19 Mayıs 2017 Cuma

Buffy Üzerine Spoilersız Bir Yazı


     Bugün size bahsedeceğim ve bazılarınızın çok iyi bildiği bu muhteşem dizinin adı Buffy The Vampire Slayer ve hayatınızda ilk kez duyuyorsanız ben sizi kutsarken uslu bir şekilde oturun. 1997-2003 yılları arasında yayınlandı ve bundan şimdi bahsetmemin nedeni içimdeki herkese bulaştırmak istediğim sevgi ve Buffy'nin ölümsüz olduğuna dair samimi bir inanç.

     Buffy, değeri bilinmeyen en kaliteli dizilerden biri. Öncelikle, adında vampir kelimesi geçiyor. İkinci olarak, seçilmiş kişimiz var. Dünyayı falan kurtarıyorlar. Dolayısıyla "fantastik gençlik dizisi" etiketini yiyor ve sağda solda "abudik gubidik geyik vampirik dizi" şeklinde anılıyor. İfadeleri Ekşi'den alıyorum çünkü bende böyle yapıcı eleştiriler yapacak kelime dağarcığı yok.

     İnanın ben de muhteşem bir şey bekleyerek başlamadım, tek beklentim vampirlerin hala kazıkla öldürüldüğü ve güneşte yandığı, eski, klasik bir dizi seyretmekti. Sadece sadık vampir hayranlarından duyduğum bir diziydi, sürekli gönderme yapılıyordu, kulağa geldiği kadarıyla tam bir klasikti. Ben ilk başladığımda bölümleri bulmak çok zordu, çeviri -varsa- berbattı, şu an başlasanız o kadar sıkıntı çekmezsiniz. Görüntü kalitesi beni rahatsız etmedi ama daha önce 2000 öncesi dizi seyretmediyseniz alışmakta zorlanabilirsiniz tabii. İlk sezonu bitirdikten sonra birkaç yıllık bir ara verdim, sonra ciddi bir dizi-film birikimi olan, önerilerine gözüm kapalı güvenebileceğim insanların da Buffy'yi sevdiğini fark ettim. Sonunda ikinci sezondan devam etmeye karar vermemi sağlayan sevgili Çavlan oldu, ve inanılmaz bir heyecan ve beklentiyle yaptım bunu. "Buffy mizahı" dediğimiz şeyi ve karakterlerin özgünlüğünü her zaman takdir ettim; gözümde insanlık tarihinin en eşsiz dizisine dönüşmesiyse daha sonradan gerçekleşti.

     Doctor Who'dan başka bitirmeden yeniden başladığım tek dizi ve her bölümünü iki kez izlediğim tek dizi ki Doctor Who zaten hiçbir zaman final yapmadı, sadece yeniden izlemeye başladığımda elimde yeni bölümler vardı. Aslında Doctor Who'ya da Buffy'ye de yeniden başlama sebebim anneme de izletmekti ama annem Doctor Who'dan günde en az on bölüm izlediği için bir noktada dayanamamaya başlamıştım ve altıncı sezon civarlarından itibaren her bölümü sadece bir kez izledim. Sonuç olarak Buffy -ve yan dizisi Angel- her bölümünü en az iki kez izlediğim tek diziler. Aynı zamanda Buffy hıçkıra hıçkıra, içim parçalanarak ağlamama sebep olan tek kurgusal-şey.
 
7 sezon. 144 bölüm. Bazı inanılmaz derecede aptalca bölümleri var. Özellikle ilk sezonu atlatmak çok zor. Ama azıcık sabrederseniz ikinci sezonun çok daha iyi olduğunu görüyorsunuz. Geri kalanı kendiliğinden geliyor ve ne kadar değerli bir dizi seyrettiğinizi fark ediyorsunuz. Bu kadar sıradan başlayıp bu kadar sıra dışı bir şeye dönüşmesi inanılmaz. Buffy'yi izlerken televizyonun görüp görebileceği en eşsiz, en zekice, en unutulmaz bölümlerden bazılarını seyredeceksiniz. Neredeyse hiç konuşmanın olmadığı bir bölüm, neredeyse sadece konuşmanın olduğu bir bölüm. Neredeyse hiç müziğin olmadığı bir bölüm, neredeyse sadece müziğin olduğu bir bölüm. Gerçeklik kırılmaları, zaman kaymaları, paralel evrenler, alternatif boyutlar. Ve sayamayacağım kadar dahice başka fikirler. Çünkü Buffy fikri Joss Whedon denen dâhinin beyninden çıkma. Tabii diğer senaristler de iyi iş çıkarıyor. Joss Whedon'ın emeği geçen her şeye göz atabilirsiniz, benim niyetim o.
 




