23 Ağustos 2013 Cuma

"Aynı Yıldızın Altında - John Green" Kitap Yorumu













KİTAP KÜNYESİ:


Kitap Adı: Aynı Yıldızın Altında
Özgün Adı: The Fault In Our Stars
Yazarı: John Green
Çevirmeni: Çiçek Eriş
Yayınevi: Pegasus
Türkiye Yayın Tarihi: 19 Haziran 2013
Sayfa Sayısı: 320
Piyasa Fiyatı: 25.00 TL
Goodreads: 4,51




ARKA KAPAK:

 

On altı yaşındaki kanser hastası Hazel Grace'in birkaç yıl daha yaşamasını garanti eden tıp mucizesine rağmen hastalığı ölümcüldür ve konulan teşhisle birlikte yıldızlar, öyküsünün son bölümünü çoktan kaleme almıştır.

Fakat Augustus Waters isimli yakışıklı bir sürpriz karakter, Kanserli Çocuklar İçin Destek Grubunda boy gösterince Hazel'ın hayatı bambaşka bir yöne sapar ve bu zeki çocuğun çekimine karşı koyamayan kızın öyküsü yeniden yazılır...



BENİM YORUMUM:

 

Bu kitabın çok iyi tepki aldığını ve çok ses getirdiğini biliyordum, hatta bir de şu liste var:

  • TIME dergisi, 2012'nin En İyi Romanı
  • Goodreads, 2012'nin En İyi Genç Yetişkin Kitap Ödülü
  • New York Times'ın En Çok Satanlar Listesinde #1
  • Wall Street Journal'ın En Çok Satanlar Listesinde #1
  • Amazon'un En Çok Satanlar Listesinde #1
  • Indiebound'un En Çok Satanlar Listesinde #1

  • Ben tabii ki de bunları görünce "Ya o kadar da iyi olamaz, ben öyle duygusal kitap falan okuyup da ağlamam sizi duygusal pislikler" havasına girdim. "Bu kitabı hiçbir güç bana okutamaz."

     
     
    Ama merak inatçılığıma bir kez daha üstün geldi ve okudum. Başladıktan üç dakika sonra yüzüm böyle bir ifade aldı:


         Aynı Yıldızın Altında ağlama ihtimaline karşı yanınızda mendil bulundarmanız gereken, birbirine -yazarın duygusal sandığı ama aslında gerçek olamayacak kadar saçma- aşk sözcükleri söyleyen iğrenç aşıkların olduğu basit bir kız kitabı değil. Olsa okumam zaten. Ben kitapta ağlamadım bile ama bunu odunluğuma verirsek normal bir insanın tepkisi ne olur bilemem.

         Neyse. Akciğer kanseri, on altı yaşında Hazel Grace'in, oksijen tüpüyle ve destek grubuyla geçen hayatına, destek grubundaki yeni çocuk Augustus Waters sayesinde biraz renk gelmesiyle başlıyor kitabımız (Augustus yazmakla bir kez daha uğraşırsam yorgunluktan ölürüm sanırım, o yüzden Gus yazacağım).

         Hazel'in en sevdiği kitap olan Görkemli Izdırap'ı (kitabın sonunda kanser hastası olan anlatıcı öldüğü veya devam edemeyecek kadar hastalandığı için kitap yarım bırakılmış) okuduktan sonra, Gus "Lütfen bana kitabın son birkaç sayfasının eksik olduğunu söyle" diye bağırmaya ve kafayı yemeye başlıyor. Görkemli Izdırap'ın yazarı Peter Van Houten'den kitabın sonunu öğrenmek için de aklınız almayacağı şeyler yapıyorlar. <spoiler alarmı> Kitabın sonunu öğrenememelerine bayıldım, çok orijinal olmuş. <spoiler'in sonu>


         Gus, kelimelerle anlatamayacağım kadar sevdiğim bir karakter, gerçekten aşık olunası. Onun için apayrı bir paragraf yazmak istiyorum. El atmışken diğer karakterleri de bir tanıtayım.

