21 Temmuz 2014 Pazartesi

"Rüya Ateşi - Karen Marie Moning" Kitap Yorumu

 
KİTAP KÜNYESİ:
 
Kitap Adı: Rüya Ateşi
Özgün Adı: Dreamfever
Seri: Ateş #4
Yazarı: Karen Marie Moning
Çevirmeni: Barbaros Bostan
Yayınevi: Artemis
Türkiye Yayın Tarihi: Nisan 2013
Sayfa Sayısı: 434
Piyasa Fiyatı: 20.00 TL
Goodreads:
 4.47
 
 
ARKA KAPAK:
 
Geçmişimi çalmış olabilirler.
Ama geleceğimi elimden almalarına
ASLA İzin vermeyeceğim.

İnsan ve Peri dünyaları arasındaki duvarlar yıkılmıştı. Doymak bilmez, ölümsüz Unseelieler buzdan hapishanelerinden kurtulduğunda, MacKayla Lane ölümcül bir tuzağa düşecekti. Peri Efendisi tarafından esir tutulan MacKayla'nın, kim ya da ne olduğuna dair her şey, zihninden silinmişti. Oysa Mac, Sidhe-kahinlerini görebilen tek kişiydi ve iki dünyayı da kontrol edecek anahtarı elinde tutan gizemli kara büyü kitabının izini sürebilecek tek canlı da oydu...

Hafızasını geri kazanmak, yalnızca ilk adımdı. Mac, Dublin'in mücadele dolu sokaklarında savaşıp eski, gizli bir tarikatın tehlikeli ağına düşecekti. Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı peri dünyasında, dostu olduğunu iddia edenlerin karmaşık yalanlarıyla mücadele edecekti. Mac, her şeyini kaybettiğini düşünüyordu ama onu sarsacak bir gerçekle yüzleştiğinde, aslında oyunun daha yeni başladığını anlayacaktı.

Kendine bile güvenmezken kime güvenebilirsin ki?
 
BENİM YORUMUM:
 
     Yoruma ani bir giriş yapmak ve her şeyden önce o arka kapak yazısını kimin yazdığını sormak istiyorum. "Mac, Sidhe-kahinlerini görebilen tek kişiydi" cümlesini kim kurdu? Gerçekten mi? Mac, Sidhe-kahinlerini görebilen tek kişi mi? Mac bir Sidhe-kahini ve Sidhe-kahinleri de Fae'leri görebilen kişilerin arasında olmasın?
 
     Fae demişken... Çevirmen, Fae'i peri diye çevirirken hiç suçluluk duygusu hissetmedi mi? Her gün aynada kendine bakınca nasıl birini görüyor? Peki ya Barrons Books and Baubles'ı Barrons Kitap ve Baloncukları diye çevirmesi? Bauble'ı bubble diye algılamayı bir şekilde becerdi diyelim, bir kitapçıda baloncuk satılmayacağını düşünüp, sözlükten kontrol de mi etmedi? NEDEN, NEDEN BALONCUK SATSIN Kİ? NEDEN?
 
     Beşinci kitabı da okumuş biri olarak bu serinin çevirisi hakkındaki genel kararımı verdim. Birinci ve üçüncü kitaplar hariç çok kötü. Keşke birinci kitabın çevirmeninden devam etseydi. Diğer kitapların çevirisi cidden berbat. Rüya Ateşi'nin çevirmeni baloncuk olayıyla Barrons gibi bir sert adama resmen hakaret etmiş. İyi ki Barrons Fae değil. Barrons'un peri olmasıyla ilgili bir şey okusam kalbime inebilirdi.

     Evet, şimdi rahatlıkla kitabın kendisine odaklanabilirim.
 
     Gölge Ateşi'ni bitirdim. Çok güzeldi, Goodreads'ten ona da beş verdim ama bundan sonra bahsederim. Rüya Ateşi serinin diğer kitaplarına göre sönüktü. Fazla bir şey öğrenmedik ama ortaya çok fazla yeni soru da eklenmedi. Durgundu. Kıyamet sonrası hasar kontrolüyle fırtına öncesi sessizlik arasında bir yerlerdeydi. Ya da geçiş kitabı da diyebiliriz sanırım. Ama önceki dediğim daha havalı.
 
