21 Haziran 2014 Cumartesi

"Vampir Akademisi - Richelle Mead" Kitap Yorumu

 
KİTAP KÜNYESİ:
 
Kitap Adı: Vampir Akademisi
Özgün Adı: Vampire Academy
Seri: Vampir Akademisi #1
Yazarı: Richelle Mead
Çevirmeni: Zeynep Heyzen Ateş
Yayınevi: Artemis
Türkiye Yayın Tarihi: 2010
Sayfa Sayısı: 364
Piyasa Fiyatı: 19.00 TL
Goodreads: 4.18


ARKA KAPAK:
 
Lissa Dragomir, bir Moroi prensesi:

Sihir dünyasıyla arasında kopmaz bir bağ olan ölümlü bir vampir. Vampirlerin en vahşisi ve en tehlikelisi, ölümsüz Strigoi'lerden her daim korunması gerek.

Lissa'nın en yakın arkadaşı Rose Hathaway'in damarlarında akan insan ve vampir kanının güçlü karışımı onu bir Dhampir yapıyor. Ve Rose kendini, arkadaşı Lissa'yı -genç kızı içlerinden biri yapmayı kafaya koymuş Strigoi'lerden- koruduğu tehlikeli bir hayata adamış.

Rose ve Lissa, iki yıl süren kaçak özgürlüklerinin ardından yakalanıyor ve Montana ormanlarının derinliklerine gizlenmiş Aziz Vladimir Akademi'sine sürükleniyor. Rose, Dhampir eğitimine devam edecek. Lissa da zaten elit Moroi toplumunun Kraliçe'si... Ve iki kız, Akademi'de yine birçok kalp kıracak.

Lissa ve Rose'un Aziz Vladimir'den kaçmasına sebep olan korkuydu. Evet, çünkü Akademi'nin demir kapıları ardındaki hayat, akıl almayacak kadar tehlikeli. Moroi'ler iğrenç ayinler düzenliyor ve onların bu gizli kapaklı doğası ve gece aşkı, sosyal karmaşalarla dolu enigmatik bir dünya yaratıyor.

Rose ve Lissa, bu tehlikeli ortamda kendi yönlerini bulmak, yasak aşkın cazibesine karşı koymak ve Strigoi'lerin Lissa'yı sonsuza dek kendilerinden birine dönüştürmesine fırsat vermemek için sürekli savunmada kalmak zorunda!


BENİM YORUMUM:
 
 
     Bu kitabı üç kelimeyle şöyle tanımlayabilirim: Abartıldığı. Kadar. Değil.
 
     Tabii şöyle bir durum var ki insanlar Vampir Akademisi dediğinde seriden mi yoksa kitaptan mı bahsettiklerinden emin olamazsınız. Vampir Akademisi'ni kitap olarak düşündüğümüzde abartılacak bir şey göremiyorum ama seri olarak sorulduğunda henüz cevap veremem. Belki asıl sevilen seridir. Her türlü devam etmek istiyorum.
 
     Vampir kitaplarını sevmiyorum pek. Aslında vampir, kurt adam, zombi vs. gibi hazır yaratıkları alıp kullanan yazarların hayal gücünden yoksun olduklarını düşünürüm. Özellikle vampirlerin, çeşitli özellikler eklenip çıkarılarak okuyucuya sunulmasından bıktım. Alternatif zayıf yönler ve öldürme yöntemleri sonsuz olduğundan yazarlar kendilerine göre bu özelliklerle oynayarak vampirleri şekilden şekle sokuyorlar. Beni rahatsız ediyor bu durum.

     Bu seride biraz olsun fark yaratan bir şey gördüm. Vampirler kendi içinde sınıflara ayrılmış durumda: Dhampir, Moroi, Strigoi. Bunları tam olarak anlayabilmiş değilim aslında. Moroi'ler en çok saygı gören tür. Dhampir'ler insan-vampir karışımı bir şeylerdi sanırım. Strigoi'ler kötü olanlar. Sonradan Strigoi'ye dönüşebilirsiniz, bunun için beslenme sırasında ölmek (!?!?!?) gerekiyor ama bu kısmı yanlış anlamış da olabilirim. Muhtemelen doğru anladım ama yanlış anladığımı düşünmek istiyorum çünkü acayip saçma.
 
     Akademide Dhampir'ler ve Moroi'ler var. Dhampir'ler, Moroi'leri Strigoi'lere karşı korumak için eğitim alıyorlar. Moroi'lerin dört elementten biri üzerinde uzmanlaşmak gibi büyülü yetenekleri var, güneş ışığından rahatsız oluyorlar ama onları öldürmüyor da, kan içmeleri gerekiyor. Dhampir'lerde bu özelliklerden hiçbiri yok. Daha çok insan eğilimi gösteriyor onlar.
 
     Kitap, baş karakterimiz Rose Hathaway ve en yakın arkadaşı Lissa Dragomir'in iki yıl süren kaçak yaşamlarından sonra yakalanıp kaçtıkları yere, St. Vladimir Akademisi'ne geri götürülmeleriyle başlıyor. Lissa bir Moroi prensesi. Rose da bir Dhampir ve Lissa'nın gelecekteki gardiyanı. Baş karakterin Dhampir olması beni inanılmaz rahatlattı çünkü birilerinin ağzından kan içme deneyimlerini ve bu sırada hissettiklerini okumaktan nefret ederim.
 
     Şu yakalanma olayı bana fazla basit geldi. İki yıl kaçtıktan sonra bir anda bu kadar kolay yakalanmaları... Keşke yazar bu sahneyi biraz daha uzatsaymış. Akademinin onlara kurduğu tuzak daha büyük ve zekice bir şey olsaymış.
 
