28 Nisan 2016 Perşembe

"Meleklerin Kanı - Nalini Singh" Kitap Yorumu

 
 
KİTAP KÜNYESİ:
 
Kitap Adı: Meleklerin Kanı
Özgün Adı: Angels' Blood
Seri: Lonca Avcısı #1
Yazarı: Nalini Singh
Çevirmeni: Bige Turan Zourbakis
Yayınevi: Yabancı
Türkiye Yayın Tarihi: 18 Eylül 2015
Sayfa Sayısı: 400
Piyasa Fiyatı: 25.00 TL
Goodreads: 4.12

 
ARKA KAPAK:
 
New York Times çoksatan yazarı Nalini Singh, Lonca Avcısı serisinin bu ilk kitabında okuru güzelliğin ve kana susamışlığın hüküm sürdüğü ve meleklerin her şeyin hakimi olduğu bir dünyayla tanıştırıyor.
 
Tehlikeli bir yakışıklılığa sahip olan New York Başmeleği Raphael, vampir avcısı Elena Deveraux'ya bir iş teklif etmişti. Ancak Elena'nın bu sefer peşine düşmesi gereken yolunu şaşıran bir vampir değil, çok daha tehlikeli, çok daha deli bir avdı

Avının peşinde Elena bir yandan hızla tutkunun eşiğine sürüklenirken, bir yandan da hayatı için mücadele ediyordu ve hayatını kurtarsa bile Raphael'in baştan çıkaran dokunuşlarına yenik düşmesi kaçınılmazdı. Çünkü başmeleklerin oyunu söz konusu olduğunda ölümlülerin hiç şansı yoktu...
 
BENİM YORUMUM:
 

     Selam. Bir seriye daha başlamış bulunuyorum. Müthiş. Uzun bir seri. Dokuzuncu kitap bu yıl çıkacakmış, bulunduğum zamanda üçü çevrildi ama gelecekten geldiyseniz durum farklı olabilir.
 
     Hem vampir, hem melek içeren bir seri Lonca Avcısı. Sanırım ikisini bir arada, sadece Ölümcül Oyuncaklar'da görmüştüm ama Ölümcül Oyuncaklar'da her şey var zaten. Lonca Avcısı dünyasında melekler bilinen ve saygı duyulan, hatta korkulan varlıklar. Sıralamak gerekirse başmelek>melek>vampir>insan.
 
     Vampirler melekler tarafından, ölümsüzlük vaadiyle dönüştürülüyor fakat bedelin ne olduğunu öğrenen çoğu vampir, artık efendisi olan meleklerden kaçmaya çalışıyor. Bu durumda vampir avcıları devreye giriyor, para karşılığında vampirleri yakalayıp meleklere geri veriyorlar.
 
     Elena Deveraux da bir vampir avcısı. Bir gün New York Başmeleği Raphael'den bir teklif alıyor. Ama bu sefer bir vampiri değil, kontrolden çıkmış bir başmeleği yakalaması isteniyor.
 
     Uzun zamandır spoiler vermeden konuyu ve dünyayı anlatmamıştım. Yaşasın uzun serilerin ilk kitapları. Meleklerin Kanı bir ilk kitap olarak oldukça iyiydi. Yazar dünyayı çok güzel tanıtmış ama karakterleri pek değil. Bir sürü harika karakterimiz vardı. Ama yazar onları kafasında gelecek kitaplar için tasarlayıp, bu kitapta diğer sahneleri yazarken onlardan bahsetmeyi unutmuş gibiydi.
 
     Öncelikle Elena'nın en yakın arkadaşı Sara. Deacon diye biriyle evli ve bebeği var. Yazar ikisinin hiç gerçekten görüşmediklerini fark edip duruma el atana kadar Elena'yla uzun bir süre sadece telefonda konuştular. Bildiğimiz kadarıyla Elena gibi havalı ve muhteşem biriymiş ama evlenince avcılığı bırakıp masa başı işlerine geçmiş. Keşke azıcık dövüştüğünü görseydik. Havalı biri olduğunu söyleyip bunu göstermemek olmuyor.
 
     Bir diğer arkadaşı Ransom. En sevdiğim yan karakter sanırım. Çok az göründü ama bütün sahneleri çok eğlenceliydi. Bir de Ashwini diye bir kızımız var, uzak bir yerde avda olduğu gerekçesiyle ufacık bir sahne dışında hiç görünmüyor. Ama sırf çıktığı avla ilgili paragrafı okuduğumda bile kahkahalarla gülüyordum. O avla ilgili bir novella varmış, okumak isteyebilirim belki.
 
