24 Temmuz 2014 Perşembe

"Gölge Ateşi - Karen Marie Moning" Kitap Yorumu

 
KİTAP KÜNYESİ:
 
Kitap Adı: Gölge Ateşi
Özgün Adı: Shadowfever
Seri: Ateş #5
Yazarı: Karen Marie Moning
Çevirmeni: Egemen Özkan
Yayınevi: Artemis
Türkiye Yayın Tarihi: 1 Mayıs 2014
Sayfa Sayısı: 782
Piyasa Fiyatı: 29.00 TL
Goodreads:
 4.54
 
 
ARKA KAPAK:
 
UMUT GÜÇLENDİRİR, KORKU ÖLDÜRÜR

MacKayla Lane, ablası Alina’yla birlikte evlatlık verilip İrlanda’yı bir daha dönmemek üzere terk ettiğinde küçük bir çocuktu.

Yirmi yıl sonra Alina öldü ve Mac, ablasının katilini bulmak için İrlanda’ya dönmeye karar verdi. Doğaüstü güçlere sahip, lanetlenmiş bir soydan geldiğini keşfettikten sonra ise kendini esrarlı bir geçmişin içinde buldu. İnsanların, binlerce yıldır aralarında gizlenen ölümsüzlerle yaşadığı çatışmanın tam ortasında kalmıştı.

Mac artık bir yandan acılarına göğüs germeye çalışırken, bir yandan da kendini dünyaları yaratma ve yok etme gücüne sahip bir büyü kitabı olan Sinsar Dubh’ı ele geçirmeye adamıştı.

Sinsar Dubh, Mac’i yüzüstü bırakıp sevdikleriyle arasında ölümcül bir patika oluşturduğunda ise avcı, artık av olmuştu. Mac artık kime güvenebileceğini kestiremiyordu. Sürekli rüyalarına giren o kadın kimdi? En önemlisi, bizzat Mac kimdi?

“DUDAKLARIMDA DÜŞMANIMIN, ABLAMIN SEVGİLİSİNİN, SEVGİLİMİN KATİLİNİN DUDAKLARI, HAK ETTİĞİM CEZANIN TADINA BAKIYORUM.”

“Gölge Ateşi beklediğim, istediğim, ihtiyaç duyduğum, açlığını çektiğim her şeyi ve çok daha fazlasını veriyor.”
Fresh Fiction
 
 
BENİM YORUMUM:
 
Umut güçlendirir. Korku öldürür.
Bunu bana gerçekten akıllı biri söylemişti.
Ne zaman olgunlaştığımı, eylemlerimi daha iyi kontrol edebilir hale geldiğimi düşünsem, başarabildiğim tek şeyin bir dizi yanılgının yerine daha gösterişli ve cazip yanılgılar koymak olduğunu acıyla fark ediyorum. Evet benim o, kendini kandırma kraliçesi.
 
     Serinin en iyi kitabı. Kuşkusuz. Neredeyse 800 sayfa ama çok rahatlıkla okunuyor. Dördüncü kitapta olduğu gibi, ilk sayfalarda biraz sıkılabilirsiniz. Ama sonra kitap mükemmel bir şekilde devam ediyor.
 
     Buradan sonra spoiler vermeden anlatamayacağım bir şeyler var.
 
BU KISIM BOLCA SPOILER İÇERİR.



     Öncelikle, Gölge Ateşi'nin kapağıyla ilgili beğenmediğim bir şey var, o da koydukları resim. Ne kadar saçma bir resim olmuş o öyle. Neden hem Mac'in hem Barrons'un kanatları var? Mac'in Melun (asla Unseelie demeyeceğim) Kralı olduğunu sandığı sıralarda, Barrons da Cruce mu acaba diye merak ettim. Ayrıca Mac'in parmağındaki yüzük yüzünden evlendiklerini bile düşündüm. Saçma ve kafa karıştırıcı ayrıntılar eklemişler. Bir diğer merak ettiğim şeyse Barrons'un kolunun yarısına ne olduğu.
 
