22 Temmuz 2018 Pazar

Obur Kitaplık'ın Açlığı Dindi

     Size hızlıca "üniversite sınavı" diye yutturduğum gidişimin dönüşünden merhaba.

     Son yazıdaki birikmiş yorumlarınızı okudum. Uzun süredir kendi kendime (gelecekteki bir versiyonuma) konuştuğumu düşünürken hala karşı tarafta sesimin uzay boşluğunda yitmemesi için kendini siper eden birilerinin durduğunu fark ettim. Veda eder gibi yapınca karşılık veresiniz tutuyor demek hahaHA.

     Daha az konuşup daha çok dinliyorum. Blogdan bloğa dolaşıp muhtemelen kendi kendine konuştuğunu düşünüyor olan pek çok insanı okuyor ve karşılık vermiyorum. Sadece sesleriyle uzay boşluğu arasında kambur bedenimle dikiliyorum. Gözlerim ve sırtım için çok berbat bir yıldı.

     Sınav yılı olarak değerlendirirsek bu yıl benim için önemli bir yıldı ve şu günler de yıl bitimine denk geliyorsa adetim olduğu üzere geçmiş ben'i eskiten bir yeni yıl yazısı yazmakta fayda var. Bu yıl (çoğunlukla kafamda) olanları düşünüp özeleştiri yaptığımda aklımdan mantıklı düşünceler geçirebiliyorum ama orası benim aklım olduğu ve bir seyircim olmadığı için geçip gidiyorlar. Bir seyircin varmış gibi düşünmek, konuşmak, yazmak bana çok yardım ediyor ve bunun için bana 2013'ten beri seyircim varmış gibi yazmayı öğreten blogdan daha iyi bir platform bilmiyorum.

     Deliler gibi çalışmadım. Okul değiştirdiğim için orada olduğum sürenin yüzde yetmişinde çalıştım, bilerek arkadaş edinmedim, ki önceki yıl tam da bu yolda denemeler ve devrim niteliğinde değişiklikler yapmaya başlamıştım. Bu yıl neden liseye başladığımdaki gibi olmamam gerektiğini hatırlatan bir geri dönüş oldu. Buradan sosyal fobiyi ve içe kapanıklığı şiirselleştiren herkesi lanetliyorum.

     Değinmek istediğim nokta benim arkadaş bulma becerilerim değil, ne kadar ders çalıştığım da değil. Ama çalışıyor olmam gereken zamanı beynimde daha da fazla yer kaplamayacak şeylere ayırmış olmam asıl konuya gelmemize yardım edecek yarı önemli bir nokta. Örneğin boş zamanımı yavaş yavaş bir kitabı okumaya versem aklımda dallanıp budaklanan farklı alanlardaki bilgilerin üzerine bir de o hikayenin kurgusunu takip etmem gerekecekti. Ama telefondan Instagram'a girip Koreli pekinez videoları izlemek beynimi kesinlikle yormayacaktı.

Bu yıl edinilen bilgi: Telefon bağımlısı nasıl olunur.

     Evin içinde bir yere gidip gelirken bile, hiçbir işimin olmadığı telefonu elimde tutmam, bir şey taşıyacaksam koltuk altıma sıkıştırmam ve pek çok kez düşürüp yerden almam gerekiyordu. Birkaç kez kendimi denedim. Instagram'ın ana ekrandaki yerini değiştirdim. Parmağımın içgüdüsel olarak boşluğa uzandığı her an kendime geldiğimde bir şey düşünmekte olduğumu fark ettim. Elimiz ve ağzımız durunca aklımız hareketleniyor, boş anında içgüdüsel olarak sosyal medyaya uzanırsan o düşünceler düşünülmemiş olabiliyor. Daha önce masaüstü bilgisayar bağımlısı olmuştum ama telefon bağımlısı olmamıştım. Gerçi yine bağımlı değildim, bilgisayar mükemmel zamanlamayla okul başlamadan bozulduğu için hayatımdaki daha pratik bir aygıtı keşfediyordum ama bağımlı olmadım. Sınav bittiğinden beri yine daha az oynuyorum.