    Dmitri diye bir vampirimiz var, Raphael'in kişisel koruması gibi bir şey. Bazı açılardan alakaları olmasa da aklıma sürekli Ateş serisinden V'lane'i getirdi. V'lane'i sevmiyordum ama varlığı kitaplara eğlence katıyordu. Dmitri'yi sevebilirim belki. Belki.
 
     Ve son olarak Illium. Kendisi bir melek ama benim gözümde başmelekler kadar havalı. Aslında onu sırf kanatlarının rengi yüzünden sevmiş olabilirim, ehe. Aralarında gümüş olan mavi. Lütfen. Adamın adı bile güzel.
 
    Yazar bu yan karakterlerle ilgili çoğu şeyi göstermektense söylemiş, geçmişle ilgili birkaç şey anlatarak kişiliklerini özetlemiş ve sonrasında onları zaten tanıyormuşuz gibi davranmış. Bu bazen onları daha inanılır kıldı ve bu ilk değilmiş gibi, onları zaten tanıyormuşuz gibi hissettim; bazen de diğer şeylerden yazmaya fırsat bulamadığı bunca karakteri ilk kitaba sıkıştırmasına sinir oldum. Dünya için de aynı şey geçerli. Yaratılan dünyaya da bir anda fırlatılıp burayı zaten bildiğimiz varsayılıyor. Ama yazar dünyayı anlatırken söylemektense gösterdiği için çok daha inanılırdı.
 
     Bir bakımdan Lonca'nın işleyiş şeklini de bildiğimiz varsayılıyor ama bilmiyoruz. Çok ilginç yöntemleri ve teknolojileri var. Şehir fantezisi olduğundan melekler ve vampirler olmasına rağmen çoğu şeyin büyüden çok teknolojiyle alakalı açıklamaları var, ama hiçbiri çok bilimsel değil, sadece akla yatkın.
 
     Ve saçma bir şekilde son olarak, baş karakterlerimiz. Elena'yı çok sevdim. Gerçi yazarın güçlü bir kadın karakter yaratayım derken biraz saçmaladığı olmuş. Raphael'den korkmaması tamam ama bazen o kadar açık meydan okudu ki yaptığı aptallıktan başka bir şey değildi. Raphael de Elena'ya fazla müsamaha gösterdi, ben başmelek olsam öldürmüştüm.
 
     Raphael'i de çok sevdim ama o kadar korkulan biri için fazla yumuşaktı. Elena'ya aşık olması kaç gün sürdü? Uzun bir seri olduğu da düşünülürse yazar aşık olma olayını sonraki kitaplara atabilirmiş de. Ateş'teki gibi beş kitap sürsün demiyorum ama bütün aşklar ilk kitapta başlamak zorunda değil bence. Üstelik kitabın zaman aralığı kısaydı. Aslında yazarlar "Ah bütün bunların üstünden üç gün geçtiğine inanamıyordum" tarzı cümleler eklemeseler bu gerçeği çok daha kolay görmezden gelebilirdim.
 
     BU KISIM SPOILER İÇERİR!
 
     Uram kötü adam olmak için fazla zayıftı bence. Kolayca alt edileceği belliydi. Ama öylece puf olması şüphe verici. Belki bir şekilde geri gelir veya sadece gerçekten puf olmuştur. Geri gelmesini istemem. Onun yerine daha iyi kötü adamlar gelebilir. Lijuan'da ciddi potansiyel var.
 
     Sonraki kitapların kapağında kız gözle görülür biçimde kanatlı olduğundan, sondaki meleğe dönüşme olayına şaşırmadım. Böyle bir şeyin olması iyi oldu bence, işleri daha ilginç bir yere çekti ve Elena'yı çok daha önemli biri konumuna getirdi. Ama belki de ilk kitaptan meleğe dönüşmemeliydi. Belki de sadece sonraki kitaplarda ne oluyor olabileceğiyle ilgili endişeliyim.
 
     SPOILER'IN SONU.
 
     Bir serinin başlangıcı olduğu için fazla spoiler vermemeye çalışıyorum. Spoiler'lı kısımda yazanları -spoiler'ları atarak- kısaca özetleyeyim. Kötü adamımız çok zayıftı. İlk kitap serinin geri kalanı için zemin hazırladığından ve geniş bir dünyayı tanıtması gerektiğinden henüz asıl konuya girmemiş olabiliriz belki. Umarım öyledir, o zaman zayıf bir kötü adamı affedebilirim. Ama her kitapta farklı bir sorunla baş ediyor olmalarından korkuyorum, öyle sevmiyorum. Şu an öyle bir şey sezmesem de bir yerlerden çok daha büyük ve zorlu bir sorunun çıkmasını ve bizi en azından birkaç kitap uğraştırmasını bekliyorum. Öyle olmazsa sonraki kitaplar için muhtemelen doğru olan bazı tahminlerim var çünkü. Bir noktada Raphael'in annesiyle, Lijuan'la ve belki Michaela'yla baş etmeleri gerekecek. Yoldan çıkan vampir ve melekler. İktidar sorunları. Falan. Ama o kadar kitabı sırf bunlarla doldurmuş olamaz. Şu an seriden çok fazla beklentim var. Umarım güzel olur.
 
