18 Haziran 2014 Çarşamba

Kitap Alışverişi!!!


     İşte beklediğim kargo! Ve yeni kitaplar! Sapıkça öpülüp koklandıktan ve -"Hii, spoiler aldım" sesleri eşliğinde- rastgele sayfaları açılıp okunduktan sonra kitaplığa yerleştirildiler.
 
     Sonra ne zaman yeni kitap alsam gelen alışveriş yazısı yazma isteğini hissettim. İlk alışveriş yazımı iki ay önce, fuardan sonra yazmıştım. Bir sürü fotoğraf ve kocaman bir kitap kulesi vardı ki böyle yazıları çok severim. Sanırım bunu sürekli bir şey haline getirmeye çalışacağım. Gerçi düzenli olarak kitap alışverişi yapmam, canım istedikçe yaparım. Ama yine de kitap aldıkça yapmaya çalışacağım.
 
 
 
     Vee, artık serinin Artemis'ten çıkan kısmına da sahibim. Epsilon'dan çıkanlarla aynı boyutta olmalarına çok sevindim. Raftaki duruşlarından aynı serinin kitapları oldukları hiçbir şekilde anlaşılmıyor ama en azından boyutları aynı. Öbür türlüsüne dayanamazdım. Zaten kitapların beşine birden uzun süre bakmak psikolojimi bozuyor. (bknz. Kapak Değişikliği yazım)
 
     Labirent'le (evet, hala bitmedi) Steelheart'ı dönüşümlü olarak okuyorum şu an. O ikisi bitince sırada Rüya Ateşi var. Bu arada sadece şu ikisine bakınca kapaklar güzel bence. Berbat fotoğrafçılığıma rağmen çok hoş görünüyorlar. 

16 Haziran 2014 Pazartesi

"İntikam Ateşi - Karen Marie Moning" Kitap Yorumu


KİTAP KÜNYESİ:
 
Kitap Adı: İntikam Ateşi
Özgün Adı: Faefever
Seri: Ateş #3
Yazarı: Karen Marie Moning
Çevirmeni: Aylin Kalav
Yayınevi: Epsilon
Türkiye Yayın Tarihi: Ocak 2012
Sayfa Sayısı: 416
Piyasa Fiyatı: 20.00 TL
Goodreads: 4.37


 
ARKA KAPAK:
 
 
Tehlikenin farkında mısınız?
ONLAR her yerdeler!


MacKayla Lane, kız kardeşi Alina’nın intikamını almak için Dublin’in tehlikeli sokaklarında canı pahasına mücadele ediyor.
Dokunan herkesin korkunç şeyler yaptığı bir kitabın peşinde, Kelt efsanelerine konu olan yaratıklarla savaşıyor, değişiyor ve yetişkin bir kadına dönüşüyor.
Etrafındaki kimseye güvenmiyor. Ne dizlerinin bağını çözen Fae Prensi Vlane’e, ne henüz ne olduğunu çözemediği Barrons’a, ne de kendisi gibi sidhe-kâhini kızları yöneten Rowena’ya.
Sadece intikamı, yitirdikleri ve dünyanın kaderi için savaşıyor. Ve oldukça da sağlam dövüşüyor.

“Çok ama çok farklı, karanlık bir fantezi serisi!”
Booklist

"Kelt mitolojisinin ve tehlikenin baştan çıkarıcı bir karışımı."
Chicago Tribune

"Nefes kesici!"
Romantic Times

"Bu kitaba daha ilk sayfasından bayıldım! Beni hemen içine aldı… Daha, daha fazlasını okumak istiyorum."
Linda Howard

 
BENİM YORUMUM:
 
 
     Karanlık Ateş yorumum için buraya, Kan Ateşi yorumum için buraya tıklayın.

