28 Mayıs 2014 Çarşamba

"Zümrüt Yeşil - Kerstin Gier" Kitap Yorumu


KİTAP KÜNYESİ:
 
Kitap Adı: Zümrüt Yeşil
Özgün Adı: Smaragdgrün
Seri: Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer #3
Yazarı: Kerstin Gier
Çevirmeni: Firuzan Gürbüz
Yayınevi: Pegasus
Türkiye Yayın Tarihi: 2013
Sayfa Sayısı: 464
Piyasa Fiyatı: 28.00 TL
Goodreads: 4.26



ARKA KAPAK:


İçinde aşkın tüm renklerini bulduğunuz unutulmaz serinin son kitabı...

Bir kadın kalbi kırıldığında ne yapar?
En iyi arkadaşını arar, çikolata yer, belki haftalarca aşk acısı çeker.
Ancak zaman yolcusu Gwendolyn Shepherd, elinde olmayan nedenlerden dolayı enerjisini başka şeylere harcamak zorundadır. Örneğin hayatta kalmak...

Çünkü geçmişte yaşayan Saint Germain Kontu'nun yaptıkları, geleceği tehlikeli bir şekilde etkilemeye başlamıştır.
Gwendolyn ve Gideon aşk acısına rağmen ipucu bulmak için 17. yüzyıldaki büyüleyici bir baloda menuet dansı yapmakla kalmayacak, kendilerini unutulmaz bir maceranın da içinde bulacaklardır...

"Gizem, gerilim, bilimkurgu, romantizm ve maceranın doyurucu bir karışımı. Okuyucular tüm seriyi bir solukta bitirecek..."
-Augsburger Allgemeine-


BENİM YORUMUM:


     Yakut Kırmızı yorumum için buraya, Safir Mavi yorumum için buraya tık tık edebilirsiniz. Zümrüt Yeşil yorumum içinse okumaya devam edin çünkü başlıktan da açıkça anlaşıldığı üzere bu yorum onunla ilgili.

     Çoğu kişinin bir çırpıda okuduğu seriyle ben Ocak'tan beri boğuşuyorum. Ve ne yazık ki seriyi o kadar da beğendiğimi söyleyemem. Çok eğlenceli ve sürükleyici, orası kesin. Yaratıcı da. Ama abartıldığı kadar değil cidden. Henüz başlamadıysanız, kitapları okurken dolduruşa gelip çok şey bekleme hatasına düşmeyin sakın. Büyük bir aksiyon veya savaş falan beklemeyin. Yok öyle bir şey. Dövüş sahneleri bile acınası durumda. Bu seriyi alınabilir ve okunabilir kılan şeylerin arasında aksiyon yok.

     Ama yine de heyecanlı bir kitaptı. Önceki kitapların sırlarla dolu olduğunu ve her şeyin son kitaba bırakıldığını söylemiştim Safir Mavi yorumumda. Ayrıca şöyle bir şey demiştim: "Üçlemelerde bazen böyle olur. Yazarlar ilk iki kitabı üçüncüye hazırlık olarak görür ve bütün olayları son kitapta çözümleyebileceklerini düşünürler."

     Aslında bu cümleyi kurduğumda sonradan açıklama yapmıştım ama bu mesele üçüncü kitabı ilgilendirdiği için düzenlemeleri yaparken o kısmı sildim. Şimdi açıklayayım. Yazar, üçüncü kitaba çok şey bırakmış ve bir yere kadar bunları uygun bir sırayla, ve aralıklı şoklar geçireceğimiz şekilde açıklamayı başarmış. Hakkını vermek gerek. Ben de bir an "Gerçekten yaptı kadın, helal" demiş ve kitaba tam puan verme hayallerinde kaybolmuştum.

     Ama sonu toparlanamamış. Açıklanmayan olaylar vardı ve aslında o olayların nasıl geliştiğini az çok tahmin edebiliyorsunuz ama açıklanmaması inanılmaz sinir bozucu. "Sonraki kitapta açıklayacaklar" umudu da kalmadı artık.