     Ama önemli olan benim telefonda elimin nereye gittiği de değil, bahsettiğim o boş an. Yalnızca teoride meşgul olup, gerçekte ders çalıştığım zamanı bilmemkaçlara katlayacak kadar boş zamanım olduğundan çok fazla şeyi düşünme fırsatım oldu. Henüz uygulamaya koymadığım pek çok şey öğrendim. Sevdiklerime haksızlık ettiğim dönemin bir noktada sevdiklerimin bana haksızlık ettiği bir duruma çevrildiğini, bunun uzun süredir olduğunu, hikayeyi dışarıdan dinleyen birini benim için endişelendirecek olayları hiç kendi açımdan değerlendirmediğimi fark ettim. Benimle çevre arasındaki enerji alışverişinde pek çok dengesizlik fark ettim. Manyak köpeğim sayesinde herhangi bir erkeğe ihtiyaç duymadan karşılıksız sevmeyi, ya da en azından sana bağırıp başından savdıktan sonra ruh hali müsait olunca dört dakikalığına veya yirmi saniyeliğine sana önemli olan her şeymişsin gibi davranan bir canlıyı kin tutmadan ve kabullenerek sevmeyi öğrendim. (Tabii bu ilişkiyi insanlarla değil kedi köpekle kurun.)

     Düşüncelerimin hatırı sayılır bir kısmı blog üzerineydi, özellikle bir süre burada olmayacağımı ilan ettiğim zamanlarda. Sıklıkla kullanarak değersizleştirdiğim manada değil de, hayatınızı-ucundan-mahvedebilecek manada bir kontrol manyağı ve psikolojik olarak adlandırılması gerekecek başka şeyler olduğum için bloğu kendim için bir göreve, hatta bir borca çevirdim. Çocukken oynadığım her ayrıntısı kusursuzca belli ve üç, beş veya beşin katlarından biri kez tekrar edilmesi gereken oyunlardan belliydi. Buranın -iyi kötü var olan- estetiğini bozmadan ayrıntısına girilmeyecek kadar çirkin, ortaokul dönemlerime tekabül eden Facebook hayran sayfalarından da. Hackerların işi gücü Avril Lavigne Fan Turkey'leri zimmetine geçirip silmek olduğu için bir yedeği vardı. Galaya malaya gidildiyse her iki sayfadan fotoğraf albümü yapar, bir de kelimelerle anlatamayacağım düzeyde bir takıntılılıkla onları sıraya dizerdim. "Elini beline koydukları önce, sırtının üstünden baktıkları sonra." Kronoloji biliminden yararlanıyordum. Yine Facebook cehenneminde şehir kurmalı bir oyun vardı, benim için mükemmel. İdeal şehri sadece kendimden değil, o oynamadığı için kardeşimin hesabından da yaratıyordum. Daha küçükken de kimse benden istemeden onun ödevlerini de yapardım. Sanırım iki, üç, beş veya beşin katı denemede aynı sonucu elde edemiyorsam hiçbir şey yapılmış sayılmıyordu.

     Sizin okuduğunuz yerden hissediliyor mu bilmiyorum ama bu tür şeylere akıl almaz süreler harcadım. Bunları yapmıyor olsam ne yapıyor olurdum bilmiyorum da çünkü ilk ve ortaokuldu. Lise blog gibi daha entelektüel şeylere ayrılmıştı. Sahne arkasında bu blog için de birtakım takıntılı davranışlar sergiledim.

     Şunu artık tamamen kabul ediyorum ki bloğu ilk açma sebebim en ağır halini zihnimde yaşayan, gerçek dünyaya maskelenerek yansıyan, internete ise yansımayacağını sandığım ezikliğimi kitaplara ve kitap karakterlerine abartılı heyecan ve agresiflik göstererek atmaktı. Zaten okuyan bir insan olarak değil, okumaya yeni başlamış bir insan olarak açmıştım bloğu; çünkü yapılabilecek bir şey varsa yaparım ve bu konuda yıpratıcı rekabetçilik gösterebileceksem gösteririm. Okuduğum her şeyi buraya kalıpları önceden belirlenmiş bir yorum halinde kaydedeceğim diye girdiğim stres gerçekten çok anlamsızdı. Şu an pek eziklik hissetmiyorum, bir yerlerde dijital ekranının karşısındaki bir insana kendimi kabul ettirmeyi umursamıyorum. Her şeye yorum yapmayı bıraktım. Geride durup insanları izlemeyi sevdiğim böyle bir dönemden geçiyorken şu bloğa benim konuşup herkesin dinlediği iki kelime yazasım gelmiyor. Yazılmayan yazıları anlamsızca sonsuz ve sonsuzca anlamsız yapılacaklar listemden çıkardım. Adak verir gibi yazı yazmaktan sıkıldım.

