18 Ocak 2017 Çarşamba

"Ölüm Oyunu - Koushun Takami" Kitap Yorumu

 
KİTAP KÜNYESİ:
 
Kitap Adı: Ölüm Oyunu
Özgün Adı: Battle Royale
Yazarı: Koushun Takami
Çevirmeni: Müge Kocaman Özçelik
Yayınevi: Pegasus
Türkiye Yayın Tarihi: 29 Nisan 2014
Sayfa Sayısı: 624
Piyasa Fiyatı: 30.00 TL
Goodreads: 4.24
 
 
ARKA KAPAK:
 
Varoluş ile vicdanın mücadelesi:
Bir adaya hapsedilmiş
21 kız ve 21 erkek öğrenci.
Şiddet dolu, kâbus gibi bir oyun.
Onlarca silah, psikolojik bir savaş
ve tek bir kazanan…

Totaliter Büyük Doğu Asya Cumhuriyeti, halkı baskı altında tutmak için her sene acımasız bir askerî program düzenlemektedir. Bu doğrultuda ıssız bir adaya götürülen lise öğrencilerine rastgele silahlar verilmekte ve kuralları çiğnediklerinde patlayan tasmalarla, geriye tek kişi kalana kadar birbirleriyle mücadele etmeleri beklenmektedir…

Modern Japon edebiyatının klasikleşmiş eserlerinden sayılan ve aman vermez günümüz dünyasında hayatta kalmanın anlamına dair çok güçlü bir alegori olan Ölüm Oyunu, şiddet kavramını baş döndürücü bir gerilimle işliyor.

“Ölüm Oyunu, delicesine keyifli ve dehşet dolu bir nükte. Belki de başlı başına delicedir.”
Stephen King

BENİM YORUMUM:

     Evet nasıl başlıyorduk? İki aydan biraz fazla olmuş okuyalı. Etkisinin o kadar uzun sürdüğünü söyleyemem ama yakın zamanda filmini izlediğim için hisler geri geldi. Gerçi olay üzerinden gittiğim yorumlardan biri olur diye düşünüyordum ve hala tüm olaylar aklımda değil. Neyse, olduğu kadar.
 
     Kitabın distopik olup olmadığına dair hiçbir fikrim olmadığı için Goodreads'e danıştım, distopya ve hatta bilim kurgu demiş. Bence hakkı var çünkü Şinji'nin yaptığı her şey bana epey bilimsel görünmüştü. Kitaplar ilk bakışta bilim kurgu gibi görünmese de o küçük şeyler için bile bilim kurgu sayılabilir bence. Yazar o tuhaf şeyleri ayrıntısıyla bilerek ve kurgusunda yer vererek buna hak kazanmıştır diye düşünüyorum. Bir bilim kurgu hayranı buna karşı çıkıp bunun her kitaba verilemeyecek bir statü olduğunu savunabilir tabii. Açıkçası umurumda değil ve bunu göstermek için etiket bölümünde kitabı bilim kurgu olarak işaretleyeceğim. Gerçi şimdi baktım da İki Hayat Arasında'ya bile bilim kurgu etiketi koymuşum ne alakaysa. Onu değiştireceğim çünkü kitabı sevmemiştim zaten. Neyse konuya geçelim.
 
     Evet, kitap distopikmiş. İki Hayat Arasında'ya bilim kurgu diyen aynı Goodreads'ten aldığımız bilgiye göre. Neyse neyse. 99'da yayınlanmış ama hikayenin hangi yılda geçtiğinden emin değilim. Filmde 2001 gibi bir şey görmüş olabilirim diye hatırlıyorum -film 2000 yapımı- ama bana güvenmeyin. Biraz da arka kapağı referans alırsak, Totaliter Büyük Doğu Asya Cumhuriyeti'nde geçiyormuş. İnanın kitabı değil iki ay, iki gün önce okumuş olsaydım da hatırlamazdım bunu. Ben kitapta böyle bir şey gördüğüme inanmıyorum ama belki kafam başka yerdeydi. Belli ki şu anda da öyle, hala konuya giremedim.
 
     Kırk iki tane öğrenciyi okul gezisine götüreceğiz diye otobüse bindirip adaya kaçırıyorlar ve birbirlerini öldürtüyorlar. Evet o laf kalabalığı bu cümle içindi. "Okul gezisi diye adaya kaçırıp birbirlerini öldürtüyorlar" demesi çok komik ama neden bilmiyorum. Bu bir video olsa kıkırdardım.
 
