2 Aralık 2013 Pazartesi

"Alaska'nın Peşinde - John Green" Kitap Yorumu

 
 
KİTAP KÜNYESİ:

Kitap Adı: Alaska'nın Peşinde
Özgün Adı: Looking for Alaska
Yazarı: John Green
Çevirmeni: Banu Talu
Yayınevi: Pegasus
Türkiye Yayın Tarihi: 2012
Sayfa Sayısı: 320
Piyasa Fiyatı: 20.00
Goodreads: 4.24
 

ARKA KAPAK:
  
Miles Halter, ünlülerin son sözlerine bayılan sıradan bir gençtir. Evindeki güvenli hayata katlanamadığından François Rabelais'nin ölmeden hemen önce "Büyük Belki" olarak betimlediği bilinmezin ne olduğunu bulabilmek için yatılı okula yazılır. Onu Culver Creek Lisesi'nde, aralarında Alaska Young da olmak üzere pek çok şey beklemektedir. Zeki, komik, son derece seksi ama bir o kadar perişan halde olan Alaska, Miles'ı kendi labirentine sürükleyecek ve "Büyük Belki" arayışında ona yol gösterecektir.

Michael L. Printz Ödülü'ne layık görülen Alaska'nın Peşinde, bir hayatın başka bir hayat üstünde ne kadar kalıcı izler bırakabildiğini muhteşem bir dille anlatıyor. Pek çok ödül sahibi John Green'in bestseller olan bu kitabı, çağdaş kurgu kitaplar arasında çığır açan yepyeni bir ses.



BENİM YORUMUM:
 
     John Green'in tüm dünya bir ara bağımlısı olup okurken benim inadına okumadığım, fakat Aynı Yıldızın Altında'dan sonra mutlaka okumam gerektiğini anladığım kitabı oluyor Alaska'nın Peşinde. Aynı Yıldızın Altında'nın yanından geçemez; ama Alaska çok kötü olduğundan falan değil, Aynı Yıldızın Altında çok güzel olduğundan. Aynı Yıldızın Altında. Birkaç kere yazınca zorlanıyorsunuz. Aynı Yıldızın Altında, Aynı Yıldızın Altında, Aynı Yıldızın Altında, Aynı Yıldızın Altında. Bir süre sonra kulağa çok saçma gelmiyor mu? Aynı Yıldızın Altında.
 
     Tamam. SAKİNİM.
 
     Tabii Aynı Yıldızın Altında'yla (adı hala tuhaf geliyor) kıyaslamazsak kesinlikle çok güzel bir kitaptı. Aynı Yıldızın Altında'nın aksine karakterlere bayıldığımı söyleyemem (karşılaştırmayı kesmeliyim, cidden karşılaştırmayı kesmeliyim) ama yazılış tarzı, anlatımı ve verilmek istenen mesaj süperdi.

     Şimdi. Ünlülerin son sözlerine bayılan bir genç, Miles Halter, sıkıcı hayatından kurtulup François Rabelais'nin son sözlerinde "Büyük Belki'yi aramaya gidiyorum" diye bahsettiği Büyük Belki'yi bulmak için Culver Creek Lisesi'ne yatılı olarak kayıt yaptırıyor.
 
     Orada Alaska Young, Chip Martin, Takumi Hikohito ve Lara Buterskaya'dan oluşan arkadaş grubuna katılıyor. Tabii bu başvuru formu doldurup önlü arkalı nüfus kağıdı fotokopisi götürmekle olmuyor. Önce Chip'le, takma adıyla Albay'la oda arkadaşı oldukları için yakınlaşmaya falan başlıyorlar. Sonra Alaska'dan, arka kapak yazısında "Zeki, komik, son derece seksi ama bir o kadar perişan halde" diye tanımlanan hatundan sigara istemeye gidiyorlar (Bu da Miles'ın ilk sigara içişi bu arada). Sonra bunlarla takılmaya başlıyor ve kendi çaplarında bir tür grupları oluyor.
 
     Sonra bu grup neler yapıyor neler. Gerisini tam olarak anlatmakla uğraşmayacağım. Zaten okumamın üstünden fazla zaman geçmemiş olsa da üstüne çok kitap okuduğum için ayrıntılarıyla hatırlamıyorum. İşte bunlar hep geç yorum yapmanın zararları.
 
     Neyse işte. Bir süre böyle aynı gidince sıkılıyorsunuz. Sonra bir anda "bir olay" oluyor. Okuduysanız anlamışsınızdır işte bişeyler bişeyler. Birazdan spoiler uyarısı verip yazarım onu da. Neyse. Bu olaydan sonra kitabın gidişatı değişiyor.
 
     Sonra grubun bir kısmı (Neden tamamı değil? O da spoiler bölümünde.) bu olaya göre hareket edip kendilerince dedektifçilik oynamaya başlıyorlar. Kitabın sonlarına doğru çok komik bir olay oluyor. Sonunda da bir bakıma kitabın tamamında anlatılan şeylerin özetlendiği bir yazı okuyoruz. Falan filan.
 