12 Mayıs 2017 Cuma

Kitap Alışverişi #14: Yine Fuar

     Yazdığım dördüncü fuar yazısı ve en az kitap içereni olacak bu. Yorumdan çok alışveriş yazısı yazdığımı görünce kendime bir çüş diyeyim dedim. Hem kitaplıkta okumadığım çok şey var hem de fazla okuyamıyorum. Yani hiçbir zaman fazla okuyamıyorum ama yakın gelecekte daha da bir fazla okuyamayacağım. Dolayısıyla yine seçimlerimi kitaplıkta okunmamış on beşer örneği bulunmayan türlerden yaptım.
 
Ben, Robot | Isaac Asimov
Asimov'un okuduğum tek kitabı olan Sonsuzluğun Sonu'nun yorumunda bahsettiğim gibi, adamın kitaplarını yeniden basmadıkları, basamadıkları için okumaya korkuyorum. Ama bu tatlış kitap Robot serisiyle bağlantılı olduğu gibi serinin asıl kitaplarından biri değil. Yani okuyabilirim. Yine de korkuyorum. İthaki'nin diğer kitapları basma niyeti var mı bilmiyorum, bence olmalı çünkü BİLİMKURGU KLASİKLERİ DİZİSİ MİLLET.
 
Deli Kadın Hikayeleri | Mine Söğüt
Türk edebiyatı ve öykü, hiç bilmediğim ve pek bir sempati beslemediğim iki tür. Ama bunu bir süredir merak ediyordum. Aslında almaya karar verene kadar hala daha hikaye kitabı olduğunu idrak edememiştim çok saçma bir şekilde. Okudum ve çoğu hikayeye bayıldım. Belki ayrı bir yorum girerim diye çok fazla konuşmak istemiyorum. Aynı adındaki gibi, deli kadınlarla ilgili hikayelerden oluşuyor. Bazı insanları hangi sebeplerle etkileyip bazılarını hangi sebeplerle hiç etkileyemeyebileceğini anlayabiliyorum. Ben etkilenenlerdenim.
 
Muhteşem Gatsby | F. Scott Fitzgerald
Bunu kardeşim ikinci bir sefer bensiz gittiğinde almış. Bugün aramızda oluşunda benim parmağım yok yani. Ama okumak istiyorum. Bir ara. Scott Fitzgerald'la ilgili bildiklerim Midnight in Paris'te gördüklerimden ibaret.

29 Nisan 2017 Cumartesi

"Efsane, Deha, Şampiyon - Marie Lu" Kitap Yorumu


KÜNYE:

Kitap Adı: Efsane + Deha + Şampiyon
Özgün Adı: Legend + Prodigy + Champion
Seri: Efsane
Yazarı: Marie Lu
Çevirmeni: Sefa Emre İlikli
Yayınevi: Pegasus
Sayfa Sayısı: 384 + 360 + 360
Goodreads: 4.19 + 4.29 + 4.37

 
ARKA KAPAK:

