9 Temmuz 2014 Çarşamba

"Steelheart - Brandon Sanderson" Kitap Yorumu


KİTAP KÜNYESİ:

Kitap Adı: Steelheart
Özgün Adı: Steelheart
Seri: Reckoners #1
Yazarı: Brandon Sanderson
Çevirmeni: Taylan Taftaf
Yayınevi: DEX
Türkiye Yayın Tarihi: Ocak 2014
Sayfa Sayısı: 469
Piyasa Fiyatı: 25.00 TL
Goodreads: 4.13



ARKA KAPAK:

Dünyanın üstüne çöken felaketin gökyüzünde belirmesinin üzerinden on yıl geçmişti. Sıradan insanlar değişmeye başlamış, süperkahramanları andıran Epiklere dönüşmüşlerdi. Ama Epikler halkın dostu değildiler. O muhteşem yeteneklerini, güç için kullanıp insanları sömürüyorlardı.

Kimse Epiklerle savaşamazdı… Asiler hariç. Asiler bir grup sıradan insandı ve hayatlarını Epiklerin zayıf noktalarını bulup onları yok etmeye adamışlardı. David Asilere katılmak istiyordu. Çünkü Steelheart'ı istiyordu: yıllar önce babasını öldüren yenilmez Epik'i. Bunu uzun zamandır beklemiş, planlar yapmış, dünya üzerindeki tüm Epiklerle ilgili bilgi toplamıştı.

Şimdi harekete geçme zamanıydı. İntikam zamanı...

Brandon Sanderson yeni neslin en büyük fantastik yazarlarından biri olarak görülüyor. Tolkien'in mirasçısı Robert Jordan'ın Zaman Çarkı serisinin devamını yazması için Sanderson'ın seçilmesi yazarın tüm dünyada tanınmasını sağladı.

David Gemmell Legend Ödülleri'ne dört yılda altı kez aday gösterilen tek yazar olan Sanderson, 2011 ve 2012'de bu ödülün sahibi oldu. Romantic Times Reviewers ödülüne de iki kez sahip olan yazar, John W.

Campbell Award for Best New Writer ödülüne aday oldu ve New York Times Hardcover Fiction Best-Seller Listesi'nde altı kez yer aldı.

"Muhteşem bir kitap. Olağanüstü bir üslup. Süperkahramanlara yepyeni bir bakış. Başarılı bir dünya tasviri. Kesinlikle verdiğiniz zamana değecek."
-Patrick Rothfuss, Kralkatili Güncesi-


BENİM YORUMUM:

     Bu. Kitap. İnanılmaz.

     Bahse varım benden üst üste iki gün kitap yorumu beklemiyordunuz. Kitap yorumlarını benim kadar ayrıntılı yapan bilmiyorum, ama benimkiler gerçekten ayrıntılı oluyorlar ve diğer şeylerle birlikte (kitap künyesi, alıntılar falan) çok zaman alıyorlar. O yüzden okuduğum kitapların yorumlarını genelde geç yaparım. Ama bu mükemmel kitaba fazla bekletmeden yorum yapmak lazım. Umarım işim bittiğinde yorgunluktan ölmüş olmam.

     Her şey Calamity'nin (Ne olduğunu tam olarak bilmiyoruz, o yüzden açıklamakla uğraşmıyorum) ortaya çıkmasıyla başladı, sıradan insanlar süperkahramanları andıran Epiklere dönüştüler. Ama Epikler o harika güçlerini iyilik için kullanmadılar, sıradan insanlardan daha iyi olduklarını ve onları yönetmeye, ezmeye, öldürmeye hakları olduğunu düşündüler. Bence bu dahice bir düşünce olmuş. Epiklerinki değil, yazarınki. Bu kadar fazla gücü elinde bulunduran birileri neden bu gücün verdiği kibir ve hırsla hareket etmek yerine güçlerini insanlık için kullansın, kapkaçları engelleyip yaralı köpek kurtarsın ki?

     Bizim Epiklerimiz çoğu günümüz süperkahramanı gibi kötülükle falan savaşmıyor. Ve herhangi bir günümüz süperkahramanından çok daha havalılar. Kolay kolay ölmezler. Fakat hepsinin bir zayıf tarafı var ve yalnızca bu zayıf noktaları kullanılarak öldürülebilirler. Tabii reenkarnasyon gücü olan Epikler ayrı bir mesele.