      İntikam Ateşi'ni okumak, ilk iki kitapta olduğundan daha uzun sürdü ve bunun sayfa sayısıyla da alakası yok. Kitaba başlamadan önce içini biraz incelemiş olabilirim. Birazdan fazla, aslında. Çok. Başladıktan sonra kendi okuduğum yeri bırakıp sonraki sayfalara göz gezdirdiğim de oldu. O yüzden kitabın gidişatını az çok (çok) biliyordum, bu da okuma hızımı düşürdü.
 
     Ama sonunu öğrenmemeye kararlıydım. Her yerden çok şaşırtıcı ve acımasız bir sonu olduğuna dair şeyler duyuyordum çünkü, ve nedense böyle sonları severim. Buna rağmen spoiler yedim ve spoiler yemesem çok şaşırtıcı olabilecek finali okuması benim için işkenceye döndü. Tuhaf bir insanım, kitap yorumlarını ortasından okumaya başlayıp yazının başında yapılan spoiler alarmını gözden kaçırabiliyorum. O yüzden tüm bloggerlardan rica ediyorum, spoiler alarmlarınızı kocaman kırmızı harflerle yazın. Teşekkürler.
 
     Yine de güzeldi. Son sayfalar çok heyecanlıydı ama oraları da biraz yavaş okudum. Çünkü işlerin aşırı kötüye gittiğini görünce kaçınılmaz olanı geciktirmek istedim. Beynim kaldıramadı. Karen da psikopat yazarlardanmış meğer. Tüm o felaketi yavaş yavaş anlatması ve biz okuyucuların da Mac kadar çaresizce olayları seyretmek zorunda kalmamız... Psikopat işte.
 
     İntikam Ateşi'nde çok fazla şey öğrendik ve daha fazlasını da öğrenemedik. Kutsal emanetlerin ortaya çıkış hikayesi çok güzeldi bu arada. Kutunun ne işe yaradığını çok merak ediyorum.
 
     Barrons fazla yoktu ya da bana öyle geldi. V'lane daha çok vardı. V'lane'den nefret etmiyorum aslında ama bir Jericho Barrons olamaz. O yüzden Barrons'u arayıp durdum, özellikle son sahnelerde. Aslında son sahnelerde V'lane'e de razıydım. Herhangi biri yardım edebilirdi... Neden yani, neden? Neden? OF.
 
Buradan sonrası spoiler içerebilir. (İşte bundan bahsediyorum)

9 Haziran 2014 Pazartesi

"Dublin Caddesi - Samantha Young" Kitap Yorumu

 
KİTAP KÜNYESİ:
 
Kitap Adı: Dublin Caddesi
Özgün Adı: On Dublin Street
Seri: Dublin Caddesi #1
Yazarı: Samantha Young
Çevirmeni: Deniz Ece
Yayınevi: DEXPlus
Türkiye Yayın Tarihi: 19 Eylül 2013
Sayfa Sayısı: 364
Piyasa Fiyatı: 19.00 TL
Goodreads: 4.31
 

 
ARKA KAPAK:


Joss geçmişte yaşadığı acıları bir kutuya kilitleyip her şeyi unutmak için Amerika'dan iskoçya'ya yerleşmişti ve şimdi yeni bir ev arıyordu.
Bulduğu ev Dublin Caddesi'ndeki havalı binalardan birindeydi.

Yolda bir adamla karşılaştı.

Takım elbiseli, bronz tenli, çıldırtıcı İskoç aksanlı, maço tavırlı, seksi bakışlı Braden'la.

Joss, Braden'ın her zaman kolunda taşıdığı Barbie kılıklı kızlardan biri değildi, olmaya da hiç niyeti yoktu.

Ama insan arzularına nereye kadar gem vurabilir?
Kalbiniz başka, beyniniz başka şey söylüyorsa, hangisinin sözünü dinlesiniz?

Trajedi. Seks. Tutku. Kahkaha. Kıskançlık.
 