     Öğrenciler. Çok. Vahşi. Lise 1 öğrencileri, yanılmıyorsam 15 yaşındalar. Ve çok vahşiler. Herkesin birbirinden şüphelendiği ve bu şüphenin yakın arkadaşların bile arasına girdiği bir güvensizlik ortamı var, ki bence bu çok iyi yansıtılmıştı, ama düpedüz psikopat olanların sayısı da az değildi. O mesele filmi izleyince anlam kazandı. (bkz: sonraki paragraf)
 
     Ne ilginçtir ki filmi de beğendim. Son yarım saati rezaletti orası ayrı. Kitaptakinden farklı bir yere bağlamak istemişler, o yüzden değişiklikler yapmışlar anlıyorum. Ama kitapta olduğunu hatırlamadığım bir şeyi, o genç-yetişkin çatışmasını düzgün bir şekilde verdiklerini düşünmüyorum. Önce "gençler arasında suç oranı zirve yapmıştı adamım, biz de çözümü onlara birbirini öldürtmekte bulduk" açıklamasından memnun kalmıştım, çünkü kitapta oyunların amacının açıklandığı bir bölüm hatırlamıyorum ve vardıysa bile ben onu da kaçırmışım. Ama sonunda sapıttılar.
 
     Şuya'yı oynayan oyuncu aynı zamanda Death Note'un filminde Light'ı canlandırmış, izlemedim ama izleyecek olursam en azından tanıdık bir yüz görmek yumuşamamı sağlar diye düşünüyorum. Acımasızca yargılayabileceğim bir şeye benziyor da. Death Note'un mümkün olan tüm uyarlamalarını izledikten sonra çok vahşi bir toplu yorumla karşınıza çıkmayı planlıyorum ama bakalım. Düşündükçe heyecanlanıyorum. Alakasız ama önemli.
 
     Oyunculara gelirsek... Şuya iyiydi, bence. Şogo ve Kazuo'yu da beğendim. Neden bilmiyorum ama Şogo çok tatlı göründü gözüme, sanırım biraz aşık olmuş olabilirim. Mitsuko'yu oynayan hatun da ölmeden önce gördüğünüz son şey olmasını dert etmeyeceğiniz  türdendi. Kazuo'ya çok güldüm sdskfksdk. Ciddi bir şey söylüyormuşum gibi görünsün diye o kadar uğraştığım cümlelerimin arasında random gülebileceğim anlardan biri bence bu. Makineli tüfeğiyle tam bir çılgındı, o yangınlı sahnede (görsellerde "battle royale kazuo kiriyama" diye aratsanız çıkar ama spoiler olur) çok komik görünüyordu sdzxfghfd. Evet ikinci bir randomu hak etti. Kitapta ne sevmiş ne etkilenmiştim, sadece geberip gitsin istemiştim. Filmde güldüm ama komik değildi. Saç modeline bayıldığımı da eklemeliyim. Onun da resmini koyardım ama nedense midem bulanmadan bakabildiğim bir tane bulamadım, kibar olmak için başarılı oyunculuk diyelim.
 
Şogo

Mitsuko

 
     -SPOILERSPOILERSPOILERSPOILERSPOILER-
 
     Şogo'yu seviyorum ama en ilginç karakter Şinji sanırım. Adam saatlerce plan yapsın, her şeyi kendi zekasını ve becerisini kullanarak hazırlasın, sonra Okul'dakilerin parmağını oynatmasına gerek kalmadan öldürülsün. Elbette, planın işe yaramaması kaçınılmazdı çünkü yazarların yaptığı budur ama kendi emeklerim boşa gitmiş gibi içim acıdı. Ah be.
 
     Başka hangi karakter harcandı? Çigusa. Kısa süreliğine tanıyıp sevdiğim başka karakterler de olmuş olabilir ama nedense bu kız aklımda kaldı. Onu da şuraya bırakalım.
 
     Otobüs sahnesi gibi, deniz fenerini de aklıma getirdikçe gülesim geliyor. Düşününce hükümetin bu "oyununun" bu kadar yakın arkadaşları bu şekilde birbirine düşürmesi çok trajik. Ama o anda komikti. Sona kalan kızı tam ölmemiş olan başka bir kızın vurması ve ilk kızın ölürken ikinciyi vurması, sonra aynı anda ölmeleri nedense komikti. İkinci kız ilkini öldürdükten sonra son gücünü kullanmış gibi yığılabilirdi, ama hayır, ilk vurulanın ölmeden önce silahı ateşleyip hedefi tutturması gerekiyordu. Sona sadece asıl suçlunun kalması ve hemen sonra onun da ölmesi de... Belki komik olduğu için gülmüyorum ama bir şekilde gülüyorum.
 