     Asiler, Epiklerle savaşıp onları öldüren bir avuç insan. Yalnız arka kapaktan yola çıkarak Asilerin çok büyük bir topluluk olmasını beklemiştim, ama onlar gerçekten bir avuç insan. Ve hedefleri çok da büyük sayılmaz. Amaçları daha düşük mertebeli ve zayıf tarafından emin oldukları Epikleri öldürerek, göze batmadan yapabildikleri kadar sorun çıkarmak.

     Ta ki David onlara katılana dek. Newcago'nun (New Chicago anlamında) yönetimini elinde bulunduran, aşırı güçlü bir Epik olan Steelheart, on yıl önce David'in babasını öldürdü. Gözlerinin önünde. David henüz sekiz yaşındayken. Herkes Steelheart'tan korkuyor ve onun yenilmez olduğunu düşünüyor, çünkü hiçbir şey onu yaralayamaz ve öldüremez. Asiler onun zayıf tarafını aramayı aklının ucundan bile geçirmez.

     Ama Steelheart'ın yüzünde bir yara izi var. Kimse bu izin nasıl olduğunu bilmiyor. David hariç. David, yıllar önce Steelheart'ın yaralandığını, yaralanabildiğini gören, hayattaki tek kişi. İntikam arzusuyla yıllarca Epikler hakkında araştırma yapmış. Ve planı, Asilere katılıp Steelheart'ı öldürme fikrini onlara kabul ettirmek.

Steelheart'ın yaralandığını gördüm. Ve bunu bir daha göreceğim. 
     Kitaba başlarken böyle bir şey beklemiyordum. Kimsenin beklemediğine eminim. On blogger bir araya gelip size kitabı saatlerce anlatsak bile, karşılaşacağınız şeye tam olarak hazır olamazsınız.

     Çok yanıltıcı bir kitaptı. Sanderson, hayatımda gördüğüm en zekice olay örgülerinden birini yaratmış fakat kitap bitene kadar bunun farkına varmamanız için her şeyi önceden ayarlamış. İlk yarı boyunca kitabın güçlü bir konuya fakat zayıf bir olay örgüsüne sahip olduğunu düşündüm. Hep aynı şey oluyordu; Asiler sürekli plan yapıp bir yerlere saldırıyor, planlarında bir şeyler ters gidince farklı yöntemler izliyor ve işleri bitince bir sonraki hamlelerini planlamak için bir süre geri çekiliyorlardı. Ne zaman bir yere saldırsalar ufak tefek de olsa ters giden bir şeyler olmasını yazarın okuyucuya heyecan yaşatma çabası olarak yorumlamıştım. Meğer dikkat dağıtmak içinmiş.

     Siz hiçbir şeyin farkına varmadan birinci yarıya öyle şeyler yerleştirmişti ki adam. Sonra ikinci yarı çok farklı başladı ve bu seferki planlarında her şey aşırı karıştı. Büyük bir karmaşa oldu ve Asilerin planları tamamen değişti.

     Ve sonu mükemmeldi. Her şey çok hızlı değişti ve bütün şoklar üst üste geldi. Sanderson okuyucunun dikkatini yanlış yöne çekmekte çok başarılı. Ben ilk yarının durgun ve basit olduğunu düşünürken bile Sanderson  aslında her kelimesini planlayarak yazıyormuş. Bıraktığı ipuçları son sayfalarda, bir anda birleşti ve art arda bir sürü şok yaşadım.

DEVASA SPOILER!!!!!

Steelheart'ın zayıf yönü de çok beklenmedikti. Kendi kendini öldürmesi ÇOK iyi olmuş. Bir anda David çıkıp "Senden korkmuyorum" diyerek tetiği çekse saçmalık derecesinde basit olurdu. David Steelheart'tan korktu, zayıf yönünü anladığında bile korkmaya devam etti ve böyle olması gerekirdi. Steelheart'ın kendi ölümüne sebep olmasını sağlamak dahice.

DEVASA SPOILER'IN SONU.