Bir zamanlar Amerika Birleşik Devletleri'nin batı kıyısı olarak bilinen yerde şimdi Cumhuriyet adında, komşularıyla sürekli savaşan bir ülke vardır. Cumhuriyet'in seçkin sınıfından gelen on beş yaşındaki üstün yetenekli June, askerî bir dehaya sahiptir. İtaatkâr, hırslı ve kendini ülkesine adamış bu genç kız onun uğruna her şeyi yapmaya hazırdır. Fakir bir aileden gelen on beş yaşındaki Day ise ülkenin en çok aranan suçlusu ve bir devlet düşmanıdır. Kendisi gibi asker olan ağabeyi Metias öldürülünce June, Day'in peşine düşer. İnandıkları şeyler uğruna savaşan bu iki gencin kesişen yolları, onları Cumhuriyet'in karanlık sırlarına götürecektir.
~
June ile Day'in yaralı bir halde Cumhuriyet'ten firar etmelerinin üzerinden yedi gün geçmiştir. Bu sırada en akla gelmeyecek şey gerçekleşir: Seçmen Primo ölür ve yerini oğlu Anden alır.
Cumhuriyet kaçınılmaz bir şekilde kaosa sürüklenirken ikili, Day'in erkek kardeşini kurtarmak ve onları Koloniler'e götürmek için yardım etmeye gönüllü bir grup Vatansever isyancıyla güçlerini birleştirir. Ancak Vatanseverlerin bir talebi vardır: June ve Day yeni Seçmen'e suikast düzenlemelidir. Bu eylem, uluslarına değişimi getirmek ve çok uzun süredir susturulan bir halka sesini geri kazandırmak için ellerindeki tek şanstır. Ancak June bu yeni Seçmen'in, babasına hiç benzemediğini fark ederek kararsızlığa düşer. Ya Anden yeni bir başlangıcın anahtarıysa ve Vatanseverler yanılıyorsa? Ya devrim yolu kayıp vermekten, intikam almaktan ve kan dökmekten geçmiyorsa?
~
Day bir efsane. June ise bir deha. Peki, kim Şampiyon olacak?
June ile Day, Cumhuriyet halkı ve birbirleri için çok fazla fedakârlıkta bulunmuşlardır. Şimdi vatanları bir dönüm noktasındayken June bir kez daha Cumhuriyet'in gözüne girmiş ve hükümetin seçkin çevresinde bir Princeps adayı olarak hizmet vermeye başlamıştır. Day de yüksek rütbeli bir asker olmuştur. Bir barış antlaşması yürürlüğe girmek üzereyken ortaya çıkan ölümcül bir salgın, Koloniler arasında paniğe yol açmış ve Cumhuriyet'in sınır kentlerini savaş tehdidi sarmıştır. Sadece June bu tehdide karşı ülkesini nasıl savunacağını bilmektedir. Ancak binlerce insanın hayatını kurtarabilmeleri için sevdiği tek erkekten, her şeyini feda etmesini istemek zorundadır. Marie Lu'nun heyecan dolu, macera ve gerilim yüklü üçlemesi şaşırtıcı bir finalle sonlanıyor…


YORUM:

22 Nisan 2017 Cumartesi

Köpek
















     Bir aydan biraz  fazla olmuş. Bloğa uzun süredir girmemişim gibi geliyor. Bir şey yazacaktım ve yazacak yorum tarzı bir şeylerim var, yani her zaman var ama okumamın üzerinden aylar geçtiği halde hakkında konuşmak istemediğim kitaplarla başlamayayım dedim. Geçen yazıda kendimi konu açısından sınırlandırmak istemediğimi söylemiştim, aklıma dizi olarak Buffy hakkında yazmak geldi, şöyle uzun bir şeyler, hemen yakın zamanda değil ama yazılarım arasındaki aralıklara bakarsak bir sonraki yazım da olabilir, bir şey diyemem. Şimdiden üç ayrı yazıya yetecek kadar gif buldum ki geçen sefer bu kadar saçma bir konuda o kadar uzun süre konuşmamın nedeni oydu, canım isterse bir diziye üç ayrı yorum girebilmeliyim, Buffy için makul bir sayıdan azı.
 
     Şimdilik bir şeyler yazayım bakalım yazı neye dönüşecek dedim. Geçen yazının girildiği 3 Mart'tan beri neler yaşadım diye düşündüm. Aklıma ilk doğum günüm geliyor, 16 Mart, takvimlerinizi işaretleyebilirsiniz, teşekkürler. Şimdi de o zamandan beri aldığım hediyeleri düşünüyorum. Gününde gelen bir tane var. Veren kişi bloğumu hiçbir şekilde onaylamadığım yollardan öğrenmiş bulunuyor ve okumaması gerekirken okuyorsa sayfayı kapatsın çünkü evet, yazım tarzım gerçekten bu ve hayır, buna hazır değilsin. Bir de kitapla el yapımı kolye veren bir insan var ki size hediye kartından başka el yapımı bir hediye veren birine sahipseniz umarım bununla benden daha iyi baş ediyorsunuzdur. Bence birine üzerine uğraşılmış veya düşünülmüş hediyeler vermeden önce o kişinin sizin bütün hediyelerinizi annesine Köstebek'ten aldırdığının farkına varmalısınız. Neyse. Annem bana hediye almayı düşünemeyecek kadar dünyadan koptu, babama bir ara bir şeyler aldırtmayı düşünüyorum ama günlerdir telefonlarını açmadığım için zor olabilir, bir başka hediye-vermesi-mümkün arkadaşımla konuşmayı kestim ve çok yazık oldu çünkü geçen sene almadığıyla birlikte iki hediye alması gerekiyordu, bir de son olarak geçen hafta en yakın arkadaşımdan gelenler var. Böyle böyle asıl doğum günümden aylar sonra hediye almaya devam ediyorum. Yaratıcılık içermeyen ve özensizce paketlenmiş her türlü zırvaya yılın her zamanı açığım.