     Dünya ve karakterler dışında, yazım tarzı da çok güzeldi. Bütün tasvirler dünyanın bir parçası gibi büyülü hissettiriyordu. Gözümde çok belirgin kanat tasvirleri oluştu, hatta bir ara melek tozunun tadını alıyordum ama bu sadece tuhaf. Birinci şahıstan ve tekli bakış açısıyla yazılsa daha çok beğenebilirdim ama belki serinin ileri kitapları için çoklu bakış açısı gerekiyordur.
 
     Söylemesem ölürüm, kapağı çok güzel. Ciltsiz hali, iç kapağı, ayracı ve rozeti de. O kadar ki üşenmeyip fotoğrafını çektim. Alın içinize çekin. Kenarlarda loş ışık yayan minik kokulu mumlar ve baştan çıkarıcı bir müzik hayal edin.
 
 
 
ALINTILAR:

"Bana bir gül yollamış."
Hattın diğer ucundan hayal kırıklığıyla karışık bir homurtu geldi. "Biliyorum, pek kimseyle çıkmıyorsun canımın içi ama köşedeki dükkanda beş dolara satılıyor."
"Kristalden yapılma." Elena konuşurken gülün üstünden son derece dikkat çekici bir biçimde ışık yansıdığı gözüne çarpınca ağzı açık kaldı. "Olamaz."
"Ne olamaz?"
Elena gözlerine inanamayarak yakındaki bir çekmeceyi açtı, içinden ağırlığı biraz dengesiz olduğu için pek kullanmadığı, çok gergin, her maddeyi kesen bir bıçak çıkarıp gülün gövdesini çizmeye çalıştı. Bıçak en ufak bir iz yapmadı. Ancak tam aksini deneyince, gül bıçağın çizilmez yüzeyini çizdi. "Ah, siktir."
"Ellie, yemin ederim hemen neler olduğunu anlatmazsan seni eşek sudan gelinceye kadar döveceğim. Neymiş o? Kan emici bir mutant gül mü?"
Elena kahkahasını bastırmaya çalışarak elinde tuttuğu, tarif edilemez güzellikteki nesneye baktı. "Kristal değil."
"Zirkon mu?" diye sordu Sara dümdüz bir ses tonuyla. "Ah, bekle, plastik."
"Pırlanta."

(sf. 97)
 
 
"Hey, Nyree ve sen yeni yatak arkadaşı bulmaya karar verseniz bile, beni hiç ilgilendirmez."
Ransom'ın derisi bembeyaz oldu. "Hele başka bir göt ona el sürsün, sefil hayatının sonuna kadar soprano söyleterek öttürürüm onu."
(sf. 124)
 
 
"Ellie, hayatım, lütfen bana ofise neden, aynen alıntılıyorum," parmaklarıyla havada tırnak işareti yaptı, "ipini koparmış, haşin bir vampir ve gözü dönmüş, bıçak savuran bir manyakla ve silah taşıyan bir suikastçıyla; ki en sevdiğim buydu, ilgili arama yağdığını sorabilir miyim?"
"Açıklayabilirim."
(sf. 125)
 
 
Elena hayretler içinde kalarak durdu. Yaraydı ama hayatında gördüğü en olağanüstü yaraydı. "Kanatlarını daha da eşsiz kıldığının farkındasın, değil mi?" Hatta güzellikleri daha da insanüstüydü.
Kanadını indirdi Raphael. "Bana kozmetik bir amaçla ateş ettiğini mi söylüyorsun?"
(sf. 191)
 
PUANLAMA:
 

4, 5 Taç: Bence gayet güzeldi. Beğendim ben. / Bayıldım. Kesinlikle harikaydı.
 
 
Uzun bir seriye başlamanın heyecanı çok hoş. İleride hayatında önemli bir yeri olacağını bildiğin biriyle ilk kez tanışmak gibi. Bir sürü olasılık. Elimde olmadan çok şey bekliyorum. Bana o yarım puanı tamamlat Nalini.