     Okuduğum en tahmin edilemez kitaptı galiba. Bu kadar sevmeyi hiç beklemiyordum. Yazar her adımı planlı, zengin, ustaca bir olay örgüsü hazırlamış. Genç yetişkin kitabı olmasına aldanmayın; Steelheart epik fantastik türünde, zengin, karmaşık, çok farklı bir kitap. Favorilerimin arasına girdi. Herkese tavsiye ederim.


ALINTILAR:

"Nightwielder'ın göründüğü fotoğraflar mı var elinde?" diye sordu Tia.
"Öyle sanıyorum. Bu fotoğrafları bana satan kişi pek emin değildi ama ben yeterince eminim."
"Hey delikanlı," diye seslendi Cody. "Benden de Loch Ness Canavarı'nın fotoğraflarını almak ister misin? Sana iyi bir fiyata bırakabilirim."
Öfkeyle ona baktım ama Cody yalnızca omuz silkti. Loch Ness Canavarı İskoçya'daydı, bu kadarını biliyordum. Cody'nin kepinin üzerindeki amblem de İskoç veya İngiliz birliklerinden birine ait olabilirdi. Ama aksanı uymuyordu.
(sf. 89-90)


"Abraham," dedi Cody. "Bana, genç David'in bu defterler üzerinde bunca zaman harcamasının neden trajik olduğunu sor."
"Çocuğun böylesine bir araştırma yapması neden trajikmiş?" diye sordu Abraham, silahını temizlemeye devam ederken.
"Bu çok akıllıca bir soru," dedi Cody. "Böyle bir soru sorduğun için teşekkür ederim."
"Benim için zevkti."
(sf. 123)


Eldivenin içindeki sensörler aracılığıyla sinir sistemine bağlanmış olan tensör, beynimden aldığı elektriksel dürtüleri eyleme dönüştürüyordu. Yani Abraham'ın açıklaması buydu.
Cody bunun sihir olduğunu söylemiş ve "eldivenlerin çalışmasını ve kahvemizin lezzetli olmasını sağlayan minik cinleri kızdırmamam için," herhangi bir soru sormamamı tembih etmişti.
(sf. 147)


"Tensör kullanmak zihnin için doğal bir şey değil David. Yetişkin biri olarak zihninde nöral yollar çoktan kurulmuş olduğundan, hangi zihinsel kaslarını esnetmesi gerektiğini çözebilmesi için bir anlamda beynine düz kontak yaptırman gerekiyor. Bir çocuğa tensör vermiş olsak, onun bu aleti daha etkili, daha doğal bir şekilde kullanıp kullanamayacağını merak etmişimdir hep. Geliştirmek gereken bir başka 'uzuv' gibi."
Cody bir süre bana baktıktan sonra, fısıldadı. "Minik cinler. Tia'nın seni kandırmasına izin verme delikanlı. Bu kadının minik cinler için çalıştığını sanıyorum. Geçen gece onlar için masaya turta bıraktığını gördüm."
(sf. 149)


"Bunlar güç hücreleri," dedi Cody, rahatlamış bir ses tonuyla. "Bunları depoda bulamayacağımızdan endişeleniyordum. İyi ki dört yapraklı yoncamı bu operasyonda yanımda getirmişim."
"Dört yapraklı yonca mı?" dedi Megan homurtuyla, çantasında bir şeyler ararken.
"Aynen. Memleketten."
"Onlar İrlanda'da bulunur Cody. İskoçya'da değil."
"Biliyorum," dedi Cody, sektirmeden. "Elimdekini almak için İrlandalı bir herifi gebertmek zorunda kaldım zaten."
(sf. 252)


"Hey Prof," dedi, bir dizüstü bilgisayarın önüne kurulmuş olan Cody. "Buna bakman lazım ahbap."
"Ahbap mı?" dedi Prof.
"İçimde bir parça Avustralyalı var," dedi Cody. "Babamın büyükbabası çeyrek Avustralyalıymış. Köklerimi unutmamak için kullanıyorum bunu."
(sf. 374)


PUANLAMA:


5 Taç: Bayıldım. Kesinlikle harikaydı.


Ne kadar sevildiğini bilmeme rağmen, okumaya başlayınca abartıldığı kadar olmadığını sanmıştım. Ama sonradan güzelleşti. Anlatması zor bir kitap, neden bu kadar sevildiğini okuyunca anlıyorsunuz. OKUYUN.