13 Aralık 2013 Cuma

"Ölümcül Merhamet - Robin LaFevers" Kitap Yorumu



KİTAP KÜNYESİ:
Kitap Adı: Ölümcül Merhamet
Özgün Adı: Grave Mercy
Seri: Ölüm'ün Hizmetkarları #1
Yazarı: Robin LaFevers
Çevirmeni: Taylan Taftaf
Yayınevi: DEX
Türkiye Yayın Tarihi: 10 Ocak 2012
Sayfa Sayısı: 488
Piyasa Fiyatı: 25.00 TL
Goodreads: 3.97




ARKA KAPAK:


Genç, güzel ve ölümcül.

On yedi yaşındaki Ismae, babasının onun için yaptığı
anlaşmalı evlilik dehşetinden, gizemli bir keşiş tarafından kaçırılır.
Götürüldüğü manastır, Ölüm Tanrısı Aziz Mortain için eğitilen, kendisininki gibi garip yara izleri taşıyan kızlarla doludur.
Burada, Ölüm Tanrısının onu tehlikeli hediyeler ve korkunç bir kaderle kutsadığını öğrenecektir. Manastırda kalmayı seçerse rahibeler tarafından bir suikastçı olarak yetiştirilecek ve Ölüm Tanrısının intikamını alacaktır.
Ismae çok önemli bir görev için Breton sarayına gönderilir;
hem entrika ve ihanetin ölümcül oyunlarına hem de yapması imkânsız seçimlere karsı savunmasızdır: Ismae, Tanrısına mı yoksa kalbine mi hizmet edecek?


BENİM YORUMUM:


     Selam kitapseverler, bloggerlar, işi gücü bırakıp her gün blog'uma bakan gerçek hayattaki arkadaşlarım, işi gücü bırakıp her gün blog'uma bakan internetteki arkadaşlarım, bu satırları okuduklarını düşündüğüm hayali arkadaşlarım, uzaktan uzağa yazılarımı okuyup bana açılmayı beklediğini hayal ettiğim yakışıklı çocuk ve bunu okuyan başka kim varsa...  Bugün size tek kelimeyle aşık olduğum bir başka Dex kitabını psikolojik baskı yapıp okutmaya çalışacağım.

     Ölümcül Merhamet, o bayıldığım, benzer örnekleri az bulunan fantastik kitaplardan. Tam olarak fantastik mi mitolojik mi yoksa ben mi her gördüğüm tanrıyı mitolojiyle bağdaştırıyorum bilmiyorum ama doğaüstü unsurlar vardı yani.

     Kitabımız 1485 Bretanya'sında geçiyor; böyle eski dönemlerin baloları, tuhaf ama güzel giysileri, konuşma tarzları, savaş stratejileri ve o zamanın havası... Eski dönemde geçip eski dönemin ruhunu yansıttığı halde günümüzden de uzaklaşmayan ve insanların konuşma tarzlarını abarttıkça abartıp insanı kendinden soğutmayan kitapları çok seviyorum. Ölümcül Merhamet'te 15. yüzyılın havasını içinizde hissediyorsunuz -ki eski dönem kitapları aşkımdır-, ama yazanları da anlayabiliyorsunuz. Bu çok hoşuma gitti.

     Baş karakter Ismae, annesi onu rahmindeyken zehirle öldürmeye çalıştığında edindiği bir doğum lekesi olan, yıllarca hödük babası başta olmak üzere birçok erkek tarafından hor görülmüş bir kız. Babası Ismae'yi Guillo adında kendisi gibi bir hödüğe satar ve Ismae bu herifle evlenmek zorunda kalır. Fakat evlendirildiği gün gizemli bir keşiş tarafından kaçırılıp manastıra götürülür.

     Kitapta dokuz aziz tanrı var. Götürüldüğü manastır, bu dokuz tanrıdan Aziz Mortain, yani DAVUL EFEKTİ LÜTFEN DIM DIM DIM Ölüm Tanrısı'na hizmet vermek için eğitim gören kızlarla ve oranın rahibeleriyle doludur. Ölüm Tanrısı. Ne kadar havalı olduğunu görüyor musunuz? Ismae burada Mortain'in işaretlediği ve manastırın öngördüğü kişileri sorgusuzca deşen bir suikastçıya dönüşür. Acayip havalı.

     Eğitimi bitince çok önemli ve bir o kadar da riskli bir görev için Breton sarayına gönderilir, yanında Duval ile. Duval. Daha ilk sahneye çıktığı anda beni kendine bağlayan, sert, acımasız ama tanıdıkça içindeki merhametin görüldüğü Duval. Kendisiyle ilgili bir şeyler yüzünden yazarı öldürmek istediğim Duval. Bebeğim.

