5 Mayıs 2014 Pazartesi

Etkinlik: Kitaplarda Sevmediğim 5 Şey

Son zamanlarda pek yapmadım sanırım ama kitap blogger'larının düzenlediği çeşitli etkinliklere katılmayı severim. Yapmaya karar verdiğim bu etkinlikte, her ne kadar etkinliği düzenleyen altı blogger'dan da kopya çekmeme rağmen bir şeyleri unutuyormuşum hissinden kurtulamasam da, kitaplarda sevmediğim beş şeyi yazmam gerek. Etkinliği düzenleyenler: Kitap İklimi, Vampirellanın Güncesi, Kutsal Yorumcu, Fanboyun Günlüğü, Okumak İçin Doğdum, TKKB-Bookowski.

 
1. Kötü çeviri
Bazıları çevirmenliği hobi olsun diye yapıyor gibi. Ya da ne bileyim, ölmeden önce bir de çevirmenlik yapayım demiş gibi. Bazen de çevirmen kitabı kötü çevirmemiştir ama orijinalindeki edebiyat dilini tam yakalayamamıştır. O güzelim kitabın şiirsel anlatımı, çevirmenin olayın içine kendi yorumunu da katması sonucu çok basit bir şeye dönüşmüştür (Örnek: Beni Bırakma - Tahereh Mafi). Tabii hiç yorum katmadan veya azıcık dilimize uydurmadan, olduğu gibi çevirenler de var ve bu da bir kitabın dilini mahvedebilir. En iyisi önünüze geleni çevirmen yapmayın.












2. Suyu çıkan aşk üçgeni
Ben de istiyorum asıl kıza yavşayan bir erkek olsun, asıl erkek bu durumu kıskansın ve ben onun kıskançlığını okurken zevk alayım. Ama aşk üçgenindeki herkes birincil karakterse... hele bir de iki erkek de çok muhteşemse ve daha kendimiz seçim yapamazken asıl kıza seçim yapamadığı için kızamıyorsak... Ah.













3. Havalı bir anın mahvedilmesi
Bu maddeyi anlatmam için örnek vermem gerekecek ve en iyi örnek Cam Şato'dan bir sahne olabilir. Feci havalı baş karakterimiz Celaena Sardothien, çoğu kişi yapamayacağını düşünürken teke tek dövüşte rakibini yener. Çok havalı. Dövüşü de havalı bir laf sokuşla kapatır. Güzel. Sonra gidip ikisini dövüştürmeyi akıl eden herife laf sokar. Peki. Sonra, bir de gidip kazanamayacağını düşünen çocuğa da sataşır. Tamam, bir dövüşü kazandın çok havalısın falan ama üst üste bu kadar laf edilmesi tüm atmosferi bozdu. (Ne demek istediğimi en iyi kitabı okuyarak anlarsınız. Bakmak isteyen olursa, olay 29. bölümde geçmişti.)













4. Ölümün dozunun ayarlanamaması
Özellikle fantastik ve distopik kitaplarda, çok büyük ve tehlikeli bir olay gerçekleştiğinde, hele bir de karakter sayısı fazlaysa, birilerinin ölmesi kaçınılmaz. En azından inandırıcılığını koruması için ortada birkaç ceset olmak zorunda. Ama bu ölümleri gereğinden az veya fazla yapıp dozunu tutturamayan yazarlar var. Jennifer L. Armentrout'un Savaş çıktı demek ki serinin her kitabında en az 2-3 önemli karakteri öldürmeliyim düşüncesi gibi mesela. Önemli karakterlerin sayısında bir azalma olmalı ama her kitapta birileri ölmek zorunda değil ki.











5. Gerçekleşmeyen savaş
Tüm kitap boyunca ufak savaşlar, dövüşler olur ama her şey size asıl büyük savaşın sonlarda olduğunu düşündürmek üzere kuruludur. Sonra... savaş falan olmaz. En azından diğer dövüş sahneleriyle kıyaslandığında fark yaratacak çapta bir dövüş sahnesi bile olmaz. Hayal kırıklığı, hayal kırıklığı...













***

Bunlara nefret edilesi baş karakter, kısa sürede şekillenen aşk, basit başlangıç (kız insandır veya öyle olduğunu sanıyordur, erkek doğaüstü bir yaratıktır, kız olabilecek en saçma yollardan erkeğin sırrını öğrenir ama çok korktuğunu söylemesine rağmen sessiz kalıp hayatına devam etmeye çalışır, erkek tam bir geri zekalının yapacağı şekilde kızı takip etmeye başlar ve hiç tanımadığı halde kıza sırrını açıklar, iki gün sonra sevişirler), basit son (iyiler kötüleri yener, kötüler sonraki kitapta geri dönmek üzere savaş bitmedi aksine yeni başladı hiçbir şeyden haberiniz yok ama bu gidişle kendinizi öldürteceksiniz tarzı saçmalarlar, iyiler kötüleri dinlemeyip hayatlarına devam ederler ve asıl kız, gerçekten iyi tarafta olduğuna dair hiçbir kanıtı olmadığı halde yakışıklı çocuğu götürür) vb. gibi bir milyar şey ekleyebilirim. Eklemiyorum. Evet, bu eklemeyen halim.