         Hazel     

     

    Baş karakter. Kitap onun ağzından anlatılıyor. Hayata bakış açısına aşık oldum diyebilirim. Korkutucu derecede zeki ve eğlenceli.

         Gus     

     

    Osteosarkom hastası. Hazel'inki kadar tehlikeli bir hastalık olmasa da yıldızlar piçlik yapıp onu daha önce almaya karar verdiler.

    Hastalığını "Sadece yukarı çıkan bir hız trenindeyim" diye geçiştirmesine ve metaforlarına hasta oldum. En sevdiğim metaforu da sigara şeysi: Öldürücü şeyi ağzına koyuyor ama ona öldürme gücünü vermiyor... Çocuktaki zekaya bakar mısınız? Bu yöntemi (sigaraya yakmadan sadece tutarak içiyormuşsun gibi yapmayı) kullanmayı düşünüyorum çünkü sigaranın tutuşuyla ilgili bir sorunum var. Tadını sevmiyorum ama kullanması ve duman çıkarması bağımlılık yapıyor. Arkadaşlarım mentollü falan iç ama iç diye çok şirin tavsiyeler veriyorlar (Takıldığım kişilere bakın!!!) ama cık... Aslında bu tuhaf takıntılarımı bilmeseniz de olur, niye anlatıyorum ki? Neyse, öldürücü şeyi ağzına koymakta ama öldürücü olma gücünü vermemekte çok güzel bir mesaj var, ya da ben öyle görüyorum, öhöm.

    Neyse, Gus'a dönelim. Kıskanç, korumacı, kickass ve kas yığını bir erkek arkadaşı herkes ister ama hayatın bir kaltaklığı olarak, buna sahip olamayacağız. Ama Gus gibi erkeklere hala inanıyorum. Aslında Gus'ın tüm özelliklerine sahip olduğu sürece bir erkek istediği gibi görünebilir, bir ay ömrü kalmış olabilir, sosyopat bir seri katil bile olabilir ama Gus'a benzesin.

         Isaac     

     

    Hazel ve Gus'ın destek grubundaki ortak arkadaşları, bir bakıma o söylemese Gus destek grubuna hiç gelmeyeceği için onları tanıştıran kişi. Göz kanseri, hayatının aşkı olduğuna inandığı kız tarafından kör olduğu için terk edildi ve bu yüzden kitabın içine girip ona kemiklerini kıracak kadar şiddetli bir şekilde sarılmak istedim.

    ***

         Aynı Yıldızın Altında eğlenceli diyaloglarla, depresif duygularla ve alışagelmedik -ama kesinlikle bayık olmayan- betimlemelerle dolu muhteşem bir kitaptı. Kitabı beğenmemin temel nedenlerinden biri de bilimsel ve son derece bayık, bunaltıcı bir kanser kitabı değil, insanları aptal kanser mucizeleriyle ve umutlarla doldurmayan gerçekçi bir kitap olması. İnsanlar ölüyor, terk ediliyor, hayal kırıklıkları yaşıyorlar ve bunlar düzelmiyor. O yüzden çok hoşuma gitti.





    ALINTILAR:

     

    "Yakmadığın sürece seni öldürmezler," dedi, annem yanımda durduğu sırada. "Ven ben bir tane bile yakmadım. Bu bir metafor, tamam mı? Öldürücü şeyi dudaklarının arasına kadar sokuyorsun ama ona öldürücü olabilecek gücü vermiyorsun."
    (Augustus, sigara hakkında, sf. 27)




    Ona tanının ilk reglimden üç ay sonra olduğunu söylemedim. Şey gibiydi: Tebrikler! Kadın oldun. Şimdi öl.
    (sf. 31)

