24 Kasım 2013 Pazar

Cumartesi İlk 10: Yürek Burkan Anlar


     Optik'in Kitap Blogu'nun bir klasiği olan ve benim atlamadan yapmaya özen gösterdiğim bir başka Cumartesi İlk 10'a hoşgeldiniz. Her zamanki gibi geç yayınladığım etkinliğin bu haftasında yürek burkan anları listeliyoruz. Aslında geçen haftanın konusuydu ama zaten geciktirdiğim için bu haftaya bırakayım dedim. Geç de olsa yapmak istiyorum. Yeter üstüme gelmeyin, sınavlarım var benim de, rahat bırakın beni, yapıcam dedim.

Spoiler içerir hanımlar beyler, dikkat! Gözünüz olmadık yerlere kaymasın, iyi çocuklar olun.
 
 
 
1. Aynı Yıldızın Altında - John Green:
 
Gus'ın ölümü ve Hazel'ın sonradan bulduğu mektup kısmı, tabii ki. Hepimizin derinden yaranlandığı bir yer. Herif hava durumundan bahseder gibi bir havayla bir anda yeni bir bölüme Gus'ın öldüğünü söyleyerek başlamış. İşte siz orada hönk diye kalıyorsunuz. Tabii bir de kitabın sonu var ki orası daha bir beter. Hazel'ın Gus'tan gelen mektubu okuması. O mektupta Gus'ın Hazel'ı ne kadar sevdiğini bir kez daha anlamış oluyoruz. Hele son cümleleri yok mu...
Seviyorum, Augustus.
Seviyorum. 
Ölüyorum sanmıştım. Ciddi ciddi birkaç saniye nefes almakla almamak arasında bir transa girdim. Ağlasam rahatlarım, ama ben ağlayamadım da. Çok kötü bir his.

 
2. Alaska'nın Peşinde - John Green:
 
Diğer kitapla benzerlik gösterecek şekilde Alaska'nın ölümünü ve Miles'ın ödevini örnek gösteriyorum. Alaska'nın öldüğünü zaten birkaç sayfa öncesinden yavaş yavaş hissettirmişti adam. Siz tam böyle "N'oldu, n'oldu, n'oldu, n'oluyo be?" diye sızlanıp ileriki sayfaları karıştırırken ve Alaska'nın ölmediğini umut ederkenki o an. Ve öldüğü kesinleşince kalbinizde hissettiğiniz o sızı.
 
Tabii daha kötüsü Miles'ın ödevi. O son üç buçuk sayfa. Yürek burkucu olmanın da ötesinde bir an.
...Yetişkinler yüzlerinde o alaycı, aptal gülümsemeyle, "Gençler yenilmez olduklarını sanıyorlar," derken, ne kadar haklı olduklarını bilmiyorlar. Umutsuz olmamıza gerek yok çünkü hiçbir zaman tamir edilemeyecek kadar bozulmayız. Yenilmez olduğumuzu düşünüyoruz çünkü öyleyiz. Doğamayız ve ölemeyiz. Tüm enerjiler gibi, ancak şekil, boyut ve görünüm değiştirebiliriz. Yaşadıklarında bunu unutuyorlar. Kaybetmekten ve yıkılmaktan korkuyorlar. Ama parçalarımızın toplamından daha büyük olan parçamız başlayamaz ve bitemez ve bu yüzden yıkılamaz...

3. Açlık Oyunları - Suzanne Collins:
 
Katniss'in gönüllü olduğu yer. O efsane sahne. Her şeyin başlangıcı.
"Gönüllü olmak istiyorum!" diye bağırıyorum. "Haraç olmaya gönüllüyüm."

4. Ayaklı Bela - Jamie McGuire:

Prolog kısmı. Travis'in, üç yaşındaki Travis'in gözünden annesinin ölümü. Hayatımda ilk kez bir kitabın daha en başından gözlerimin dolduğunu biliyorum. Geçen "Cumartesi İlk 10"da sevmediğim karakterleri listelerken araya Travis'i de koymuştum. Çünkü kendini Abby'ye ezdirmesini sevmiyorum. Ama yaşadıklarına gerçekten üzülüyorum.

 
 5. Küller Şehri - Cassandra Clare:
 
Kemikler Şehri'nin sonunda kardeş olduklarını duyunca dünyaları yıkılıp Camlar Şehri'nde gerçeği öğrendikleri yere kadarki zamanda Clary ve Jace arasında geçenler genel anlamda çok üzücüydü. Hayatınızın aşkının kardeşiniz çıktığını düşünsenize. Korkunç bir şey.
"Küçük bir çocukken bir kelimeyi tekrar tekrar ve hızla söylediğinde, bir süre sonra anlamını kaybettiğini farketmiştim. Yatağıma uzanır, belli kelimeleri tekrarlardım: Şeker, ayna, fısıltı, karanlık... Kızkardeş," dedi alçak sesle, "Sen benim kızkardeşimsin."