New York Times Bestseller
The Wall Street Journal Bestseller
Amazon Bestseller
USA Today Bestseller


Ve 30 ülkede milyonlarca okuyucuya ulaşmış, son yılların en çok konuşulan aşk hikayesi
 
 
BENİM YORUMUM:
 
 
     Virginia'da geçen giriş bölümünde baş karakterimiz Jocelyn Butler, kısaca Joss, annesinin, babasının ve kardeşinin ölüm haberini alır. Birinci bölümse sekiz yıl sonra, İskoçya'da başlar. Ama bu birinci bölümden önce de Jocelyn zaten İskoçya'da dört yıldır yaşıyordur, bu dört yıl öğrencilik içindir. Kitabın başladığı noktadaysa Jocelyn artık mezun olmuş ve annesinin doğduğu yer olan İskoçya'da başladığı "yeni bir hayat"ı sürdürmektedir.
 
     Ev arkadaşı mezun olduktan sonra İskoçya'dan ayrıldığı için, Joss yeni bir ev ve ev arkadaşı arar. Dublin Caddesi'nde çok güzel bir ev bulur, üstelik ev arkadaşı olacak Ellie de çok tatlı bir kızdır, böylelikle buraya taşınır.
 
     Erkek karakter Braden, Ellie'nin abisi. Sonrasında neler olacağını tahmin edebilirsiniz sanırım. Braden Joss'u ister, Joss da Braden'ı ister ama hislerini gizlemeye çalışır, sonunda Braden ona çıkar arkadaşlığı teklif eder, Joss önce biraz tereddüt eder ama sonra kabul eder, bir süre sonra sevgili olmaya karar verirler, bir şeyler yaşanır ve ayrılırlar, kavga ederler, barışırlar, sonsuza dek mutlu yaşarlar.

8 Haziran 2014 Pazar

Çifte Mim *-*

(Bu sefer resim çok da alakasız değil. Kabul edin.)
 
Gölgeleri Kovalamak tarafından mimlenmişim -yine! Mimleri ve diğer tüm etkinlikimsileri sevdiğimi artık biliyorsunuzdur, o yüzden teşekkürler! Bu sefer iki ayrı mim var, ya da iki aşamalı tek bir mim (Bakış açısı, bayanlar baylar, bakış açısı).
 
NOT: "Çifte Mim" başlığını İki Kızın Kitaplığı'ndan çaldım çünkü aklıma saçma olmayan başlık gelmedi. Benim yaratıcılığımın da sınırları var.
 
 
MİM 1: Mor Mim


1) Hayatında en çok sevdiğin yön nedir?
Düşünme şeklim.
 
2) Sen hiç yağmurun altında ağladın mı?
Haaayıııırr (,dedi sözcükleri uzatarak, soruyu saçma bulduğunu belli eden alaycı bir ses tonuyla.)
 
3) Diyelim ki sana üç dilek hakkı tanındı. Ama sadece insanları değiştirebileceksin. Neleri, kimleri ya da hangi özellikleri değiştirirdin?
Bu da saçma bir soru gibi geldi bana. Kimseyi değiştirmezdim.
 
4) Sen hiç yaz yağmurunda denize girdin mi?
Hayır. Cevabı daha fazla uzatamıyorum, sadece hayır.
 
5) Yaşadığın en gülünç durum nedir?
Çok ama çok fazla gülünç durum yaşarım. Ama şu deniz sorusundan sonra bir tanesi özellikle öne çıktı. Havuzda yüzüyordum, tek yaptığım buydu ve bilginiz olsun, amaçsız bir nedenden dolayı suyun en dibine inip vücudumu gevşeterek, hareketsiz durmayı severim (basıncın kulağımı sikmesi ama benim durmamam sonucu kulakla ilgili anlam veremediğim bir hastalığa yakalandığımdan beri bunu yapmıyorum). Bir gün ben yine öyle duruyorken birden herifin teki beni sudan insanüstü bir kuvvetle çıkardı, bunu yaparken resmen akciğerlerimi ezdiğinden içgüdüsel olarak nefes almaya çalıştım ve su yuttum, doğal olarak yüzeye çıktığımda öksürmeye başladım... Geri zekalı tam bir kahraman havasıyla etraftakilere "Boğuluyordu, hemen suya atladım ve çıkardım" falan dedi. Sonra beni hareketsiz gördüğünde hissettiklerini öyle detaylı anlatmaya başladı ki gerçekten boğuluyor muydum acaba, diye düşündüm. Boğulmadığımı anlatmaya çalıştım ama bunu söylerken öksürmeye devam ettiğim için bana nasıl bir his olduğunu biliyorum ama inkar etmek gerçek olduğunu değiştirmez bakışından attı. Geri zekalı.
 

