31 Aralık 2016 Cumartesi

Yeni Yıl Yazısı - 2017

     Merhaba insanlar. Merhaba 2017. Bugün en sevdiğim ve en uzattığım türden yazılardan biriyle karşınızdayım. Yani kendimden bahsettiklerim. Sıkılmayın diye gifleri bol tutacağım. Her zaman alakalı olmayabilirler. Zaten bilgisayarda hiçbir zaman hiçbir şeyle alakalı olamayacak ama yine de bir gün kullanma fırsatı bulurum diye tuttuğum çok gif var. Bundan daha karmaşık bir yazı bulacak değilim ya, hepsini buraya saçayım.

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
     "Öylesine konuştuklarım" etiketi altında size az mı saçmaladım? "Üzgünüm bir haftadır yazı paylaşmıyorum" diye başlayan yazılarım vardı bir zamanlar, hoho, ilk iki yılımda falandı böyle saçma sorunlarımız herhalde çünkü 2015 itibariyle Obur Kitaplık'ın ağzına sıçtım.
 
 
 
Evet evet biliyoruz. Yine de bir şekilde neden bulup size kitaplardan ve diğer alakalı şeylerden bağımsız saçmalıklarımı kusuyordum. Bu yıl yapmamışım onu. Tabii bu diğer yazılarımda, hatta kitap yorumlarında konuyu kendime getirmediğim anlamına gelmiyor. Bu yazı ne olacak bilmiyorum. Birkaç hafta önce canım sıkkınken şu yazının taslağına bir şeyler zırvalamıştım, onların da ne olduğunu hatırlamıyorum. Şimdi bakıp insan içine çıkamayacak durumda olanları sileceğim, siz normal okuma akışınızı bozmak zorunda değilsiniz, zaman yolculuğunun güzelliği.
 
 

     2016 nasıl bir yıldı inanın bilmiyorum. Hiçbir şey yapmamışım gibi geliyor ama sadece bir yıl daha dünyayı varlığımla kutsadığım için ne kadar çok şeyi değiştirdiğimi bilemem. Siz de öyle. Bu yıl dünya kötüye gittiyse ya da bir yerlerde bir insanın hayatı mahvolduysa benim suçum olmadığını biliyorum, ama daha kötüye gidebilecekken gitmediyse bir parçası benim sayemde.

     Yine zaman yolculuğunun güzelliği. Geçmişin Doğa'sıyla işbirliği yaparak diğer kısımları düzenledim, yeni bir şeyler ekledim, yazı bitti. Sadece bu paragrafı olduğu gibi bırakalım. Bunu söyleyen Doğa hala 2016'nın bir parçasıydı, aynı zamanda birkaç hafta öncesiydi, pek fark etmez çünkü onu her türlü haksız buluyorum. Bu yıl değilse önceki yıllarda birinin hayatı benim yüzümden mahvolmuştur ve şimdi değilse sonraki yıllarda dünya benim yüzümden kötüye gitmiştir. Ama diğer kısma katılıyorum, her saniye sadece var olarak neleri iyi ya da kötü yönde değiştirdiğimizi hiç bilemeyiz. Hala kimseyi öldürmedim.









 
 

     Şu an yıl bitti aslında ama Goodreads, Reading Challenge'ın bitmesine dokuz saat var diyor, o öyle diyorsa öyledir. Üst üste iki yıl başarısız olduktan sonra bu senenin Challenge'ına 30 kitap hedefiyle başladım, sonra 40, sonra 50, buraya kadar sorun yok, sonra 60 saçma bir sayı olduğu için 70'e atladım. Başarısız oldum tabii ki. 68'i bitti. Challenge resmi olarak kapanmadan iki kitap daha okuyabilirim, buraya kadar geldikten sonra başarısız olmak istemiyorum. Ama galiba yapmayacağım çünkü canım istemiyor. Son durumu bildirmek için güncelleme yapabilirim. Ya da umurunuzda değildir. Sadece gelecek yılın Doğa'sına eksiksiz bilgi vermek istiyorum, benden nefret ettiğini bilsem de. Ama Challenge tamamlansa da tamamlanmasa da büyük bir şey başarmış olmayacağım çünkü zaten o kitapların 21'i manga, 3'ü kısa hikaye, son 3'ü "Bari şu Challenge'ı tamamlayayım" düşüncesiyle son anda ve kısa zamanda okundu. Challenge'ı tamamlayacak olursam geriye kalan iki kitap da o kafayla okunmuş olacak. Ama kitaplıkta başka türlü muhtemelen asla okumayacağım, kısa ya da kolay okunabilecek, yıllardır elimde olduğundan okumadığımı unuttuğum kitaplar var. Kitapları amaç ve Challenge'ı bahane yapmakla, Challenge'ı amaç ve kitapları bahane yapmak eşit derecede aşağılıkça geliyor ama neden olmasın?