     Filmin son yarım saatine hakaret etmiştim zaten ama bir kısmını spoiler bölümüne sakladım. O öğretmen herifin yaptıklarına gerekçe vermeye çalışırken herifle Noriko arasında duygusal bağ kurarak bok etmişler. Ölümü çok saçmaydı. On kere vuruluyorsun da telefonu açıp son sözünü söylemek için sakin sakin yürüyorsun, işin bitince hık diye gidiyorsun... Hee bok. Zaten etrafta niye bir tane asker yok?
 
     Gerçi Şuya'yla Noriko'nun Şogo'yu kurtarmak için döndükleri ama Şogo'nun öldüğü kısım kitapta aynıymış ama daha az saçma görünüyormuş. Unuttuğum için az önce biraz karıştırdım. Şogo'nun bir bölümün sonunda son sözünü söylediğini sandığım anda ("Sanırım artık bu soruyu cevaplamama gerek kalmadı." Şogo'nun bedeni birdenbire aşağı doğru kaydı. Dizlerinin üzerine yığıldı ve başı öne düştü.) sonraki bölümde hala yaşıyor olması ve dramatik kekemelerin ardından daha az etkileyici bir şekilde ("İstediğim tek şey bu.") ölmesi beni yeniden şaşırttı ve yeniden sinirimi bozdu. Şogo yaşayabilirdi bence. Bir çiftle birlikte dolaşıp da üçüncü teker gibi durmayan çok etkileyici bir karakterdi. Gerçi kitabın sonunu sevdim. Şogo yanlarında olsa aynı etkiyi verirdi miydi bilmiyorum, ama ayrı yönlere kaçabilirlerdi, hatta daha gizemli olurdu. Gerçi bu sefer de yarım kalmış gibi hissettirirdi. İki kişinin kalması üç kişinin kalmasından daha dramatik olsa gerek. Güzel sondu.
Ve bizim gibi serseriler, bebeğim
O gün gelene dek kaçmak için doğdular
     Spoiler biter.

     Bisaniyebisaniyebisaniye... 2003 yapımı devam filmi varmış bunun. WTF? Acil durum ilan edip yorumu durduruyor ve tüm giriş çıkışları geçici olarak yasaklıyorum size sonra döneceğim.
 
     Filmi izledim ve döndüm. Aman Tanrım. İki saat boyunca silah sesinden ve bir iki diyalogdan başka bir şey olmadı. Sonuna kadar izledim evet. Daha doğrusu ekranın başında kardeşimle sohbet ettik. Düşündükçe başıma ağrılar giriyor. Kusmadığım için irademe hayran kaldım.

     Açlık Oyunları'yla ilgili iddialardan söz edeyim mi? Yoksa hiç bulaşmayayım mı? Bulaştım bile. Açıkçası pek umurumda değil, Açlık Oyunları hayranı sayılmam zaten, evet sadece son kitap yüzünden, hayır adaletsiz değilim. Sadece, Ölüm Oyunu'nu okurken Ateşi Yakalamak ayracı kullandım, insanların kapağa bakmadan önce kitabın o olduğunu sanarak konuşmaları çok komikti. Evet çok zekiyim. Ayraç meselesini açıkladığım kimse gülmedi ama ben onların yerine de güldüm.

     Neyse son söz kitap hakkında olsun. Çoğunlukla ölüm üzerine ölüm oluyor, bir noktada yan karakterlerin aradan çıkması için, öleceği belli olan kişilerle kısaca tanıştırılıyoruz ve kaçınılmaz olarak sonraki bölüme bir kişi eksik devam ediyoruz. Ama bu, kitabı, beklediğim gibi sıkıcı yapmamıştı. Öleceklerini bilmem hepsi hakkında ufak bir şeyler öğrenmeyi umursamamama neden olmadı, öldüklerinde pek bir şey hissetmemiş oldum sadece. Amaç da ölüyü acındırmak değildi zaten. Bence. Genelleme yapıyorum. Bir sürü ölüm vardı.

PUANLAMA:

4 Taç: Bence gayet güzeldi. Beğendim ben.


Aklımı başımdan almadı şimdi. Dört, beş üzerinden verilebilecek en sevimsiz puan benim gözümde. Virgülleri kararsız değil, aksine tam sayılardan daha kesin buluyorum. Üç de tam bir tarafsızlık belirtiyor çoğunlukla. Ama dört en belirsiz ve tuhaf olanı. Neyse. Okuyabilirsiniz. Bu bir öneri değil, onay. 2016'da okuduğum kitabı 2017'de yorumlayarak dünyayı altüst ediyormuşum gibi geliyor. Yapılacak yorumların sayısı iki basamaklı olduğunda hissizleşiyorsunuz.