     Kitaba dönebiliriz. Evet, ölen Barrons'tu. Gölge Ateşi, her zamanki gibi kaldığı yerden devam etti. Ve şahsen, o ilk sayfalara bayıldım. Karen, ölümün dozunu ayarlayabilen ve baş karakterin ölümlere verdiği tepkileri her zaman gerçekçi kılabilen, aşırı nadir yazarlardan. Bazı yazarlar gibi baş karakterin değer verdiği herkesi öldürüp, bir süre sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam ettirmiyor.

 
     Mac'i derinden sarsan, çok değer verdiği kişilere mal olan sadece iki ölüm yaşandı. Onun dışında da ölümler vardı ve bu da olayların gerçekçiliğini devam ettirdi ama Mac'e yakın kişiler sayılmazlardı. Bu iki ölümün, Alina'nın ve Barrons'unkinin Mac'e yaşattıkları çok gerçekçi bir şekilde yansıtılmıştı. Ve bu iki ölümün ciddi farkları da vardı. Mesela Barrons'un ölümüne Mac sebep olduğu için işin içine suçluluk da girmişti ve bu duygu tepkisini etkilemişti.
 
     Mac'in o sıradaki ruh hali, karmakarışık düşünceleri, çaresizliği... Gerçekten çok iyiydi. Barrons'un ölümü Mac'te kalıcı bir hasar bırakacaktı... Tabii ölmüş olsaydı. Barrons'un ölmediğini öğrenmek umuduyla sonraki sayfalara bakmayan, sabreden var mı aranızda? Sanırım yok.
 
     Rowena her zamanki gibi delirtti beni. Sonunda öldüğü için mutluyum ama kazandığını düşünerek öldü. Fiona ve Darroc da öyle. Keşke daha çok acı çekselerdi ve ölmeden önce öyle zafer kazandıklarını düşünmeselerdi. Fiona'nın acı çekmediğini söyleyemem gerçi. Ama ölmeden önce bir şeylerin farkına varsalardı daha çok tatmin olabilirdim.
 
SPOILER'IN SONU.
 

     Çok fazla şey olduğu için hangisinden bahsetsem bilmiyorum. Biraz fazla karışıktı aslında. Özellikle 750'lerde beynim patlamak üzereydi. Yine de bu kadar uzun olduğu için minnettarım. Son birkaç sayfada, kitabın bitmek üzere olduğunu bilerek sayfaları çevirirken çok çaresiz hissettim ve neden daha uzun değil gibi tuhaf düşüncelere kapıldım. Yetmedi.
 
     Karen yeteneğini, önceki dört kitapta hiç kullanmadığı kadar çok kullanmış bu kitapta. Bu kadının anlatımını çok seviyorum. Beyaz Köşk, Karen'ın yeteneğinin en büyük kanıtı. İnsanın gözünde mükemmel bir şekilde canlanıyor. Fizik kurallarına yeniden şekil vererek, insanların asla yaratamayacağı kadar karışık bir yapıyı hayal gücünü kullanarak yaratması, sonra bir de bunu okuyucuya bu kadar güzel anlatması büyüleyiciydi.
 
     Önceki dört kitapta hiç olmadığı kadar farkına vardığımız bir diğer şey de Barrons'tu. Barrons'u çok yakından tanıdık. Hala hakkında bilmediğimiz çok fazla şey var ama öğrenmek için o kadar acele etmiyorum artık. Mac de etmiyor. Yine de Barrons'u daha da yakından tanımak istiyorum. Kendisi resmi olarak favori erkek karakterim oldu. Diğerlerine hiç benzemiyor. Serinin tamamı sırf o adam için okunabilir.

 
     Kitabın sonunda henüz her şeyin bitmediği çok belliydi ve bitmemiş olmasına seviniyorum. Sırada Dani'yle ilgili üç kitap olduğunu ve ondan sonra Mac'in gözünden anlatılan son bir kitap daha okuyacağımızı söylemiştim. Goodreads'e sonradan eklemişler, ondan sonra bir kitap daha var. Yani Dani'nin gözünden anlatılanları da sayarsak seri toplam on kitap görünüyor şu an. Umarım bu sayı daha da artar.
 