     Nasıl olduysa sadece 44 film izlemişim, izlediklerimin de çoğunu beğenmedim. Filmler kitaplar kadar zaman ve fedakarlık gerektirmedikleri için onlar kadar merhameti de hak etmiyorlar bana göre. Bu filmleri sevmediğim anlamına gelmez. Yıl içinde çok beğendiğim filmler de oldu. Ayrıca henüz çok az şey yaşamış ve çok az şey görmüş olmama rağmen şimdilik hayatımın filmi diyebileceğim filmi buldum, bir Japon filmi, duymadığınıza eminim, ama adını şimdi söylemeyeceğim çünkü bence buna hazır değilsiniz. Çevremdeki  bazı kişilere bahsettim, sadece ikisi filmi bitirebildi. Biri denedi. Diğerleri tenezzül etmedi, etmeyeceklerini biliyordum. Deneyenin deneyeceğini de biliyordum. Bitirenlerin bitireceğini de. Hiçbiri bir günde bitiremedi. Tek oturuşta bitirebilen tek kişi kardeşimdi, o da yerinden kalkmasına izin vermediğim için. Ona bile filmden bahsetmeden önce haftalarca bekledim, ki onsuz hiçbir şey izlemem, izlersem hemen sonra ona da izletirim. Bu filmi uzun süre sır olarak sakladım, zaten ilk seferinde tamamını izlemeyi ben de becerememiştim, ikincide kardeşimi de yerinde tutmak için oturup tamamını izledim ama kolay olmadı. Umarım meraktan geberiyorsunuzdur, yine de adını şimdi söylemeyeceğim. Belki sonra da söylemem.
 
     Fazla dizi de izlemedim sanırım. Yani Kore ve Japon dizilerini saymazsak, çünkü onlardan bir sürü izledim. Size de bir kısmını önereceğim ama umurunuzda olacağını düşündüğüm bir zaman. 2016'ya girerken yazdığım yazıda kendimden hiç beklemediğim halde Kore dizisi izlemeye başladığımdan bahsetmiştim, bu yıl kendimden hiç beklemediğim halde K-pop'a başladım ağh. İnsanın önyargılı olduğu bir şeyi sevmeye başlaması çok tuhaf.

     Yıl bitmeden tamamlayamadığım kitap ve diziler var. Bence bu çok sinir bozucu. Saat on ikiye gelince bir halt olduğundan değil, ama geriye dönüp "Ben bu kitabı/diziyi hangi yılda okumuştum/izlemiştim?" diye düşünürsem cevap bulamayacağım. Gerçi hiçbir zaman olayların yılını hatırlamıyorum. Devam edelim.
 
     Köpeğim iki yaşına girdi ama bana hala bebek gibi geliyor. Tüylü piç kurusunun sayesinde çok güçlü annelik içgüdülerim olduğunu fark ettim. Bu yüzden akıl sağlığımı korumak adına asla çocuk sahibi olmama ve bir daha asla köpek almama kararımı pekiştirdim. Siz siz olun pekinez beslemeyin arkadaşlar. Çocuk sahibi olmaktan tek farkı daha zor olması, annem onaylı. Bunu da buraya sıkıştıralım, her şey dönüp dolaşıp köpeğime bağlanıyor zaten.













     Geçen yıl da bir kitap yazdığımı ve bu sefer doğru yolda olduğuma emin olduğumu söylemiştim. Beni ciddiye alıyor musunuz bilmiyorum ama ben kendimi çok ciddiye alıyorum. Kafamın içinde sekiz kitabım var, ama 2014'ten beri bir tanesini bile bitiremediğim düşünülürse elle tutulabilir hale gelmelerine daha çok var. Neyse ki buralardaki çoğunuz gibi ihtiyar değilim. Ne zaman böyle konuşsam ertesi gün ölecekmiş gibi hissediyorum ama o kadar çok şeyi yarım bıraktım ki ölemem. Ben ölsem evren altüst olur.

     Ciddiye alınmak meselesine dönersek, dışarıdan bakan biri olsam kendimi ciddiye almazdım, resmen ciddiye alınmamak için varım ama siz yine de alın. Yazarlığın kendim için mükemmel meslek olduğuna samimiyetle inanıyorum ve şimdi asla başka bir işi yapamayacağımı düşünüyorum. Çünkü, en basitiyle başlarsak, asla bana yer ve zaman kısıtlaması getiren bir iş yapamam, ki bunu değişiklikten korkan biri olarak söylüyorum. İkinci olarak, hep dışarıdan hoşuma giden şeyleri denemek istedim ve benlik bir şey olmadığını, izlemekle yetinmem gerektiğini (korkarım bloggerlık bunlardan biri) kabullenene kadar uzun süre inat ettim; kitap yazmaksa bugüne kadar heveslendiğim şeylerden bana en çok kafayı yedireni ama en çok zevk aldığım. Üçüncüsü, gerçekten, ama gerçekten iyi yaptığımı hissettiğim ve büyütmek, paylaşmak, kanıtlamak, hakkında olay çıkarmak istediğim ilk şey bu.