6 Haziran 2014 Cuma

Ödül Almışım Be

 
Kanalizasyon Balığı'ndan Cemile, ya da Cessie Balık, gerçi benim aklımda Cemile diye kalmış, işte o, bana "Güldüren Blog Ödülü"nü vermiş!!! Kendisine çok çok çok teşekkür ediyorum. Bir blog turuna katıldığım zamanlarda tanışmıştık. Çok tatlı bir kız. Tuhaf biraz. Bir keresinde "Doğa blogunu kaybettim linkini atsana" demişti. İtiraf edeyim, bunu gördüğümde gülme krizine girmiştim. Hala hatırladıkça gülüyorum. Nasıl kaybetmiş acaba? Ah, tuhaf insanları çok seviyorum.

Neyse, ödül için tekrar teşekkür ediyor ve kendime ödül verecek birilerini buluyorum.
 
***
 
 
En. Sevdiğim. Blog. Daima. En sevdiğim blogger'ı sorsanız hemen Merve derim ama en sevdiğim ÜKG üyesini sorsanız şöyle bir afallarım. Aslında daha az seçeneğin olduğu bir durum, ama işin içine ÜKG sözcüğü girince insan tereddüt ediyor. Gerçi burada sevdiklerimizden değil, en çok güldürenlerden bahsediyoruz. Ama olsun. Güldürüyor da. Çok seviyorum.
 
 
ÜKG üyelerini seviyorum, hepsi deli. Psikopatlık bazı insanların ruhunda var. Bu arada "Yakında, çok yakında" dedikleri turları geciktirmeye devam ederlerse uykusunda bıçaklamakla tehdit ettiğim hanginizdi?
 
 
Vee... diğer ÜKG kızımız. Aslında onların hepsi komik ama blog yazıları da komik olanları bulmaya çalışıyorum. Bir de hepsi ÜKG olmasın diye eleme yaptım ve kazananlardan biri de Sevgili Kitap oldu. Komik kız, severim.
 
 
Bazı yorumlarım, onun yorum yapış tarzına çok benziyor. Yani benziyordu. Bunun sebebi, bir aralar kendisine kafayı takmış ve başka bloggerlar da olduğu gerçeğini katiyen reddetmiş olmam. Bir tek onun yazılarını okuyunca da ister istemez tarzlarımız benzemişti. Şu an kendi tarzımı bulduğum için çok mutluyum ama hala, bir zamanlar sapıklık derecesinde idolleştirdiğim, komik ve tatlı kızın yazılarını okuyup hüzünlendiğim olur.
 
 
Son zamanlarda fazla yazısını okumadım ama bunun suçlusu ben değilim. Çünkü o son zamanlarda yazmıyor pek. Ama istediğinde çok eğlenceli olabilir. Bir de yorum yaparken koyduğu giflere hayranım.
 
***

Öf. Şu an çok bitkinim. Oturmaktan yorulan bir tek ben miyim? Hiçbir şey yapmadan otururken fazlasıyla yorulabiliyorum. Ya da hiçbir şey yapmadan oturmak uykumu getiriyordur, bu daha mantıklı. Neyse, bitkinim işte. Ve uykum var. O yüzden fazla kişiyi yazamadım, kesin önemli birilerini unutmuşumdur. Beni affedin.
 
Bir de bugün Vampir Akademisi'ne yorum yapmayı planlıyordum. Yapmam herhalde. Öf gidip uyuyayım ben.