6. Başlayanlar - Lissa Price:
 
Aşkım. Bebeğim. Canım benim. Bayılıyorum bu kitaba. En sevdiğim ikinci distopya kurgusu diyebilirim.

Ya unuttum ben bu kitabı. Küçük bir kız vardı Callie kaçsın diye uğraşırken ölmüştü hani. On iki yaşında falandı. Nasıl kötü olmuştum, anlatamam.

 
7. Opal - Jennifer L. Armentrout:
 
Ah, o son yok mu, o son! Katy'nin yanlış tarafta olduğunu ve kapana kısıldığını fark etmesi, Daemon'ın deliye dönüp ona doğru koşarken neredeyse ölmesi, sonra o öküzün ağzından sonunda "Seni seviyorum" lafının -bi zahmet- çıkabilmesi ve ağzınız beş karış açık okuduğunuz son.
Bir acı patlaması vücumdaki her bir hücreyi yakıp yıktı, ciğerlerimdeki tüm hava boşaldı. Orada öylece kalakalmıştım, kımıldayamıyordum. Kollarım çalışmıyordu. Biri beni yan tarafımdan tuttu ancak hissedemiyordum. Sanki çığlık çığlığaydım ama hiç sesim çıkmıyordu.Daemon yoktu.


8. Gölgeler - Ilsa J. Bick:

Yine kitabın sonu. Yanılmıyorsam hayatımda okuduğum en rahatsız edici sondu. Gerçi benim son dediğim yerden sonra birkaç sayfa daha final bölümü yazmış ama ben bir önceki bölümü son kabul ediyorum.

Alıntı yapsam bile sonunu tam olarak yazamayacağım için anlatıyorum: Alex suda boğulmak, havasız kalıp ölmek veya ne olduğunu tam hatırlamadığım madenimsi yerde enkazın altında kalıp ölmek gibi bazı sevimli seçenekler arasında, kimisi onu yemek ve kimisi de tecavüz etmek isteyen psikopat zombilerden kaçmış ve umutsuzca o madenimsi yerden çıkmaya çalışmaktadır; saatlerce aradığı çıkışı sonunda bulup deli gibi merdivenleri çıkmaya başlar ama yüzeye çıkmasına son otuz metre kadar kala işe bakın ki merdiven kırılır ve Alex suyu boylar. Ve bum! Yazar kitabın geri kalan birkaç sayfalık finalinde Alex'ten hiç bahsetmez.

Bu karı zaten hep tam karakterler "Bundan daha kötüsü olamazdı" diyeceğiniz bir durumdayken onları kurtarırmış gibi yapıp daha kötü bir duruma sokuyor. Yemin ederim Dex yeni kitabı çıkarana kadar deliriyorum. Bu yürek burkucu olmaktan da öte sanırım. Hani Umut Işığım'ın filminde adam (Pat miydi adı?) sonunu okuduktan sonra kitabını pencereden fırlatıp bağırmaya başlıyordu ya... İşte onu ben olarak hayal edin :D.

9. Şans Bilekliği - Cathy Lamb:

Geçenlerde tur için okuyup yorumlamıştım hani. Kitap benim tarzım sayılmaz ama yine de güzeldi. Neyse. Hani Stevie, daha yedi yaşındayken Sunshine'ı doğurtmuştu ya (doğurmadı, doğurttu, aman yanlış okumayın millet)... İşte o sahne çok duygusaldı.


10. Ölümcül Merhamet - Robin LaFevers:

Ta son ana kadar Duval'in öldüğünü düşünmemizi sağladı biç -,-. Ben "Ama o ölmez, ama o ölemez, yani... ölemez sanırım" havasındayken Ismae bir anda Duval'i o halde bırakıp gitti. Ben de geri kalanını zombi gibi okudum. Çok kötü olmuştum, gözlerim dolmuştu. Tabii sonradan "Duval öldü mü demiştim? Oops, görünüşe göre ölmemiş," yaptı yazar. Bir gün yazar olma hayalimi gerçekleştirdiğimde (gerçekleştirirsem değil, gerçekleştirdiğimde :D) ben de bunların hepsini okurlarıma yaşatmazsam ne olayım.

___________________________________________________________________________________________

Şimdilik aklıma gelenler bunlar ama daha yürek burkucu kitaplar okumuşluğum olmuş mudur, olmuştur. Ama cidden bakmakla uğraşamam çünkü dershaneye gitmem gerek :/. Bu ayın sonunda sınavlarım -bir süreliğine- bittiğinde bir sürü kitap yorumu yayınlayacağıma söz veriyorum ama bir süre daha blog'u boşlamam gerekecek. Bu kadarıyla yetinin millet.