     Bu arada, karakter listesinde yoklardı ama umarım Dani O'Malley üçlemesinde Mac'le Barrons'u da görürüz. Az da olsa görmemiz gerek aslında. Dani varsa Mac de olmalı.
 
     İlk kitabı okuduğunuzda, iyi ve kötü taraflar kesin olarak belirlenmiş gibi hissediyorsunuz. Ama aslında öyle değil. Bunu okuduktan sonra Karanlık Ateş'e bir daha göz attım ve Karen'ın, arkasında bu kadar büyük, görkemli hikayeler olan bir şeyi nasıl bu kadar basit gösterebildiğine hayret ettim. Hiçbir şey ilk kitapta göründüğü gibi değil. Aslında Melun Kralı'nı seviyorum, Melun'lara bir bakıma üzülüyorum. Sinsar Dubh bile saf kötü değil, yaptıklarının kötü olduğuna inanmadığı için böyle hareket ediyor. Sinsar Dubh'yla Konuşmalar diye bölümler var kitapta. O bölümleri okumak çok ilginçti. Alıntılar kısmına o konuşmalardan en sevdiğimi yazdım. Sondan önceki alıntı. Uzun ama okuyun bence.
 
     Tabii ki bu yorumu çeviriden bahsetmeden bitirmeyeceğim. Yine berbat bir çeviriydi. Çevirmenin ne çevirdiğine dair en ufak bir fikri yok. İlk başta Tüm Günler Salonu yazdığını unutup sonradan Hall of All Days (Dayd yazmış gerçi) yazdı, Mac'in kaç kitaplık mızrağını hançer yaptı... Hatta bir kere, onca terimi çevirmeden bırakırken isim olan Christian'ı, Hıristiyan diye çevirdi.
 
     Ama en güzeli Barrons'a "Alem buysa kral benim" dedirtmesiydi. Alem buysa kral benim. ALEM. BUYSA. KRAL. BENİM. Dördüncü ve beşinci kitabın çevirmenleri Jericho Barrons'un karizmasını çizmek için özel bir çaba sarf ediyor gibiler.
 
     Ayrıca bu çevirmenler Sinsar Dubh'ya sürekli yanlış ek getiriyorlar, okunuşunu bilmedikleri için. Şi-sa-du diye okunuyor. Tabii önceki kitapları okumadan çevirmeye kalkarsanız öyle olur.
 
     Aslında söyleyeceklerim bitmedi ama artık dursam iyi olur. ^-^
 
 
ALINTILAR:
 

"Biz aslında yokuz. Bu hep böyle olmuştu, hep böyle olacak. Eğer birileri hakkımızda bir şeyler öğrenirse onları öldürürüz. Kişisel bir şey değil yani."
"Yani
kusuruma bakma ama beni öldürecek olursan biraz kişisel algılarım."
(Lor ve Mac, sf. 328)
 
 
"Kraliçe'yi görmeye giderken bir çocuk peşimize takıldı. Ryodan'dan bir oyuncağını tamir etmesini mi istiyordu ne?"
"Tamir etti mi peki Ryodan?"
"Susmadığı için sinirlenip kafasını kopardı."
"Çocuğun mu?" diye telaşla sordum.
Barrons bana delirmişim gibi baktı. "Ayının. Pili bittiği için oyuncağın içindeki ses kaydı tekrar edip duruyordu. Susturmanın tek yolu buydu."
"Veya yeni bir pil takmak."
(Barrons ve Mac, sf. 484)
 
 
"Mutfağa girmesine izin veriyorlar mı?"
"Lor sık sık gizlice içeri sokuyor."
"Lor mu?"
"Annenin keklerine bayılıyor."
Gözlerimi kırpıştırdım. Lor kek yapsın diye annemi gizli gizli mutfağa mı sokuyormuş?
"Senin Barrons da benim elmalı turtamı seviyor," dedi Rainey neşeyle.
"O benim Barrons değil, ayrıca o adam hayatta elmalı turta yemez." Barrons ve elmalı turta en az vampirler ve yavru köpekler kadar birbirine uzak iki kavramdı. İkisini bir arada düşünmek imkansızdı.
(sf. 515)
 