     Sonra karakterlerimiz Akademi'ye ve derslerine geri dönüyorlar. Neden kaçtıkları sorusunun cevabı, ilk kitabın temelindeki olayları şekillendiriyor. İlk kitabın temelindeyse Lissa var. Lissa'nın bir Moroi için bile alışılmadık yetenekleri ve yeteneklerinden haberi olan birinin sürekli Lissa'ya zarar vermek istemesi.
 
     Potansiyeli olan serileri tespit etmekte çok iyiyimdir. Bu konu tek başına altı kitabı, sonra yan serideki altı kitabı daha götüremez. Belli ki Lissa'nın yeteneklerinden fazlası var. Ayrıca yaratılan dünyada yönetim sıkıntıları var; iyi adamlar yeterince iyi değil ve yozlaşmış durumdalar, kötü adamımız iyi bir amaca ulaşmak için yanlış yöntemleri seçen kötü adamlardan. Valentine gibi. Ah, Valentine. Psikopatça deneylerin ve yanlış yöntemlerin olmasa iyi adamdın. Sebastian'dan iyiydin yine. Özlüyoruz.
 
     Neyse. Demek istediğim, sonralardan güzelleşen serilerden birine benziyor. Altı kitap var, hangisinde güzelleşmeye başlar bilmiyorum. Belki de bir iyi bir kötü giden serilerdendir. Ama potansiyel var. Umarım yazar o potansiyeli çıkarmasını bilir.
 
     Karakterlere değineyim. Rose'u sevmedim. Sert, hazırcevap ve fedakar bir kız, bu özelliklerini sevdim ama diğer yönlerini sevmedim. Çok yüzeysel, sığ ve kendini beğenmişti. Böbürlendiği kadar iyi dövüşçü gibi görünmüyor, en azından bu kitaba bakıldığında. Sonraki kitaplarda başına gelen olaylar onu olgunlaştırır diye umuyorum.
 
     Lissa'yı sevdim ama çok değil. Dimitri'de abartılacak bir şey yoktu, favori erkek karakterlerim arasına giremez. Christian kitapta en sevdiğim karakter oldu. İkinci kitapta Adrian isimli bir afetin geldiğini duydum, onun gelmesiyle aşk üçgeni oluşacak yine. Merak ediliyorsun Adrian. Dimitri'den daha iyi ol.
 
     Bir de Melez Sözleşmeleri meselesine değineyim. Melez Sözleşmeleri çok sevdiğim bir seridir ama Vampir Akademisi çakması olduğuyla ilgili çok fazla şey söylenir hakkında. Ben Melez Sözleşmeleri'ni yorumlarken bu meseleden pek bahsetmemiştim çünkü Vampir Akademisi'ni okumamıştım. Şimdi bir şeyler söyleyebilirim.
 
     Yaratılan dünyada benzerlikler var, evet. Irk kastı; okul, dersler;  Dhampir-Melez, Moroi-Safkan, Strigoi-iblis benzerlikleri; Rose-Alex, Dimitri-Aiden benzerlikleri... Ama bu kadar büyütülmesine inanamıyorum gerçekten. Irk kastı ve okul, bir sürü başka kitapta da olan şeyler zaten. Asıl ciddi benzerlik Melez, Safkan ve iblislerde olabilir. Benzediği söylenebilir tabii ki. Ama Melez Sözleşmeleri'ne VA çakması demek... Cidden mi?
 

     Jen konuyu yaratırken bu dünyadan esinlenmiş ve sonradan değişiklikler eklemiş olabilir gerçekten. Ama temelde o kadar farklı seriler ki. Zaten Melez Sözleşmeleri üçüncü kitaptan sonra tamamen başka bir yöne sürüklenip gerçek bir Yunan mitolojisi kitabına dönüşmüştü. O yüzden bu kadar abartılmaması gerektiğini düşünüyorum.
 
     Son olarak, film berbattı. Son birkaç yılda yapılan kitap uyarlaması filmlerden sadece Uyumsuz'u beğendim. Neden bu kadar zorladıklarını anlamıyorum.

 

ALINTILAR:
 
 
Avamların arasından, okulun pek çok dini ihtiyacı için hizmet veren küçük Rus Ortodox kilisesine doğru yavaşça ilerlemeye başladı. Lissa, ayinlere düzenli olarak katılırdı. Bense pek düzenli bir katılımcı değildim doğrusu. Tanrı ile aramda makul bir anlaşma yapmıştım. Pazar günleri uyumama izin verdiği sürece ben de ona inanmaya devam edecektim.
(sf. 64)
 
 
"...Aaron da böyle kelime oyunları asla yapmaz."
"Çünkü Aaron'ın birden fazla heceli sözcükler kullanmasına gerek yok."
(Lissa ve Christian, sf. 288)
 

PUANLAMA:
 
 
3 Taç: Güzeldi ama okumasan da olur. Kitapsız kalırsan oku.
 
 
Vampir Akademisi, kitap olarak, özel bir şeye sahip değil. Ne çok heyecanlı, ne eğlenceli, ne komik. Alıntılar bölümüne yazacak bir şey bulana kadar çok uğraştım, yine de iki tanecik çıktı. VA'dan önce önereceğim çok daha iyi seriler var, Melez Sözleşmeleri de buna dahil. Ama sonraki kitapları okuyunca fikrimi değiştirebilirim. Dediğim gibi, yazarın potansiyeli ortaya çıkarıp çıkaramamasına bağlı.