     Şimdi size açıklanmayan olaylardan örnekler yazayım. Okumayanlar dediklerimi pek anlamazlar ama spoiler olacağını sanmıyorum. Benim gibi öğrendiği her türlü bilgiden rahatsız olan biriyseniz okumayın ama.

     İlk kitapta Lucy ve Paul'a Gideon'la Gwen'in tam olarak hangi gün Leydi Tilney'i ziyarete gideceğini kimin söylediği belli olmadı. Tamam, yine Gideon'la Gwen söylemiştir, anladım ama Lucy ve Paul'u bu olaydan öncesinde ziyaret etmediler hiç. Etmeleri gerekirdi. Yazar böyle bir şeyi nasıl unutabilmiş?

     Gideon hangi kronograftan çıkan felsefe taşı zımbırtısını içti? Diğerine ne oldu? Kont herifinin özelliği ne de ölümsüz olan o? Gwen'in özel olmasını anlarım, hem sonuncu zaman yolcusu hem de aile ilişkileri bir garip ama Kont'un özelliği ne? Ölümsüz olduğuna göre felsefe taşlarından birini de onun içmiş olması gerek. Yani Gideon önce geçmişe gidip, numarayı çaktırmamak için felsefe taşını ona verdi. Sonra diğerini kendine aldı. Niye adam gibi açıklanmadı bu?

     Gwen'in hayaletleri görebilmesi. Karganın büyüsü. Gideon bunu ne ara kabul etti ya? Ne ara konuştular da Gideon inandı?

     Gwen geçmişe dönüp James'e aşı yaptığında ve James ölünce hayalet olmadığında, mantıklı olarak hiçbir zaman hayalet olmaması gerekir. Hiçbir zaman hayalet olmazsa Gwen'le tanışamaz, aşıyı olamaz ve yine acı çekerek ölür, yine hayalet olur, yine tanışırlar, yine aşı olur ve yine hayalet olmaz, yine tanışmazlar ve yine acı çekerek ölür, yine hayalet olur, yine tanışırlar... Bu da ciddi bir paradoks demek. Yazarın bunun yerine getirdiği çözüme göreyse, tarih boyunca James önce hayalet olacak, Gwen'le tanışacak, sonra hayaletlik süreci bitecek ama Gwen onu unutmayacak. Ama bunun mantıksal tutarlılığı yok. Benim dediğim daha mantıklı. Zillerin çalışmasındaki sistem gibi yani. NEDEN HERKESTEN ZEKİYİM?

     AYRICA XEMERIUS NE? CİDDİYİM. NE? Gargoyle hayaleti yazıyor ama gargoyle, eskilerin gotik mimarisinden iblisimsi bir yaratık heykelidir ve korkutucu şekilde açılmış ağızları sayesinde bildiğimiz yağmur borusu işlevi görür. Heykeller yaşamaz, yani hayaletleri de olamaz. Buradan onun aslında gargoyle görünümünde bir iblis olduğunu çıkarıyorum ama bir yerde Xemerius, heyecanlandığında su püskürttüğünü ve bunun yağmur borusu olduğu zamanlardan kalma bir alışkanlık olduğunu söylemişti. Yağmur borusu deyince akla yeniden gargoyleler geliyor. Yani Xemerius gerçekten gargoyleydi. Muhtemelen, gargoyleler sadece heykel gibi görünmesine rağmen aslında büyülü yaratıklardı ve göründükleri gibi iblislerdi. Ölünce de gargoyle hayaleti oldular. Hem kitapta gerçekten büyü vardı, yani bu teori çok mantıklı. Ama bu mantıklı açıklamaları yazarın getirmesi gerek, benim değil. Araştırmacı kişiliğim olmasa bunları nasıl anlayacaktım? Açıklasana lanet karı.

     "Açıklanmayan olaylar"ın sonu.