 
"İnanılmaz," diye arkamdan söylendiğini duydum Christian'ın.
"İkisini de yatağa mı atıyormuş?" diye sorduğunu duydum Drustan'ın.
"Ve buna göz mü yumuyorlarmış?" Dageus da hayretler içinde kalmıştı.
Bir V'lane'e bir Barrons'a baktım. "Konuştukları şeyin benle alakası bile yok."
(sf. 527)
 
 
"BEN KÖTÜ DEĞİLİM."
"Öyleyse neden yok ediyorsun?"
"NETLEŞTİR."
"İğrenç şeyler yapıyorsun."
"AÇIKLA."
"Öldürüyorsun."
"ÖLDÜRÜLENLER BAŞKA BİR ŞEYE DÖNER."
"Evet, ölür! Yok olur."
"YOK ETMEYİ TANIMLA."
"Mahvetmek, zarar vermek, yıkmak, öldürmek."
"YARATMAYI TANIMLA."
"Oluşturmak, yoktan bir şey var etmek, ham maddeyi alıp yeni bir şey üretmek."
"HİÇBİR ŞEY DİYE BİR ŞEY YOKTUR. HER ŞEY BİR ŞEYDİR. BU HAM MADDE DEDİĞİN ŞEY NEREDEN GELİYOR? O DA SEN ONU BAŞKA BİR ŞEYE DÖNÜŞTÜRMEDEN ÖNCE BİR ŞEY DEĞİL MİYDİ?"
"Kil, bir sanatçı onu alıp güzel bir vazoya dönüştürmeden önce basit bir kil parçasıdır."
"PARÇA. GÜZEL. FİKİR. TARAFSIZ. KİL BİR ŞEYDİ. BELKİ İNSANLARIN BENİM UMURUMDA OLMAMASI GİBİ KİL DE SENİN UMURUNDA DEĞİLDİR AMA YİNE DE BUNUN KİLİN ÖZÜNÜ OLUŞTURDUĞUNU İNKAR EDEMEZSİN. KİLİ EZDİN, YOĞURDUN, ŞEKİLLENDİRDİN, BOYADIN VE SONUNDA BAŞKA BİR ŞEYE DÖNÜŞTÜRDÜN. AMACINI ONUN ÜZERİNDE UYGULADIN. VE SEN BUNA YARATMAK MI DİYORSUN? BEN BİR VARLIĞI ALIRIM VE MOLEKÜLLERİNİ DİNLENDİRİRİM. BU YARATMAK DEĞİL MİDİR YANİ? BU VARLIK, BİR ŞEYDİ. ŞİMDİYSE BAŞKA BİR ŞEY. BİR ZAMANLAR O BİR ŞEYLER YİYORDU, ŞİMDİ BİR ŞEYLER ONU YİYOR. BU VARLIĞIN, YENİ HALİYLE BAŞKA BİR VARLIĞIN YAŞAMINI SÜRDÜRMESİNİ SAĞLAMADIM MI? BİR ŞEYİ YOK ETMEDEN YARATMAK MÜMKÜN MÜDÜR? KÖYLER YOK OLUR. ŞEHİRLER DOĞAR. İNSANLAR ÖLÜR. GÖMÜLDÜKLERİ YERDEN YENİ BİR YAŞAM BAŞLAR. YOK ETME EYLEMİ, YETERLİ ZAMAN GEÇTİKTEN SONRA, YARATMAK DEĞİL MİDİR?"
(Sinsar Dubh'yla Konuşmalar, sf. 531-532)
 
 
"Dünyayı kurtarmamız gerek," diye hatırlattım.
Bana uzandı. "Dünya bekleyebilir. Ben bekleyemem."
(Mac ve Barrons, sf. 664)
 

 
PUANLAMA:
 
5 Taç: Bayıldım. Kesinlikle harikaydı.
 
 
Bu seri ne ara bu hale geldi bilmiyorum. Birinci kitabı okuduktan sonra böyle bir şeyi hiçbir şekilde beklemiyordum. Birinci kitap da güzeldi ama böyle bir gelecek vadetmiyordu. Farkına bile varmadan çok fazla bağlanacağınız bir seri. Fantastik seven herkesin okuması gerek bence.