22 Mayıs 2014 Perşembe

"Safir Mavi - Kerstin Gier" Kitap Yorumu


KİTAP KÜNYESİ:

Kitap Adı: Safir Mavi
Özgün Adı: Saphirblau
Seri: Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer #2
Yazarı: Kerstin Gier
Çevirmeni: Firuzan Gürbüz
Yayınevi: Pegasus
Türkiye Yayın Tarihi: 2013
Sayfa Sayısı: 368
Piyasa Fiyatı: 25.00 TL
Goodreads: 4.24


 
ARKA KAPAK:
 
 
Zamanda yolculuk aşka engel olabilir mi?

Acemi bir âşığı geçmişe yollamak iyi bir fikir olmayabilir!
En azından on altı yaşındaki çömez zaman yolcusu Gwendolyn böyle düşünüyordur.
Bu macerada Gideon ve Gwen dünyayı kurtarmak ya da menuet dansını öğrenmek gibi pek çok sorunun üstesinden gelmek durumunda kalacaktır. (Üstelik ikisi de hiç kolay değildir!)
Bütün bunlar yetmezmiş gibi Gideon büsbütün tuhaf davranmaya başlayınca, Gwendolyn artık hormonlarını kontrol altına alma zamanının geldiğini anlayacaktır!

Çünkü işin içinde aşk varken zaman yolculuğu yapmak pek mümkün görünmemektedir...
 
 
BENİM YORUMUM:
 
 
     Yorum spoiler içermeyecek çünkü spoiler vermeye değer bir olay yoktu. Ama seriye yabancıysanız muhtemelen dediklerimin tek kelimesini anlamazsınız bu yüzden önce ilk kitapla ilgili yorumuma buradan bakıp konu hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.
 
***
 
     Hemen herkesin bir çırpıda bitirdiği ama benim ilk kitapla ikinci kitabın arasına kocaman bir ara koyduğum seri, Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer, sonunda bitmiş bulunuyor. Ve devam kitabını okuduğunuz bir kitabın yorumunu yapmak gerçekten çok zor. Yanlışlıkla Zümrüt Yeşil'den spoiler verecekmişim gibi hissediyorum. Bu yüzden çözüm yolu olarak, hiçbir kitaptan spoiler vermemeye çalışacağım.

     Şimdi. Kısaca hatırlatmak gerekirse seri, herkes bu genin kuzeninde olduğunu sanırken, zaman yolcusu geni taşıdığı ortaya çıkan Gwendolyn'in bir anda değişen; geçmişe yapılan düzenli yolculuklarla, sırlarla, eski zamanların zorlu giysileriyle ve danslarıyla ve görgü kurallarıyla dolu hayatını anlatıyor. Safir Mavi, serinin ikinci kitabı. Ve ilk kitapta kafamızda kalan soruların giderilmesindense -son kitapta giderilmek üzere- yeni soruların ortaya atıldığı, önemli olayların bir bakıma hem yaşandığı hem yaşanmadığı bir kitap. (Üçlemelerde bazen böyle olur. Yazarlar ilk iki kitabı üçüncüye hazırlık olarak görür ve bütün olayları son kitapta çözümleyebileceklerini düşünürler.)
 
     İkinci kitap serinin en kötü kitabıydı. Aslında seriyi sevdim, gerçekten sevdim ve Safir Mavi'ye kötü demek istemiyorum ama diğer kitaplarla kıyaslandığında... iyi değildi. Geçiş kitabı durgunluğu vardı. Bu kadar durgun bir kitap olmasını beklemiyordum açıkçası. En büyük aksiyon, arada birilerinin yaralanmasıydı.

     Pek bir şey öğrenmedik. Gwen'le Gideon'un olmayan ilişkilerinde de bir ilerleme yok. Pardon, var aslında. Ama bir adım ileri attıklarında hemen iki adım da geri atıyorlar. Kitabın içine girip ikisini de sarsmak istedim. Sevişecekseniz sevişin ya da ebediyen susun.
 
     Tabii hoşuma giden yönler de vardı. En başta ailenin yeni üyesi: XEMERIUS. O bir gargoyle. O bir hayalet. O bir iblis. O bir yağmur borusu. Aslında sadece gargoyle diyelim. Ama iblisi tercih ediyor. Gerçi kitabın arkasındaki karakterler listesinde gargoyle hayaleti diye geçiyor. Gerçekten bilmiyorum.
 
     Ne olduğunu bir kenara bırakalım, serinin tamamındaki en sevdiğim karakter o. Bazen Gwen'in yerinde olsam Gideon'u falan bırakıp Xemerius'la evlenir miydim diye düşünüyorum. Aslında saçma olurdu. Olsun, Xemerius çok iyi bir dost ve seride açık ara en eğlenceli karakter.
 
     Kitapta özellikle nefret ettiğim bir şey vardı. Yazarın, bütün bu olayların ne kadar kısa süre içinde gerçekleştiğini hatırlatıp durması. Anladık, iki günde karakterin hayatını kökünden değiştirdin, ortaya bir sürü gizem atıp onları çözümledin, ölümsüz bir aşk yarattın falan. En azından hatırlatma. Yazar hatırlatmasa tüm bu olayların birkaç ayda gerçekleştiği düşünülebilir rahatlıkla. Öyle de düşünmek istiyorum.
 