     Belki bu yüzden daha düşük puan vermem gerekir ama istemiyorum. Çünkü bu seriyi ne kadar çok sevdiğimi bu kitabı okurken anladım. Daha doğrusu neden bu kadar çok sevdiğimi. Mükemmel bir konusu ve aşırı gerçekçi karakterleri var, anlatım çok eğlenceli ve çok içten... Ve bunun gibi zaten bildiğim bir sürü şey. Ama Rüya Ateşi'ni okurken bir şekilde bunların daha çok farkına vardım. Durgun bir kitap olduğundan diğer şeylere de odaklanmaya başladım sanırım.
 
     Bu serinin en iyi yanı yaratılan dünya veya olay örgüsü değilse, karakterlerin gerçekçiliğidir. Mac, Barrons ve V'lane başta olmak üzere tüm karakterler öyle bir yansıtılıyor ki onların bu gerçeklikte değilse bile başka bir gerçeklikte, başka bir Dublin'de mutlaka yaşadığına inanıyorsunuz. Mac'in  değişimi, Barrons'un olaylara verdiği tepkiler, V'lane'in bu dünyadan olmayışının mükemmel bir şekilde yansıtılışı... Her şey öyle gerçekçi ki. Gerçek olmadıklarından da emin değilim. Gerçek olmalarını istiyorum. Aslında "başka bir gerçeklikte" dememden bile kitaptaki olaylara inanmaya başladığım belli oluyor.
 
     Sevdiğim bir aşk üçgeni varsa Mac-Barrons-V'lane üçgenidir. Aslında Barrons'la V'lane arasında tam olarak bir yarış olmasa, ikisinin birbirinden nefret etmesinin gerçek sebebi Mac olmasa, ve V'lane Mac'e aşık olmasa da, Barrons'la V'lane'in birbirine sataşmalarına hastayım. Çok eğlenceli oluyor. Belki tam olarak aşk üçgeni olmadığı için hoşuma gidiyordur. Team V'lane olan yoktur bile sanırım. Team V'lane olmak çok saçma. Barrons varken neden böyle bir şey yapasınız ki?
 
Bu kısım ağır spoiler içerir. Kitabı okumayanlar, ne kadar ağır diye merak edip sadece ilk cümlesini bile okumaya kalkışmayın. Biliyorum yaparsınız. Sözümü dinleyin. Gerçekten ağır.
 
     Üçüncü kitabın sonunda Mac Pri-ya olmuştu (Ağır demiştim!) ve Rüya Ateşi aynı yerden yerden başladı. (Pek alakası yok ama çok havalı başladı, bu serinin ön sözlerine bayılıyorum. Özellikle Karanlık Ateş'inkine.) İntikam Ateşi yorumumda da söylediğim gibi, Mac'in Barrons veya başka biri tarafından kurtarılmasıyla ilgili sayısız senaryo kurmuştum kafamda. Ama Mac'in yardımına Dani'nin koşacağını hiç düşünmemiştim doğrusu.
 
     Dani'nin gözünden anlatılan sahnelerde sıkıldım, ama Karen Dani'yi de gerçekçi bir karakter olarak yaratmış. Ergen ergen tavırlar, devasa bir ego falan. Dani aslında zeki ve güçlü bir kız ama ergenlikten bir çıksa çok daha iyi olacak. Dani'yle ilgili olan yan seride Dani'nin büyümüş ve aklı başına gelmiş halini göreceğimizi umuyordum ama değilmiş. Ama belki o seride Dani'nin de değişimine tanıklık ederiz. Umarım. Lütfen.
 
     Neyse. İşte Dani kurtardı Mac'i. Ama sonra kafamdaki favori senaryolarımdan biri gerçekleşti. Barrons manastıra daldı, Mac'i aldı ve yürüyüp gitti. Çok havalıydı. Yanındaki adamların kim olduğunu merak ettiğimi söylerdim ama etmiyorum çünkü zaten biliyorum. Ha!
 
     Yardımsever Barrons ile Pri-ya Mac arasında yaşananları her şeye rağmen sevdim. Tubthumping çalarken dans ettikleri sahne MÜKEMMELDİ. AŞIRI MÜKEMMELDİ. AŞIRI AŞIRI AŞIRI MÜKEMMEL. Tubthumping bu sahne için mükemmel bir şarkı olmuş. Barrons'u bu şarkıyı bağıra bağıra söylerken hayal etmek çok eğlenceli. Orayı kaç kere okuduğumu bilmiyorum. Pri-ya anlarından bir diğer favori sahnem de "Beni bırakıyorsun, Gökkuşağı Kız" sahnesiydi. Bunu ilk alıntı olarak yazdım aşağıda.
 