     
    "Seninle tekrar görüşebilir miyiz?" diye sordu. Sesinde sevimli bir gerginlik vardı.
    Gülümsedim. "Tabii."
    "Yarın olur mu?"
    "Sabırlı ol, çekirge," diye nasihat verdim. "Aşırı istekli görünmek istemezsin."
    "Evet, zaten o yüzden yarın dedim," dedi. "Seni bu akşam yine görmek istiyorum ama tüm gece ve yarının büyük kısmını beklemeye razıyım." Gözlerimi devirdim. "Ciddiyim," dedi.
    "Beni tanımıyorsun bile," dedim. Konsolda duran kitabı aldım. "Bunu bitirdiğime seni arasam olmaz mı?"
    "Ama cep telefonu numaram sende yok," dedi.
    "Kitabın içine yazdığından şüpheleniyorum."
    O şapşal gülümseme yüzüne yayılıverdi. "Bir de birbirimizi tanımıyoruz diyorsun."
    (Hazel ve Augustus, sf. 43)

     
    "Acı hissedilmeyi talep eder."
    (Augustus, sf. 69)

     
    "Bilinç denilen gemiye yapışan kabuklu midyeleriz."
    (Hazel, Görkemli Izdırap'tan alıntı yapıyor, sf. 79)

     
    "Peki," dedi sonsuzluk kadar uzun gelen bir süre sonra. "Belki peki bizim sonsuza dek'imiz olur."
    "Peki," dedim.
    (Hazel ve Augustus, sf. 79)

     
    Sahile vurmuştum ve dalgalar üstümden geçip gidiyordu ama bir türlü boğulmuyordum.
    (Hazel, hastalığı hakkında, sf. 111)

     
    "Kaybedilenleri onlar hakkında yazarak ölümsüzleştirmiyorsun. Dil gömüyor ama canlandırmıyor."
    (Peter Van Houten, sf. 118)

     
    " 'Annemin cam gözü içeri döndü,' " diye başladı Augustus. O okurken uykuya dalar gibi aşık oldum: Önce yavaş yavaş, sonra bir anda.
    (Hazel, sf. 131)

     
    "Baze turistler Amsterdam'ı günah şehri gibi görüyor ama özünde bir özgürlük şehri. Ve çoğu insan özgürlükte günah buluyor."
    (sf. 162-163)

     
    "Ah, Hazel Grace, hiç sorun değil. Kalbimin senin tarafından kırılması bir onur olurdu."
    (Augustus, sf. 180)

     
    "Hiç adil değil," dedim. "Hiç ama hiç adil değil."
    "Dünya," dedi, "bir dilek gerçekleştirme fabrikası değil."
    (Hazel ve Augustus, sf. 216)

     
    "Nostalji kanserin yan etkisi," dedim.
    "Hayır, nostalji ölmenin yan etkisi," diye karşılık verdi.
    (Hazel ve Augustus, sf. 239)

     
    Bir ikindi vakti odanın köşesindeki kirli çamaşır sepetini göstermeye çalışarak bana, "O ne?" diye sordu.
    "Çamaşır sepeti mi?"
    "Hayır, yanında."
    "Yannda bir şey yok ki."
    "O benim gururumun son parçası. Çok ufak."
    (Hazel ve Augustus, sf. 253)

     
    "Bazı sonsuzlar başka sonsuzlardan büyük."
    (Hazel, sf. 263)
     


    PUANLAMA:



    5 Taç: TEK KELİMEYLE HARİKA! Okumazsan çoook şey kaybedersin!


    John Green'in diline, anlatımına, tamamen hayal ürünü bir kitabı bu kadar gerçekçi anlatmasına ve ince esprilerine hayran kaldım. Özellikle sonundaki belirsizlik çok güzeldi, <spoiler alarmı> Hazel öldüyse ne zaman ve nasıl öldü, bilmiyoruz <spoiler'in sonu>. Sanırım yazarın bir aralar çok ilgi gören ama benim inat edip okumadığım Alaska'nın Peşinde kitabını da okumaya karar verdim ama genelde bir kitabı alma kararı vermemle almam arasında birkaç ay zaman geçmesine neden olacak kadar uzun bir Okunacaklar listem var, bakalım.