam
Yazarı: Gayle Forman
Çevirmeni: Ayşe Belma Dehni + Müge Kocaman Özçelik
Yayınevi: Pegasus
Sayfa Sayısı: 256 + 280
Goodreads: 3.96 + 4.06
 

ARKA KAPAK:
 
Sıradan bir günde...
On yedi yaşındaki Mia, bir genç kızın isteyebileceği her şeye sahiptir: sevgi dolu bir aile, ona âşık bir erkek arkadaş, müzik ve olasılıklarla dolu parlak bir gelecek...
... bir saniyede her şey değişir...
Bir sabah ailesiyle yolculuğa çıkan Mianın hayatı bir anda altüst olur. Kendini, kaza geçirdikleri arabanın enkazından yaralı bedeninin çıkarılışını izlerken bulan genç kız, parçaları yavaş yavaş birleştirince neler kaybettiğinin ve geride bıraktıklarının farkına varacaktır. Hayat ve ölüm, mutlu bir geçmiş ve bilinmezliklerle dolu bir gelecek arasındaki ince çizgide yürüyen Mia, bir günde hayatının en önemli seçimini yapmak zorunda kalacaktır.
Eğer Yaşarsam, aşkın gücünün, ailenin gerçek anlamının ve yaptığımız seçimlerin dokunaklı hikâyesi..
~
Her şey bitti derken... Sadece bir tesadüf yetebilir...
"Ben bir nehrin akıntısına kapılmıştım, o ise kıyıda kalmıştı."
Adam'ın, Mia'yı aşkıyla hayata döndürmesinin ve Mia'nın, onun hayatından çıkmasının üzerinden üç yıl geçmiştir...
Artık ülkenin bir ucunda yaşayan Mia'nın Juilliard da yıldızı gittikçe parlamaktadır. Adam ise Mia'nın gidişinin ardından onun için yazdığı şarkılarla grubunun dünya çapında ünlenmesini sağlamıştır. Fakat elde ettiği başarılar, içindeki boşluğu doldurmaya yetmez.
Sonunda şans, sadece bir geceliğine yollarını kesiştirir.
Mia'nın, evi gibi gördüğü New Yorku gezerlerken birlikte geçmişe gidip kalplerini geleceğe... ve birbirlerine açacaklardır.
 
YORUM: