17 Mayıs 2014 Cumartesi

"Kağıttan Kentler - John Green" Kitap Yorumu

 
KİTAP KÜNYESİ:
 
Kitap Adı: Kağıttan Kentler
Özgün Adı: Paper Towns
Yazarı: John Green
Çevirmeni: Banu Talu
Yayınevi: Pegasus
Türkiye Yayın Tarihi: 2013
Sayfa Sayısı: 320
Piyasa Fiyatı: 25.00 TL
Goodreads: 4.10
 
ARKA KAPAK:
 
Kendini ararken kaybolmanın ve yeni bir başlangıçla hayat ile aşkı keşfetmenin hikâyesi...

Quentin Jacobsen tüm hayatını, maceraperestliğin kitabını yazmış Margo Roth Spiegelman'ı uzaktan severek geçirmiştir. Bu yüzden Margo tıpkı bir ninja gibi giyinmiş halde penceresine tırmanıp zekice planladığı intikam savaşına onu davet edince Quentin, Margo'nun peşine düşer.

Genç kızla sabaha kadar ortalığı karıştırdıktan sonra okula giden Quentin, her zaman bilinmezlerle dolu olan Margo'nun artık tam bir gizeme dönüştüğünü keşfedecektir. Fakat kısa süre sonra ipuçları olduğunu ve bunların kendisi için bırakıldığını fark eder. Birbirinden bağımsızmış gibi görünen ipuçlarının peşinde inatla ilerlemesine rağmen Quentin, Margo'ya ne kadar yaklaşırsa, tanıdığını sandığı kızdan o kadar uzaklaştığını görecektir...
 
 
BENİM YORUMUM:
 
 
     Margo gizemli şeyleri seviyordu. Gizemli şeyleri belki de o kadar seviyordu ki onlardan biri haline geldi.
 
***
 
     Türkiye'de ne zaman bir felaket olsa (ki çok sık oluyor) kitaplara sığınırım. Bu yüzden şu sıralar çok fazla okuyorum. Gerçek ölü sayısını asla yansıtmayan medya, daha maden ocağı kurmayı beceremeyip nükleer santral kurmayı planlayan hükümet, okulumdaki "Susmak çok şey anlatır ve siz sustuğunuzda karşı taraf kahrolur o yüzden sesinizi çıkarmayın çocuklar" diyen din öğretmeni (sanki burada sevgilimize trip atıyoruz) ve beynimin küfür üreten bölümünü geri çeviremeyeceğim şekilde tetikleyen diğer tüm mide bulandırıcı hadiseler arasında kitaplar gerçekten sığınak işlevi görüyor.
 
     İşte Kağıttan Kentler'i tüm bunlar yaşanmadan bir gün önce bitirmiş ve bana John Green'i neden sevdiğimi bir kez daha gösteren bir kitap olduğuna karar vermiştim. John'un bir olay yaratıp, bu olayı hem üzücü hem de eğlenceli biçimde anlatırken bir yandan bu olayla ilgili harika dersler vermesini seviyorum. Ayrıca bu dersleri hem açık açık söyleyip hem de üstü kapalı tutmayı bir şekilde beceriyor.
 
     Kitap üç kısım şeklinde yazılmış: İpler, Çimen ve Kabuk. Kitabın arka kapağı İpler'i özetliyor. "Quentin Jacobsen tüm hayatını, maceraperestliğin kitabını yazmış Margo Roth Spiegelman'ı uzaktan severek geçirmiştir. Bu yüzden Margo tıpkı bir ninja gibi giyinmiş halde penceresine tırmanıp zekice planladığı intikam savaşına onu davet edince Quentin, Margo'nun peşine düşer."
 
     Margo'nun intikam savaşı, hem sevmediği kişilerden alması gereken intikamlardan hem de eğlenceli olduğu kadar tehlikeli olaylar zincirlemesinden oluşan, tek geceye sığdırılması gereken çok aşamalı bir plan.
 
     Bu macerada ona katılması için baş karakterimiz Quentin'i seçiyor ve -blogda küfürbaz kişiliğimi olabildiğince az yansıtmaya çalışsam da bunu başka nasıl söylerim bilmiyorum,- ortalığın amına koyuyorlar.
 
Bu kısım ölümcül olmayan ama bazılarını rahatsız edebilecek şiddette spoiler içerir.
 
     Sonraki sabah Quentin, bu geceden sonra Margo'yla aralarında bir şeylerin değişip değişmeyeceğini merak ederek uyanıyor. Sonra Margo'yu ortalıkta göremeyince daha önceden birkaç kez yaptığı gibi evden kaçıp yeni bir maceraya atıldığını tahmin ediyor.
 
     Fakat Margo bir türlü geri dönmüyor, üstelik Quentin Margo'nun önceki kaçışlarında da yaptığı gibi arkasında gittiği yerle ilgili karmaşık ipuçları bıraktığını, ve bu ipuçlarını doğrudan kendisine bıraktığını fark ediyor. Fakat ipuçları zamanla o kadar karmaşık bir hal alıyor ki Quentin belki de Margo'nun bulunmak istemediğini düşünmeye başlıyor.
 
     Sonunda Quentin Margo'nun nerede olduğunu çözüp yola koyuluyor. Arkadaşları Ben, Radar ve Lacey de onu yalnız bırakmış olmamak için peşine takılıyorlar. Zamanları kısıtlı, bu yüzden çok hızlı gidiyorlar. Bu yolculuk sürecinin anlatıldığı Kabuk bölümü kesinlikle kitabın en iyi ve en komik bölümüydü.
 
     Kitabın sonunu da sevdim ben. John'un her kitabının sonunu sevdim. Aynı Yıldızın Altında'nın bile. İnsanlar ölebilir, aşıklar kavuşamayabilir, karakterler hayal kırıklığına uğrayabilir ama ben istediğimi alırım. Bir şekilde yapıyor adam. Saygı duyuyorum.
 
Spoiler'ın sonu.

     Şimdi. Kitap. Mükemmeldi. Hayatımda okuduğum en komik kitapların bir listesini yapsam John'un tüm kitaplarını düşünmeden koyardım. Quentin ve arkadaş grubu o kadar mükemmellerdi ki.

     En başında karakterler açısından Alaska'nın Peşinde'yle benzerlikler bulduğumu sandığımı itiraf etmeliyim. Quentin ve Miles, Margo ve Alaska, Quentin'in arkadaş grubu ve Miles'ın arkadaş grubu.

     Fakat Kağıttan Kentler'deki arkadaş grubu Alaska'dakini fena halde geride bırakır. Quentin de Miles'ı (Miles'ı sevmemiştim zaten). Alaska'yı sevmiştim aslında ama Margo'yu yine çok daha fazla sevdim. Bu kitabı daha fazla sevdim. Ve Çimen kısmıyla birlikte kıyaslamayı bıraktım.
 
     Quentin'in Margo'ya duyduğu aşka hayran kaldım. Onu bulmak için göze aldıkları yabana atılacak şeyler değil. Herhangi bir erkeğin, zamanla tamamen yok olan bu kadar belirsiz ipuçlarından bir kızı bulmak için bu kadar uğraşacağını sanmam. Ve bunu Miles'ın Alaska'ya duyduğu(nu sandığı) aşkla kıyaslamak çok büyük hata. Gerçekten.

      Kitap, kağıttan kentlerin kağıttan insanlarından uzak bir yaşam sürmek isteyen ve okula gidip iş bulup evlenip çocuk sahibi olup ölmekten oluşan sıradan bir hayata şiddetle karşı çıkan bir kıza, o kıza aşık olan çocuğun bakış açısının mükemmel bir şekilde getirilişi. Ne diyebilirim ki? Çok sevdim.
 
 
ALINTILAR:
 
 
"Neredeyse tüm insanlık tarihinde, ortalama yaşam süresinin otuz yıldan az olduğunu biliyor muydun? On yıl falan gerçek yetişkinlik yaşayacağına güvenebiliyormuşsun, değil mi? Emekliliği planlamak yokmuş. Kariyer planlamak yokmuş. Planlamak yokmuş. Plan yapmak için zaman yokmuş. Gelecek için zaman yokmuş. Ama sonra yaşam süreleri uzamaya başlamış ve insanlar gittikçe daha fazla geleceğe sahip olmaya başlamış ve böylece konu hakkında düşünmek için daha fazla zaman harcamışlar. Gelecek hakkında. Ve şimdi hayat gelecek haline geldi. Hayatının her anı gelecek için yaşanıyor... liseye gidiyorsun ki üniversiteye gidebilesin, böylece iyi bir iş bulabilesin ki güzel bir ev alabilesin, böylece çocuklarını üniversiteye göndermeyi karşılayabilesin ki çocukların iyi bir iş bulabilsin, böylece güzel bir ev alabilsinler ki çocuklarını üniversiteye göndermeyi karşılayabilsinler."
(Margo, sf. 41)
 
 
"Bu bana hep çok saçma geldi, insanların güzel olduğu için birinin etrafında olmak istemeleri yani. Kahvaltılık gevreğini tadı yerine rengine dayanarak seçmen gibi."
(Margo, sf. 44)


"Plastikten yapılmış kadar bile sağlam değil. Kağıttan bir kent. Yani şuna bir bak, Q, bütün şu çıkmaz sokaklara, aynı yere dönen caddelere, parçalanması için inşa edilmiş bütün şu evlere bak. Kağıttan evlerinde yaşayan bütün şu kağıttan insanlar, kendilerini ısıtmak için geleceği yakıyorlar. Bütün kağıttan çocuklar, bir serserinin kağıttan büfeden onlar için aldığı birayı içiyor. Herkes bir şeylere sahip olma çılgınlığıyla kendini kaybetmiş. Bütün bu şeyler kağıt inceliğinde ve kağıt kırılganlığında. Ve bütün insanlar da. On sekiz yıldır burada yaşıyorum ve hayatımda bir kez olsun gerçekten önemli bir şeyle ilgilenen tek bir insanla karşılaşmadım."
(Margo, sf. 65)
 

"Dostum, Lacey'nin balo ayakkabıları hakkında konuşmak istemiyorum. Ve sana nedenini söyleyeyim: Balo ayakkabılarıyla ilgilenmememe sebep olan bir şeyim var. Ona penis deniyor."