     Sonrasıysa benim için, Mac-Barrons ilişkisi açısından hayal kırıklığıydı. Mac'le Barrons'un arasına yine bir mesafe girdi, bundan sonra ikisini bir arada fazla göremedik de zaten. İntikam Ateşi'ni okurken Barrons fazla yokmuş gibi hissetmiştim ama asıl Rüya Ateşi'nde fazla yoktu. Olduğu sahneler de çok güzeldi gerçi. Barrons'un tüm küstahlığıyla yazdığı Evinize hoş geldiniz, Bayan Lane. notu ve Mac'in avcıya bakıp "Ben buna binmem." demesi beni en çok güldürenlerdendi.
 
     Son kısım çok fenaydı. Beşinci kitabın içini önceden bayağı karıştırdığımdan durumum aşırı kötü değildi ama kötüydü işte. Gölge Ateşi'ni aylarca bekleyenlerin durumunu düşünemiyorum.
 
     Bu serinin önceki kitaplarıyla ilgili yorumlarıma bakınca hiçbirinde içerikten yeteri kadar bahsetmediğimi düşündüm. O yüzden şimdi bu kadar çok konuşuyorum. Ama sanırım yeter.
 
Ve spoiler biter.
 
     Değişik bir seri. Gerçekten çok güzel.  İlk kitap belki o kadar değil ama sonraki kitaplar çok iyi. Karen'ın Ateş serisinden önce yazdığı Highlander diye bir serisi daha var. Bu seriden haberim vardı ama Ateş serisindeki dünyayla bağlantısı olduğunu bilmiyordum. Zaman yolculuğu da varmış. Sanırım onu da okuyacağım. Ama önce biraz bekleyip, Epsilon'un bu seriyi de ölüme terk edip etmeyeceğini bilmem gerek. Yoksa çoktan bıraktılar mı onu da? Olmazsa biraz bekletip İngilizce kitap okuyabildiğim zaman okurum.
 
ALINTILAR:
 
"Beni bırakma." Yatakta çırpınıyorum.
"Bırakmıyorum, Mac."
O zaman rüya gördüğümü anlıyorum çünkü rüyalar aykırıdır ve ağzından çıkan kelimeler de kesinlikle öyle:
"Sen beni bırakıyorsun, Gökkuşağı Kız."
(Mac ve Barrons, sf. 49)


"...Barrons geldi ve seni buradan aldı. Ahbap, sana nasıl baktığını görmeliydin!"
... "Bana nasıl bakıyordu?"
"Sanki doğum günüymüş ve sen de doğum günü pastasıymışsın gibi."
En azından bu seferkini tavana çarpmamıştı.
(Dani ve Mac, sf. 98-99)


"Dünyaların birbirine geçtiği yerlere BPÇ diyorum. Boyutlararası Peri Çukurları."
Hafifçe gülümsedi. "Komik kızsın, değil mi?"
Yine huzursuz bir sessizlik oldu. Yüzüne baktım. Bakışlarını kaçırdı. Omuz silktim, ardından ben de başka tarafa baktım.
"Ben..." diye başladım.
"Ben..." diye başladı.
"Ne kadar hoş," diye araya girdi V'lane. Sesi yine kendisinden önce gelmişti. "İnsan mutluluğunun kusursuz resmi. Kadın yerde, adam kadına tepeden bakıyor. Sana vurdu mu, MacKayla? Vurduysa söyle de onu öldüreyim."
...
"Beceremeyeceğin şeyler için söz verme," dedi Barrons.
"Belki yapamam ama düşünmesi bile güzel."
"Devam et, Tinker Bell."
(Mac, Barrons ve V'lane, sf. 152-153)


"Christian gitti."
İrkildim. "Gitti de ne demek?"
"Kayıp." ...
"Peki ama nereye gitti?" diye sordum. Önce Barrons'a, sonra V'lane'e baktım.
"Bunu bilseydik kayıp olmazdı," dedi Barrons soğuk bir sesle.
(Barrons ve Mac, sf. 157)

 
PUANLAMA:
 
5 Taç: Bayıldım. Kesinlikle harikaydı.
 
 
İntikam Ateşi, Rüya Ateşi'nden daha güzelken Rüya Ateşi'ne beş, İntikam Ateşi'ne dört buçuk vermenin mantıksız olacağını düşündüm ve İntikam Ateşi'nin puanını da beş olarak değiştirdim. Bunu yapabileceğimi söylemiştim zaten. Güncellenmiş İntikam Ateşi yorumuma bakabilirsiniz. (Bakmasanız da olur, sadece sonunu değiştirdim sonuçta.) Neyse. Güzel kitap, güzel seri. OKUYUN.