 
Spoiler içeren yorum!
 
     Şimdi az önce üstü kapalı bahsettiğim olaylara geliyoruz. Öncelikle kitabın "büyük olayı". Alaska'nın ölümü. Daha kaç sayfa öncesinden Alaska'nın öldüğüne dair pek çok ipucu veriliyor ve siz yavaş yavaş deliriyorsunuz. Özellikle benim gibi her şeyi en ufak bir ipucundan anlayacak kadar zekiyseniz. (Evet, evet aradan çaktırmadan egomu tatmin etmeye devam ediyorum.)
 
     Sonra Alaska'nın öldüğünü kesinleşiyor. Ben orada ağlamaya gerçekten çok yaklaştım. Benim olayım bu. Kitap okurken ağlayamıyorum. Aynı Yıldızın Altında'da bile ağlayamamıştım. İşte. O kısım çok kötü.
 
     Sonra Tıknaz ve diğerleri Alaska'nın intihar edip etmediğini öğrenmek için çeşitli deneyler falan yapıyorlar. Sonra bir de Alaska'nın anısına yaptıkları şaka olayı var. Culver Creek tarihinin en iyi eşek şakası. O kısmı okuldaki boş derste okumuştum. Ama gözcü öğretmen vardı. Gülmemeye çalışırken birkaç kere boğulma tehlikesi atlattım.
 
      Bir de son kısım var tabii. Tıknaz'ın adını unuttuğum dersten ödevi. Labirentten çıkış yolu. Tüm kitabı daha da iyi bir hale getiren o son. Ah, çok güzeldi.

     Son olarak, hep en sevdiğim karakterleri öldürüp okurlarına işkence çektirdiği için John Green'in tutuklanması gerektiğini düşünüyorum. Kitap karakterlerini öldürmek yasal bir suç değil mi yani? Bence olmalı.
 
Spoiler içeren yorumun sonu.
 
 
     Başka söyleyecek bir şeylerim kaldı ama onlar için ayrı ayrı paragraf yapamayacağım için madde madde yazıyorum:
  • Kitabın kapağına bayıldım.
  • Eklediğim kapak görüntüsü çok kalitesiz, farkındayım. Daha netini bulamadım, özür dilerim.
  • Kitabın içinde geçen son sözlere bayıldım. Ayrıca labirentten çıkış yolu, Büyük Belki gibi araya katılan şeyler de çok güzeldi.
  • Albay'ın futbol maçlarında rakip takımın dikkatini dağıtmak için yaptığı tezahuratlar ve her maçtan kovulma rekoru :D. Buralarda olsa döverler :S.
  • Bu kadar sanırım.
  • Az mı oldu?
  • Çünkü uzun gibi görünmesini sağlayabilirim.
  • Yeterince uzun mu?
  • Tamam.
  • O zaman alıntılara geçelim. 
 
 
ALINTILAR:
 
 
 
"Hepiniz keyif almak için sigara içiyorsunuz. Bense ölmek için içiyorum."
(Alaska, sf. 61)
 
 

"Tanrım, oturup ne yapacaklarını anlatan o insanlardan biri olmayacağım. Sadece yapacağım. Geleceği hayal etmek, bir bakıma nostaljidir," dedi.
(Alaska, sf. 79)
 
 
Ardından gelen uzun sessizlikte şarabı elden ele gezdirip daha da sarhoş olurken kendimi, suikasta uğrayan üçüncü Amerikan başkanı William McKinley'i düşünürken buldum. Vurulduktan sonra birkaç gün daha yaşamış ve sona doğru karısı, "Ben de gitmek istiyorum! Ben de gitmek istiyorum!" diye ağlayıp bağırmaya başlamış ve McKinley son gücüyle ona dönüp son sözlerini söylemiş: "Hepimiz gideceğiz."
(sf. 174)



Ve "ani" ölüm nedir ki zaten? Bir an ne kadar sürer? Bir saniye mi? On mu? Kalbi patlayıp ciğerleri çökerken, beynine hava ve kan gitmezken, yalnızca saf panik halindeyken o saniyelerin acısı korkunç olmalıydı. Ani nedir ki? Hiçbir şey ani değildir. Anında hazır olan pilav, beş dakikada olur; anında hazır olan puding, bir saatte. Gözleri kör olan ızdırabın bir anının, tam olarak anlık hissedildiğinden emin değilim.
(sf. 206)

 
Alabama'da on sekiz yaşında evlenebilirsiniz (anne babanın izniyle on dört yaşında) ama sigara içmek için on dokuz yaşında olmanız gerekir.
(sf. 232)

 
 
PUANLAMA:
 
 

5 Taç: TEK KELİMEYLE HARİKA! Okumazsan çoook şey kaybedersin!

 
 
Aslında dört verecektim ama o son kısım o kadar güzeldi ki beş vermeye karar verdim. Karakterlerden Albay dışındakileri çok sevdiğimi söyleyemem ama dediğim gibi, anlatımı çok güzel ve kitap acayip eğlenceli. Vermek istediği mesaj da çok güzel. Öneririm.