8 Temmuz 2014 Salı

"Acıtan Güzellik - Georgia Cates" Kitap Yorumu


KİTAP KÜNYESİ:

Kitap Adı: Acıtan Güzellik
Özgün Adı: Beauty from Pain
Seri: Beauty #1
Yazarı: Georgia Cates
Çevirmeni: Belgin Selen Haktanır
Yayınevi: DEXPlus
Türkiye Yayın Tarihi: Ocak 2014
Sayfa Sayısı: 354
Piyasa Fiyatı: 20.00 TL
Goodreads: 4.35




ARKA KAPAK:

Üç ay sürmesi konusunda anlaşmıslardı... Ama aşkları sınır tanımayacaktı.

Jack McLachlan nam-ı diğer Mağara Adamı, Avusturalya'nın en gözde bekârlarından milyoner bir şarap üreticisiydi. Başarısı, ünü ve zenginliği, romantik ilişkilerini karmaşık ve sorunlu bir hale getiriyordu, bu yüzden basitliği seçiyordu: isimsiz, kısa ilişkiler.
Bu onun oyunu ve kurallarıydı. Ta ki Laurelyn Prescott hayatına girene kadar.

Ateşli oyunun kuralları değismek zorunda kaldı, çünkü genç kadın öncekilere hiç benzemiyordu. Amerikalı nefes kesici müzisyenle iliskisi basladığı andan itibaren Jack'in ayakları yerden kesildi. Hiçbir sey planladığı gibi gitmemeye basladı ve Jack kuralları birer birer kendi elleriyle yıkmak zorunda kaldı.

Ve Laurelyn, mümkün olmayanı, mümkün kıldı.

BENİM YORUMUM:

     "Erkeğin kızı istediği ve kızın erkeği reddettiği ama birkaç gün sonra kızın da erkeği istemeye başladığı inanılmaz klişe ve bayık bir kitap istiyoruuum" diye krizlere girdiğim bir anda, (üst üste çok fazla fantastik okuyunca olabiliyor) kardeşim okuyup nefret ettiği için hiç merak etmediğim halde elime aldım Acıtan Güzellik'i. İlk yarısı kriz anında güzel geldi fakat kısa süreli krizim sona erince ikinci yarıyı okurken eksiklerini fark ettim.

     Kitap, Laurelyn Prescott'un, en yakın arkadaşıyla birlikte üç aylığına Avustralya'ya gitmesiyle başlıyor. En yakın arkadaşı Addison'ın abisi Ben burada yaşıyor, bu yüzden üç ay onun evinde kalacaklar.

     Sonra Laurelyn, Avustralya'daki ilk gecesinde gittikleri bir kulüpte, yeni avını aramakta olan playboy Jack McLachlan'ın radarına giriyor. Evet, tesadüfe bakın ki kızın Avustralya'ya geldiği ilk gün karşılaştılar. Ve tesadüfe bakın ki Jack de tam o sıralarda üç aylık (Laurelyn'in orada kalacağı süre) bir ilişki arayışındaydı. Ve yine tesadüfe bakın ki birkaç gün sonraki bir şarap partisine her ikisi birden gidecekler.

     Sonra görüşmeye başlıyorlar, Jack ona tuhaf teklifini yapıyor, Laurelyn teklifi kesin bir dille reddediyor ve bir gün sonra fikrini değiştiriyor. Sonra birbirlerine aşık oluyorlar ama bunu kabul edemiyorlar falan.

     Gerçekten çok farklı şeyler duydum bu kitap hakkında. Tam bir klişe olduğunu düşünenler ve türünün diğer örneklerinden farklı olduğunu söyleyenler var; başları güzel ama sonları kötü diyenler ve başlarını beğenmeyip sonradan toparladığını düşünenler var; kitabı akıcı bulanlar ve haftalarca bitiremeyenler var... Neye odaklandığınıza bağlı sanırım. Günümüz aşk veya erotik türde kitapları sevenler için hızlıca okunabilecek bir kitap olabilir, ama düşünmemeniz gerek. Ve bir oturuşta okumaya çalışmalısınız. Aralar vererek okursanız kitap sizin için bitmek bilmeyen bir şeye dönüşecektir.

     Bunu nasıl mı fark ettim? Kitabın ilk yarısını bir gecede okudum ben, tam da bu tarz bir şeye ihtiyaç duyduğum anlara denk geldiği için hızlıca, düşünmeden ilerledim. Sonra uyuyakaldım... ve ertesi gün kalktığımda kitabı düşünerek, aralar vererek okudum. Bitmek bilmez bir şeye dönüştü.

     Yani hangi yönlerine odaklandığınıza bağlı olarak sevebileceğiniz veya nefret edebileceğiniz, tuhaf bir kitap. Ben bu tarz kitapları gerçekten seven ve bir oturuşta, düşünmeden okuyabilecek olanlara öneririm. Ama bu türden kitapları çok iyi biliyorsanız da beğenmeyebilirsiniz çünkü çok klişeydi. Bilmiyorum. Risk almak istiyorsanız okuyun.

     Ben kitabı neredeyse ortalama buldum ama ortalamanın altına düşüp üç puanı kaçırmasına sebep olacak şeyler vardı.