     Sonra sınavlar falan. Hayatımın en düşük notu olan, fizikten iki sene önce aldığım 40'ı, yine fizikten aldığım 24'le geçtim. Bence dibe batmadan önce bunca zaman iyi idare ettim çünkü iki sene önce sınav kağıdının arkasını görmemiştim. Başka. Anneannemin hastalanması ve bakıma ihtiyaç duyan kişi rolünü çalması üzerine artık ev işi yapıyorum. Birkaç kez yemek yapar gibi bile oldum. Tavada patates kızartırken teker teker her birinin dört tarafını çevirmek gerekmiyormuş. Mükemmeliyetçiliğimden dokunduğum her şeyi boka dönüştürüyorum. Doctor Who'nun onuncu sezonu başladı, biriktiriyorum, iğrenç yorumlar duydum ama parçalanabilecek bir umudum yoktu zaten. Annemi Buffy'ye de başlattım, ikinci sezondayız, neyse ki Doctor Who'nun başladığını bilmiyor yoksa tutamazdık.














3 Mart 2017 Cuma

Kitap Alışverişi #13: İstemediğiniz Kadar Detay


     Selam. Bu alışveriş bir-iki aylık sanırım. Hah. Yine de yazayım çünkü elimde bir amaç uğruna çekildiklerine inanmak isteyen, bekleme süresine rağmen yılmayan, her zamanki kadar kalitesiz de görünmeyen bir yığın fotoğraf var... Hayır, mal ergen kitaplarımı bir kenara bırakıp tarz değiştirmedim. Sadece kitaplıkta çok fazla mal ergen kitabım olduğundan daha fazla almak istemiyorum, ayrıca yeni bir seriye başlayacak zamanım yok.  Zaten şimdi aldıklarımın her biriyle ilgili istemediğiniz kadar detaya gireceğim.
     

     Geyşa'yı okuyup filmini izleyip yorumunu yazalı asırlar geçtiği için bir şey söylemiyorum. Bu fotoğraftaki diğer kitaplarla birlikte almamıştım zaten.  Diğerleri yine Japonlu şeyler ama yazarları da Japon. Madem Japonlara takmış bulunuyorum neden hala kitaplarını okumadım diye düşünüyordum, sonra şöyle bir yazıya denk geldim, ya da bu ikisi öbür sırayla olmuş da olabilir. Haruki Murakami ayrı bir mesele, kendisini her yerde görmeye başlamamdan uzun süre öncesinden beri 1Q84'üyle uzaktan sevişiyoruz, daha kısa bir kitabından başlayayım dedim şimdi beğenmem falan. Beğenmediğime karar vereceğim noktaya gelene kadar 1Q84'ü de okumuş olurum gerçi. (Elde edilmesi zoru oynuyorum.) Yastıkname verdiğim linkten alıntılamak gerekirse "Japon Edebiyatının bin yıllık klasiklerinden, en önemli kültür hazinelerinden biri." 83 çevirmenin ortak çalışması, ve aslına bakarsanız beni etkilemek için büyük bir sayıdan fazlasına gerek yok. Çok ani bir karardı ve kargo geldiğinde "Ben bunu okuyamam lan" diye düşündüğümü kabul ediyorum, ama dursun bakalım, eninde sonunda cüret ederim. Ve Kappa. Verdiğim linkte yazarın Raşomon ve Diğer Öyküler adlı kitabı vardı, daha önce filmine de denk geldiğim için (izlemedim) ilgimi çekmişti. Kappa nereden çıktı bilmiyorum. Şimdi link alakasız kaldı biraz, ha? Dediğim gibi ani bir alışverişti. Ama linkteki diğer şeyler de çok ilgimi çekiyor.