     Bu kadar eleştiriyorsam neden dört buçuk verdiğimi açıklayayım. Hani bazı kitaplar vardır; biri "Güzel mi?" dediğinde cevap veremezsiniz, birine kitap önereceğinizde aklınıza gelmez, içini açıp bir daha okumazsınız ama düşük not vermeye de kıyamazsınız. Bu durumdan nefret ediyorum çünkü hangi puanı verirsem vereyim haksızlık yapıyormuşum gibi geliyor. Ama, Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer serisini okuduğuma pişman değilim ve düşündüğümde okumasam da olurmuş demiyorum. İkinci kitabın ne kadar sönük olduğunu pişmanlık duymadan söyleyebilirim ama birinci ve üçüncü kitaplara karşı nedense bir sempati duyuyorum, bu yüzden onlara dört buçuk verdim.

     Kitaplar cidden karmaşık, Yakut Kırmızı'nın filmini neden bu kadar değiştirdiklerini anlıyorum. Filmin berbat olduğuyla ilgili düşüncelerim hala değişmedi ama neden o kadar değiştirdiklerini anlıyorum. Safir Mavi'ye çekilecek filmin şuradan ulaşabileceğiniz fragmanı, filmin de aynı kitap gibi heyecanlı olmaktan uzak ama eğlenceli olacağını düşünmeme sebep oldu. Kitaptan iyice uzaklaştırıp bambaşka bir şey yaratacaklar sanki. Belki iyi de olur. Fragman kötüydü gerçi. O arka plan müziğini çok heyecanlı bir şey varmış gibi koymuşlar ama aksiyonlu hiçbir sahne yoktu, o yüzden fragmanı çok gülünç buldum ve durmadan dalga geçiyorum. Ama en sondaki sahnede gerçekten komik olduğu için güldüm ve "BU KİTAPTA YOKTU!" diye bağırdım. Çok hoştu :D.

      Yorumun bir köşesine sıkıştırmak üzere not aldığım son iki konu daha var ama nereye koyacağımı bilemedim şimdi. O yüzden son kısma attım.
  1. Yazar sürekli kendini tekrar ediyor. Kitapların toplamında en az on kez "Karanlıkta el yordamıyla ilerliyordum" ve en az on beş kez "Sen hazırsan, ben de hazırım" cümlesi kuruldu.
  2. Gwendolyn aşırı yüzeysel ve bu da beni delirtiyor. Gideon'u da sevmiyorum zaten. Aşkları hiç inandırıcı değil. Yaşasın Lucy ve Paul.
     Bu kadar.


ALINTILAR:


"Birini bizzat öldürmekle, öldürülmesi emrini vermek arasında ahlaki açıdan bir fark var mı?"
(Lucy, sf. 11)
 
 
"Bu sözün söylendiği her seferinde, dünyanın bir yerlerinde mutlaka bir peri ölüyordur."
(Gwendolyn, "dost kalalım" sözü hakkında, sf. 69)

 
"Dün bizim sınıftan şu Celia'yla sinemaya gittim," diye devam etti Raphael. "Harika bir kız. İnanılmaz. Çok güzel ve komik. Sence de öyle, değil mi? ... Ama bunu Leslie'ye söylemesen iyi olur, kıskanabilir."
Gülmeden edemedim. Ne hoş, beni kandırmaya çalışıyordu. "Tamam, bir mezar kadar sessiz olurum."
"Yani sence, gerçekten kıskanabilir mi?" diye sordu Raphael heyecanla.
"Evet elbette! Deli gibi kıskanır. Özellikle bizim sınıfta Celia diye biri yoksa."
(sf. 147-148) 



PUANLAMA:


4, 5 Taç: Bence gayet güzeldi. Beğendim ben. / Aşık oldum. İnanılmazdı.


Bu seriyle ilgili nedense alıntı yapacak pek bir şey bulamıyorum ama aslında çok komik kitaplar. Bunun gibi artılar eksilerin çoğunu götürdü. Ama tamamını değil. Serinin herhangi bir kitabına tam puan verebilmeyi ne çok istemiştim halbuki. Yine de yorumda çok coşkulu görünüyorum, uzun süredir bir yorumu bu kadar uzatmamıştım. Son sınavlar da bittiğinden kendimi acayip mutlu hissediyorum, ondandır (Geriye sadece İngilizce ve Din gibi gereksiz olanları kaldı ama onları dersten saymıyorum). Yani akıl almaz uzunluktaki yazılarımla geri döndüm. Evet.