     Obur Kitaplık artık obur değil, asla okumayacağı kitapları elinde tutmuyor ve zaman alan büyük takıntılarını işe yarayan küçük takıntılarla takas etti. "Kitap bloggerı yazarlığa merak salar," hikayesine dönmemesi için bu platformda çok sık değinmediğim (ama yeni yıl yazılarında geçen) yazma çalışmalarım hiç olmadığı kadar yoğun bir şekilde sürüyor ve bana neredeyse başı, sonu ve o ikisini bir arada tutan her şeyi olan bütün bir kitap verecek. Bunu bilemeseniz de hiç yazmadığım kadar yazıyorum. Bloğu ikinci plandan çok daha gerisine attım, blog artık plana dahil değil.
     Hala bir bloğa ihtiyacım olduğuna inanıyorum ama kitap yorumları ya da onun gibi hiçbir şey yazmak istemiyorum. Son zamanlarda kitap eleştirmenliğinden tamamen farklı bir şey olan kitap yorumculuğu Youtube ve Instagram gibi daha görsel ve daha göz önünde platformlara taşınmış ve taşmış durumda. Bir süredir bana ihtiyaç olmadığı hissettiğim ve biraz içerlediğim için "bu blog sadece benim için var" tarzı cümleler kurduğumu fark etmiş olabilirsiniz. Artık benim de ona ihtiyacım yok.

     Yukarıdaki paragrafı birbirine zıt iki cümleyle başlayıp bitirdim. Çünkü muhtemelen yaz aradan çıkıp ne halt edeceğim belli olunca sonbahar gibi yeni bir blog açabilirim. Kurduklarımın üzerinde yükselmek için Obur Kitaplık'ı değiştirmeyi daha önce denedim ve başaramadım. En baştan bir blog daha tasarlamayı ne kadar istemediğimi bilemezsiniz. Yukarıdaki kahveli depresif kız ben değilim ve o çizimi kimden çaldıysam benimle iletişim kurup kaldırmamı istememesi üzücü. Yeni bir blog açarsam haber veririm, beni sessizce seven insanları sessizce seviyorum, son yazıdaki yorumlarınızın beni tehlikeli duygusallıklara sürüklememesi için yazıyı kaldırdım. Zaten yazı boktandı.

     Olası gelecek bloğumda konu sınırlaması olmayacak. Canım isterse bir gönderiyi tamamen pekinez fotoğraflarıyla doldurabilirim.

     Tekrar görüşene kadar, köpek mıncırmayı unutmayın.

 


5 yorum:

  1. İçeriği oldukça dolu bir blogunuz var,emeklerinizi takdir ediyorum.Takip ettim,sizi de bloguma beklerim.Sağlıcakla Kalın.

    https://dizifilmkitaptavsiye.blogspot.com/

    YanıtlaSil
  2. Blogunuzu sık sık ziyaret ediyorum.Oldukça dolu ve yararlı emeğinize sağlık.Zaman
    ayırmak isterseniz,yeni açtığım blogumu takip ederseniz çok mutlu olurum.Sağlıcakla Kalın.

    https://hepfragmanizle.blogspot.com/

    YanıtlaSil
  3. Sinava mi hazirlaniyorsunuz? Blogunuzu yeni takibe aldım. Bloguma beklerim.

    YanıtlaSil
  4. Arkadaşlar merhaba, kendi çocukluğumu yazıyorum. Bir göz atarsanız sevinirim. Eleştirileriniz ve önerilerinizi bekliyorum. Maalesef bir çok kişi gibi benim hayatım kolay olmadı. Ve artık sadece kendi sesim değil benimle birlikte bir çok kişinin sesi oldu. Bloğumun duyulmasına ve reklama ihtiyacım var. Eğer göz atarsanız sevinirim. Eşinize dostunuza bahsedierek paylaşım yapıp Bloğumun tanıtmama yardımcı olurmusunuz?Desteklerinizi bekliyorum.

    YanıtlaSil
  5. Benimde sınav senemdi geçen sene. Şuan üniversitedeyim ve o kadar rahatladım ki anlatamam sana. Gerçekten bu sınav senesi insanım psikolojisi tamamen çöküyor. 3 sene sınava çalışmış biri olarak bu sene çok boş zamanım oluyor. Bende boş zamanlarımda blog yazıyorum. Bloğun yeni keşfettim. Çok güzel de ifade etmişsin bazı şeyleri. Benim bloğuma da beklerimm.

    YanıtlaSil