     Yakut Kırmızı bittiğinde çok az olay olmuş gibi hissediyordum, ama kitap pek kısa değildi ve bu olaylar yavaş da anlatılmamıştı, hatta bayağı akıcıydı. Bunun nedeninin muhtemelen kitabın cildi ve sayfa düzeni yüzünden uzun olarak anlaşılması olduğunu fark ettim.
 
     Safir Mavi bittiğindeyse bu sefer az olay olmadığını düşündüm, önemli olay olmadı ama az da değildi. Yine akıcı sayılırdı. Ama bu sefer de aklıma takılan soru, bu kadar karmaşanın kısacık bir sürede nasıl gerçekleştiğiydi.
 
     Cevap: Gerçekleşmedi, gerçekleşemez. Paranormal bir kitap olsa bile. Mantığa aykırı bir kere. Paranormal kitaplarda da mantık gerek ve birine günler içinde aşık olmak gibi şeyler mantıklı olmaktan çok uzak. Sorun olayların sayısı değil, yazarın zaman algısı. Zaman yolculuğu beynini bulandırmış galiba. Gerçi bende de oldu o. Geçmişe yapılan yolculuklar yüzünden günler uzayabiliyor. Ama bu, olayların saçma derecede kısa sürede gerçekleştiğini değiştirmez. Tüm bu zaman yolculuğu olayı ve karakterler gerçek olsaydı, yazara göre bir günde gerçekleşen olayları bir günde yaşamayı beceremezlerdi.
 
     Bu ve bunun gibi sebepler beni kitaptan soğuttu ama seriden değil. Üçüncü kitaptan çok daha fazla olay ve büyük bir aksiyon bekliyorum.
 
     ...derdim ve güzel bir bitiş cümlesi olurdu ama diyemiyorum çünkü üçüncü kitap çoktan bitti. Bu yüzden bitiş cümlesi olarak "Alıntılar'a geçelim"i kullanacağım.
 
     Alıntılar'a geçelim.
 
ALINTILAR:
 

"Bir annen mi var?" Ağzımdan çıkar çıkmaz ne budalaca bir soru olduğunu fark ettim. Tanrım!
Gideon bir kaşını kaldırdı. "Ne sandın?" diye sordu alay ederek. "Falk amca ve Bay George tarafından üretilmiş bir android olduğumu mu?"
 (Gwendolyn ve Gideon, sf. 28)
 
 
"Sizi bu dansa  davet edebilir miyim, Bayan Shepherd?"
"Bundan daha fazla istediğim bir şey yok, bayım," diyerek Shakespeare kitabımı yelpazeymiş gibi salladım. "Ama ne yazık ki ayağımı burktum. Belki kuzenime sorsanız daha iyi olur. Yeşilli hanım." Kanepeyi gösterdim. "Size ne kadar iyi dans edebildiğini gösterecektir."
"Ama ben sizinle dans etmek istiyorum. Kuzeninizin nasıl dans ettiğini çoktan beridir biliyorum."
"Ben kuzenim kanepeyi kastediyordum, Charlotte'u değil," dedim. "Ah, kanepeyle... Charlotte'la olduğundan çok daha fazla eğlenirsiniz, kanepe belki pek zarif değil ama çok yumuşaktır, çok daha sevimlidir ve daha iyi bir karakteri vardır."
(Gideon ve Gwendolyn, sf. 131-132)
 

Daha yemek sırasında ayağa fırlayıp kardeşlerime, Maddy halaya, anneme ve Bay Bernhard'a Şişdudak ve Charlotte'un bana öğrettikleri gibi yelpaze eşliğinde menuet dansı yaptım. ... Bir süre sonra ... herkes odada dans edip Giordano gibi genizden konuşmaya başladı. Bu arada sürekli birbirimize bağırıyorduk.
"Aptal şey! Charlotte nasıl yapıyor, baksana!"
"Sağa! Hayır, sağ, başparmakların solda olduğu taraf."
Ve: "Dişlerini görebiliyorum! Bu hiç yakışık almaz!"
Peçeteleri yelpaze gibi katlayan Nick hiç konuşmadan karşılıklı anlaşmak üzere yirmi üç çeşit hareket uydurdu. "Bunun anlamı: Hey bayım, fermuarınız açık kalmış, demek. Yelpazeyi biraz indirip üzerinden baktığında da: Ah, sizinle evlenmek istiyorum. Ama tam tersini yaparsan, bunun anlamı: Bugün İspanya'yla savaşa girdik, oluyor..."
(sf. 159)

 
PUANLAMA:
 
 
3, 5 Taç: Güzeldi ama okumasan da olur. Kitapsız kalırsan oku. / Bence gayet güzeldi. Beğendim ben.
 
 
 
Serinin geneline bakıldığında çok eksik var. Oldukça çok. Ama bir şekilde her kitaptan zevk alıyorum. Safir Mavi'den de oldukça zevk aldım. Üzerine düşündükçe eksikleri fark ediyorsunuz. Belli bir kitleye öneririm sadece. Fantastik ve bol maceralı bir şeyler arıyorsanız uzaklaşın, tarihi aşk veya içinde aşk geçen herhangi bir şey bulmayı umuyorsanız arkanıza bile bakmadan koşun, akıcı ve eğlenceli bir şey istiyorsanız okuyun.