 
 
 
 
 
 
 
 

 
 
     Bu yıl da çok fazla yeni insanla tanışmadım. İnsanların yanına gitmeyip onların benimle konuşmasını beklediğimden hep. Sınıfım değişti. İki yıl uğraşıp yarattığım izlenimi vermekle bir daha uğraşacağım diye korkmuştum ama farklı ortamlarda aynı konumda durmak çok işime gelmez, ne yazık ki farklı bir şeye başlamak için de enerjim yok. Derdim şu: İnsanlar hakkımda ne düşünürse düşün ama düşündükleri üzerinde kontrol sahibi olayım. Şu andaysa kimsenin düşündükleri üzerinde kontrolüm yok ve bu benim için çok korkutucu. İnsanları analiz etmem, benimle ilgili önceki izlenimlerini ve sonradan hangi durumlarda ne kadar iletişime geçmemiz gerekeceğini ve bu durumların nasıl davranmamı gerektireceğini hesaplamak zorunda kalıyorum, sonra bir şeyde karar kılıyorum. Bu sefer bir şeyleri yanlış yaptım ve bir yanlışı daha fazlası izledi. Ne demek istediğimi anlıyor musunuz bilmiyorum. Birinin hakkınızda yanlış bir düşünceye kapılması ve orada yüz yüze dururken onu doğrusuyla değiştirmek çok zor geldiği için duruma ayak uydurmaya çalışmanız ve kendinizi doğru olmayan şeyler söylerken bulmanız ve iki tarafın da neler olduğunu tam kavrayamaması söz konusu. O yüzden yeni insanlarla tanışmayı sevmiyorum. Farklı izlenim verdiğim farklı tipte insanlarla aynı anda bir araya gelmek zorunda kalmayı sevmiyorum. Ortama uyum sağlamaya çalışmamı sevmiyorum. İnsanlara daha çok kendim gibi davranmaya başladığımda benden uzaklaşmalarını sevmiyorum. Hayatıma belli bir grup insanla devam etmeyi seçebilsem seçerim. Beni, onları sevdiğimden daha çok sevmeyen insanları seçerim. Bana bağımlı olmayanları. Ve benden daha kaba, daha vefasız, daha umursamaz olanları. En iyi anlaştıklarım hep onlar oluyor.
 












 
 
     Yıl 2017. Ocak'ın biri. Saat 3:34. Hala tamamlanmayan "yeni yıl yazısı"na bakıp gereğinden fazla şey söyleyip söylemediğime karar vermeye çalışırken INXS dinliyorum. 2014'ten beri yaratma aşamasında olduğum, ama hala sadece kafamda var olan sekiz kitabı okunması için yazıyorum. Daha önceki başarısız denemelerimi ve sayısız utanç kaynağını da okunması için yazmıştım. Bu şeylerin büyük bir kısmı henüz kimse tarafından okunmamış olsa da. Ama tuhaf bir şekilde, Obur Kitaplık'ı okunması için yazmıyorum. En azından bir süredir. Ve o zamandan beri daha az yazıyorum. Ara sıra kurgu olmayan bir şeyler yazmak, ya da sadece kendime geri dönüp okuyacak bir şeyler vermek istiyorum. Onca kitap yorumu başkalarına bir fikir vermek için değil, okuduklarım hakkında düşündüklerimi hatırlayabileyim diye. Zaten burada siz diye hitap ettiğim kitle pek geniş değil, bir kitle bile değil. Ben olsam kendimi düzenli takip etmem ki eden veya bir dönem etmiş olan manyaktır. Bunu şuraya bağlayacaktım, şu an şu yazıyı sonuna kadar okuyan da manyaktır, sadece içimi dökmek için yazmıştım ama sonra yayınlasam da olur dedim çünkü muhtemelen geri dönüp bakmak isterim. Nasıl bir insan olduğuma dair kafam çok karışık ve elimde ergenlik yıllarım boyunca geçirdiğim değişimi belgeleyen bir şeyler olması ileride işleri kolaylaştırabilir. Hiç olmadı her zaman yaptığım gibi geçmişteki halimle dalga geçmek için işime yarar. Ama. Cidden. Kendi kişiliğimi bilmiyorum. Bence bu ciddi. Sonuçta kendimi doğduğumdan beri tanıyorum. Ya da sadece ergenim.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
     Normalde şarkıları yazılara koymak yerine bulmanız için çalma listesine bırakırım ama madem bu şarkıyı yıl ortasında bulup size vermek için mal gibi yıl sonunu bekledim, alın bakalım.


 
 

 
     Tüm giflerin Doctor Who'dan olduğunu fark etmediyseniz demek ki izlemiyorsunuz. İşte size 2017'de hayatınıza anlam katabilecek bir şey. Hayır, hayatınıza anlam katan şeyin bir dizi olması acınası değil. Bu paragraf gelecekteki Doğa'ya yazılmadı, buralarda birileri kaldıysa onlara. Doctor Who'yla tanıştırabildiğim her ruh beni daha iyi bir insan olmaya yaklaştıracaktır. Ayrıca sırasıyla izleyin, mal mal bölüm atlamayın. Yeni sezon başlamak üzere, Noel özel bölümü bayağı saçmaydı ama ben bayıldım. Geçen yılınki gibi olmasa da. Seni seviyorum Capaldi.