(Quentin, sf. 140)
 
 
Bu, bütün olası duyguların en temeli, var oluşumuzdan önce bizimle olan, bu bina var olmadan, dünya var olmadan önce olan bir his. Bu, balıkları karaya süründüren ve akciğer geliştirmelerine neden olan korku, bize koşmayı öğreten korku, biz ölülerimizi gömdüren korku.
Koku beni çaresizlikle dolu bir panik tarafından ele geçirilmiş halde bırakıyor... ciğerlerimin havasız kalması gibi bir panik değil, atmosferin kendisinin havasız kalması gibi bir panik. Sanırım hayatımın çoğunu korkarak geçirdim çünkü gerçek korku geldiğinde kendimi onun için hazırlamaya, vücudumu eğitmeye çalışıyordum. Ama hazır değilim.
(sf. 149-150)
 

Rüyamda, ben sırtüstü yatarken Margo'nun başı omzumdaydı, aramızda yalnızca halının köşesi ve beton zemin vardı. Kolu göğsüme sarılıydı. Orada öylece uyuyarak yatıyorduk. Tanrı yardımcım olsun. Amerika'da kızlarla yatmayı, sadece yatmayı hayal eden tek genç.
(sf. 185)
 
 
İşemek, bir kere başladığınızda bırakması çok ama çok zor olan iyi bir kitap gibidir.
(sf. 192)
 
 
"Yaralı kişiye nasıl hissettiğini sormam... Ben, kendim o yaralı insan olurum."
(Quentin'in okuduğu kitaptan, sf. 237)
 
 
Terk etmek çok zordur... ta ki terk edene kadar. Ondan sonra dünyadaki en lanet olası kolay şeydir.
(sf. 239)
 
 
Seyahat etmenin kendinizle ilgili size çok şey öğrettiğini keşfediyorum. Mesela saatte yüz yirmi dört kilometreyle Güney Carolina'dan geçerken, çoğunlukla boş olan bir Bluefin enerji içeceği şişesine çişini yapacak türde bir insan olduğumu hiç düşünmezdim... ama aslında o türde bir insanım. Ayrıca, biraz Bluefin enerji içeceği ile çok miktarda çişi karıştırınca sonucun şaşırtıcı derecede göz kamaştırıcı bir turkuaz tonu olacağını önceden bilmezdim. O kadar güzel görünüyor ki, Lacey ile Ben uyandıklarında görebilsinler diye, şişenin kapağını kapatıp bardak tutucuda bırakmak istiyorum.
Ama Radar benimle aynı fikirde değil. "Eğer o boku hemen pencereden dışarı atmazsan, on bir yıllık arkadaşlığımızı bitiriyorum," diyor.
"Bok değil," diyorum. "Çiş."
(sf. 270)
 
 
"Çocuklar, hepimizin kesinlikle öleceği, sonra Ben'in direksiyonu yakalayıp devasa boyuttaki lanet inekten kaçarak arabayı lunaparktaki fincanlar gibi döndürdüğü ve ölmediğimiz zamanı hatırlıyor musunuz?"
Lacey mutfağın üstünden eğiliyor, eli Ben'in omzunda. "Yani, sen bir kahramansın, bunu fark etmiş miydin? Böyle şeyler için madalya veriyorlar."
"Daha önce de söylemiştim ve yine söyleyeceğim: Hiçbirinizi düşünmüyordum. Kendi. Kıçımı. Kurtarmak. İstedim."
"Seni yalancı. Seni cesur, tapılası yalancı," diyor ve yanağına bir öpücük konduruyor.
Radar, "Hey çocuklar, arka tarafta çift emniyet kemeriyle bağlandığınmış olduğum, kapının aniden açıldığı ve biranın döküldüğü ama benim kesinlikle yaralanmadan kurtulduğum zamanı hatırlıyor musunuz? Bu nasıl mümkün olabilir?" diyor.
"Haydi Fizikötesi Görüyorum oynayalım," diyor Lacey. "Şu anda etrafta bir kahraman kalbi, kendisi için değil, insanlık için atan bir kalp Görüyorum."
"MÜTEVAZILIK YAPMIYORUM. SADECE ÖLMEK İSTEMEDİM," diye haykırıyor Ben.
"Çocuklar, bir keresinde minivanda, yirmi dakika önce, bir şekilde ölmediğimizi hatırlıyor musunuz?"
(sf. 281-282)
 
 
PUANLAMA:
 
 
5 Taç: Aşık oldum. İnanılmazdı.
 


Kesinlikle mükemmeldi. Alaska'dan daha çok sevdim. Aynı Yıldızın Altında'dan da, sanırım. Ölmeden önce hepsini okuyun. Biri elimde görüp kitabın nasıl olduğunu sorduğunda söylediğim gibi, John Green'in tüm kitapları güzeldir.
 
Tüm bunlardan sonra kitabı okumak istemiyorsanız, geri dönün ve alıntıları adam gibi bir daha okuyun.