     Öncelikle, Laurelyn'in sözde en iyi arkadaşı Addison. Kız Avustralya'ya adım attığı ilk andan itibaren abisinin en yakın arkadaşı Zac'e asılmaya başladı, hem de saçmalık derecesinde bir hızla. Birbirlerini görür görmez flört etmeye başladılar ve birkaç gün sonra seviştiler. Bir süre sonra Laurelyn Jack'le, Addison Zac'le sevişirken birbirlerini unuttular. Mesela Dublin Caddesi'nde de baş karakterin en yakın arkadaşının aşk hayatına değinilmişti fakat bu, kitapta adeta iki ayrı hikaye okumamızı sağlamıştı ve arkadaşlıklarını etkilememişti. Acıtan Güzellik'teyse bu, yazarın tüm hikayeyi Laurelyn ve Jack'e odaklayıp en yakın arkadaşı arka plana atması için bahane gibiydi. Ben hala Laurelyn'le Addison'ın neden arkadaş olduğunu bilmiyorum çünkü Addison'la ilgili hiçbir şey öğrenmedik bile.

     İkincisi, Ben adlı, kötü anlama gelen bütün sıfatları ve hakaretleri hak eden şahıs. Bir karakteri sevmemek, -eğer o kişi baş karakter değilse- beni kitaptan soğutmaz aslında, çünkü en azından istatiksel olarak her kitapta birkaç geri zekalı karakter olması gerek. Ama Ben'in sadece kendisi değil, onunla ilgili her şey nefret edilesi.

     Uçaktan indikleri anda, Addison Zac'le flört ederken, Ben de Laurelyn'i gözüne kestirdi. Bir anda. Öylece. Ve sonra, sanki kız kardeşinin en yakın arkadaşı olduğu için üzerinde hak sahibiymiş gibi davrandı kıza. Böyle Laurelyn'le Jack'i ne zaman görse sinirlenmeler, trip atmalar, kapı çarpmalar, kızı Jack'siz yakaladığı anda her yerini ellemeler falan... Ve kimse adama bir kez olsun "Sen ne yapıyorsun?" demedi. "En yakın arkadaşımın abisi, ayıp olur, Addison'la aram bozulsun istemiyorum" diye diye Ben'in tüm saçmalıklarına katlandı Laurelyn. Addison da hiçbir şey demedi buna, Zac'le sevişmekten vakti kalmadığı için olabilir.

     İşte böyle. Bana göre kitap her şeyiyle tam bir klişeydi. Şu ana kadar klişe dediğim tüm kitaplardan özür dileyesim var, bu kitabı okuyana kadar klişe ne demek bilmiyormuşum. Ayrıca her şey çok ani ve tahmin edilebilirdi. Ve tasvirleri yetersiz buldum.

     Bir de, "Onu sevmek, benim için her zaman Güzellikten Gelen Acı olacaktı" diye bir cümle vardı kitapta. Yanlış çevrilmiş, Beauty from Pain, Acıdan Gelen Güzellik demek. Tamam, çevirmenin dalgın bir anına gelmiştir falan diyeceğim ama kitabın adı bile böyle, nasıl kimse fark edip düzeltmemiş, yuh.

     Ayrıca kitabın neden Acıtan Güzellik diye çevrildiğini de anlayabilmiş değilim. Kitabın içinde bile geçiyorsa, Acıdan Gelen Güzellik diye çevrilebilirdi. Üçlemenin sonraki kitaplarını da Teslimiyetten Gelen Güzellik ve Aşktan Gelen Güzellik diye çevirebilirlerdi böylece. Şimdi ikinci ve üçüncü kitabın adlarını nasıl çevirecekler? Labirent yorumumda da benzer bir şeyden bahsetmiştim. Kitapların adları çevrilirken sonraki kitapların da göz önünde bulundurulması gerek.

     Son olarak bahsetmem gereken ciddi bir hata daha var ve bu seferki çok belirgin bir hata. Şimdi. Kitap hem erkek, hem kadın karakterin gözünden anlatılıyor. Ki ben bunu biraz saçma buldum.  Farklı karakterlerin bakış açısını bize yeterince iyi aktarılamamıştı. Tamam, yapabilen yapsın ama çoğu yazar bunu yapamıyor.  Hatta çok sevdiğim bir yazar olmasına rağmen, Köken'de ve Saplantı'da Jen'in bile bunu tam olarak ayarlayamadığını düşündüm.

     Ama söyleyeceğim şey bu değildi. Kitapta, aslında Jack'in gözünden anlatılan bazı bölümlerin başına yanlışlıkla Laurelyn'in adı yazılmış. TAM ÜÇ KERE. Çok büyük bir ihtimalle yazarın hatası ama çevirmenin veya başka birinin düzeltmesi gerekirdi. Tabii yazarın da düzeltmesi gerekirdi. İnsan kendi yazdığını dönüp bir okumaz mı?

PUANLAMA:
2,5 Taç: Sevmedim. Zaman kaybı. / İyiydi ama okumasan da olur.


Aslında üç verecektim ama bahsettiğim eksik yönler ve o saçma son yüzünden yarım puan düşürdüm, iki puanı hak edecek kadar kötü değil bence. Nefret etmedim ama hayal kırıklığına uğradım. Bu arada puanlama sistemini değiştirdim, fark ettiniz mi? Taç şeysi aynı, onu değiştirmek istemiyorum ama yazıları yeniledim. Neyse. Dediğim gibi, neye odaklandığınıza bağlı olarak sevebilirsiniz veya nefret edebilirsiniz. Okuyacaksanız da bence bir oturuşta bitirmeyi deneyin.