     Duval ve Ismae'nin en başında birbirlerine duyduğu öfkenin bir anda değil de, çok yavaşça ama sıkmayan bir biçimde yerini sevgiye bırakması hoşuma gitti. Mesela Lux serisinden Katy ve Daemon arasındaki nefret de böyle yavaşça azalmıştı ama alaycılık hep var olduğu için biz hissetmemiştik. Daha yeni bitirdiğim Melek kitabındaki Alex ve Willow'daysa "Baksana, birbirimizden nefret ediyoruz ama belki de etmesek iyi olur" "Tamam ben varım" tarzında bir şeydi. Kitap yorumu yaparken başka kitaplara değinmeden duramıyorum farkındayım, öyle işte. Ismae ve Duval birbirine açılana kadar beklemekten kafayı yiyorsunuz, o çok hoş. Bir ara Goodreads'te "Yeter artık şu ikisi bi sevişsin de kurtulalım" gibi bir güncelleme yaptığımı hatırlıyorum :D.

     Neyse kitap böyle bir şey. Bilirsiniz kitap yorumlarını uzata uzata yapmayı severim ve aklıma estikçe yorumlarda farklı şeyler yapmayı da seviyorum. Hatta şu yorumumda (renkli yazıya tıklayın) nedenini bilmesem de tuhaf ama tamamen gerçek itiraflar yapıp kendimi rezil etmişliğim vardır. Ben de yine kitabı neden sevdiğimi söyleşi tarzında bir şeyle yazacağım. Kendi kendime sorular yöneltip cevaplayacağım yani. Kitapla ilgili şüphelerinizi ve aklınıza takılanları gideririm böylece. Tabii bir de hep biriyle röportaj yapmak istemiş olmam var. Neyse bakalım nasıl bir şey olacak.

Ölümcül Merhamet'i neden okudun?
Siz neden okumadınız? Kapak güzel, serinin ve ilk kitabın adları havalı, kapağın altındaki yazıdan bile cool'luk akıyor ve arka kapak yazısı ilgi çekici. Yani soruyorum: neden okumadınız millet? Gidin utanın kendinizden.

Ölümcül Merhamet'in sevmediğin bir yönü?
Şu anda yok ama ilk başladığımda, kitabın başında verilen isim listesi gözümü korkuttuğu için isimlerin bu kadar telaffuzu ve hatırlaması zor olmasından yakınıyordum. Sonra Ismae'yi İsmail ve Duval'i Davul diye okumaya başladım :D. Ama zamanla alıştım ve şu an İsmeğyi ve Duvâl gibi bir şekilde telaffuz ediyorum onları :P. Sürekli dönüp "Bu kimdi lan?" diye listeden isim aradıkça ezberliyorsunuz.

Ölümcül Merhamet'le ilgili yaşadığın bir hayal kırıklığı?
Ismae karakteri beklediğim gibi değildi ama iyi yönde. Düşündüğümden daha çok sevdim onu. Onun dışında... Yazarın başka kitaplarını aradığımda ve hiç olmadığını gördüğümde yaşadığım hayal kırıklığı olabilir mesela. Sadece bu serinin ilk iki kitabı var, başka kitap yazmamış. Ölümcül Merhamet'in çıkışının üzerinden bir yıl falan geçmesine rağmen henüz ikincisi çıkamadı bir türlü (Diss to Dex). Kitabın kendisiyle ilgili yok ama.

Başka soru bulamıyorum.
Alıntılara geçelim o zaman.


ALINTILAR:


"Birisi Ölüm'e nasıl hizmet eder?" Hayatımı el arabasına bedenler yığarak mı geçirecektim?
(sf. 20)


Duval'in koluna girerken, hangi budalanın kadınların yardım almadan yürüyemeyeceğine hükmettiğini merak ediyordum.
(sf. 115)
 Yüzünde alaylı bir ifade ya da bir sırıtma göreceğimi düşünerek ona bakmayı göze aldım. Oysa gördüğüm endişeydi. Beni en çok rahatsız eden bu nezaketiydi. Bir tekmeden kaçabilir, bana savrulan bir bıçağı engelleyebilirdim. Zehre karşı bağışıklık taşıyor, üzerime abanan birinden ya da boğazıma dolanan ellerden nasıl kurtulabileceğimi biliyordum. Ama nezaket? Nezakete karşı kendimi nasıl savunacağıma dair hiçbir fikrim yoktu.
(sf. 199)

"İstediğin hareketse, adamlarımdan biriyle at binebilirsin." Benim için uygun bir faaliyet düşünürken, elini havada salladı. "Ya da kendini dikiş nakışla meşgul edebilirsin."
Soğuk bakışlarımı üzerine diktim. "Dikiş nakış umrumda değil."  Bir an duraksadım. "Yani birisinin kafatasının üzerinde çalışmayacaksam."
(Duval ve Ismae, sf. 201)


Onursuz bunca adam hayatlarına devam ederken, neden onurlu birkaç adam ölmek zorundaydı?
(sf. 279)


PUANLAMA:


5 Taç: Aşık oldum. İnanılmazdı.



O kadar şey söyledim ama hala şüpheleriniz varsa bilemiyorum artık. Bence süperdi. Geniş ama kafa karıştırıcı olmayan bir konusu ve en önemlisi Duval'i vardı. Mutlaka okuyun.