22 Nisan 2016 Cuma

Kitap Alışverişi #10: İzmir Kitap Fuarı


     Selam. Bunlar geçen haftadan ganimetlerim. Fuara ilk gün gittim ve yazıyı bitmek üzereyken yazıyorum. Hayatımın en yorucu fuarını ve en büyük kitap alışverişini gerçekleştirmiş bulunuyorum. Şu sıralar en büyük eğlencem kitap fuarından bahseden insanlara aldığım kitap sayısını söyleyip tepkilerini seyretmek.

 
     Silber, görüp görebileceğiniz en güzel görünümlü kitaplardan biri. Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer'in yazarından, kapak tasarımı benziyor zaten. Çıplak hali kırmızı ve seksi, ayrıca çekmedim ama gidin internetten bakın. Tek İsim Tek Kader'i biliyorsunuzdur. (Daha İlk Aşk'ı okumadım, en az üç kere elime alıp geri bırakmışımdır.) Ayrıca sanırım gördüğüm en parlak cilde sahip, yeterince uzun süre elinizde ileri geri oynatıp ışık hareketlerini izlerseniz delirebilirsiniz.

 
 
     Ben, Earl ve Ölen Kız'da çevrilmesinden ve filmin çıkmasından çok uzun süre öncesinden beri gözüm vardı zaten. Mucize'yi de biliyorsunuzdur. Pegasus bu ikisini her köşe başına dizmişti.

 
     Herhalde hiç bahsetmedim ama Saeculum kitaplıkta var, yazarın önce Erebos kitabını okumak istiyordum o yüzden aldım ve o yüzden orada duruyor. Ölüm Oyunu'nu merak ettiğim halde uzun süre ertelemiştim ama şu sıralar Asya şeylerine taktığımdan aldım. Kızıl Yükseliş'le Altın Oğul'un konusuyla ilgili en ufak bir fikrim olmadığını aldıktan sonra fark ettim, sözde üçüncü çıkınca topluca alacaktım ama hemen başlamam zaten.
 
 
 
     Kapaklarıyla barışana kadar elimin gitmediği seri. Evet yüzeyselim, evet her şey dış görünüş, evet yargılayın. Winter'ı da alıp topluca okşayacaktım ama kalmamış. İlk gün gittim ve kalmamış. Şu an bir yerde birileri benim almış olabileceğim bir Winter'ı okuyor, umarım kendisiyle yüzleşebiliyordur. Daha Cinder'ı okumamış olabilirim ama benim de kendimce takıntılarım var.

 
     Bayan Peregrine, çevrilmeden ve ünlü olmadan ve çoğunuz adını duymadan çok çok önce gözüme kestirdiğim bir kitaptı çünkü en sevdiğim booktuber'lardan Jesse'nin en sevdiği kitap. O kadar ünlü olduktan sonra hevesim kaçmıştı, kapağını tıklatıp o güzel tok sesi duydukça parça parça geri geliyor. Yolun Sonundaki Okyanus'u uzun zaman önce okuyup yorumlamıştım ama kitaplıkta yoktu, çok sevdiğim için aldım, gerçi sevmesem de alırdım. Bir tane daha Neil Gaiman alacaktım ve Mezarlık Kitabı hayalet içerdiği için ilgimi daha çok çekti.

 
     Karanlık Zafer'le Ölümlü Yürek, Ölüm'ün Hizmetkarları üçlemesinin ikinci ve üçüncü kitapları. Karanlık Zafer'i şu an okuyorum. Canavarlar, sanırım şu ana kadar çevrilmesi için en çok dırdır ettiğim kitap. Dex'e bugüne kadar çok laf ettim, yüzde sekseni Canavarlar'ı çevirmedikleri içindi. Çevrildikten sonra da kısacık kitabı iki cilde böldüler diye kendimce protesto ettim. Bir de önceki kitapları unutmuş olabilirim. Hayat zor. Dex'e güvenilmez.

 
     Firefight, Steelheart'ın ikincisi. Brandon Sanderson'ı görünce aklıma geldi, Akılçelen fuarda yoktu, Sissoylu'nun da Death Note'un da devamını alamadım. Derinden yaralıyım. Sonsuza Dek o salak serinin -neredeyse- son kitabı. Uzun süredir erteliyorum, daha da erteleyeceğim. Bundan sonra çıkardıklarını okumam herhalde. Elit'in iğrençliği yüzünden yazara beslediğim kin asla sona bulmayacak. Londra Caddesi, Dublin Caddesi'nin devamı. Canavarın Çağrısı da uzun zamandır denemek istediğim bir yazarın, Patrick Ness'in, boyutu ve sayfaların dokusu yüzünden dergiye benzeyen kitabı. Filmi de çıkacak.
 
 
 
     Lonca Avcısı'nın ilk üç kitabı. Uzun bir seri olduğu ve geçmiş tecrübelerimden yaralandığım için hemen almayacaktım ama Yabancı'ya güvendim. En tatlı yayınevi onlardı. Çekmedim ama üç kitabın da rozetlerini verdiler. İkişer tane çünkü yanımda ikizim vardı ve "kavga etmeyelim diye" her şeyden iki tane vermeleri gerektiğine hükmettiler. Hah. Meleklerin Kanı aldıklarımdan okuduğum ilk kitap. Yorum girmedim daha.

 
     Parodi minicik bir yer kaplıyordu. Bulmak için dışarı çıkıp, harita alıp, geri dönmemiz gerekti. Değdi. Çok güzeller. Ama bunlara da hemen başlamam herhalde. Çok uğraşıp aynı anda sadece bir kitap okumaya başladım, ki aylardır beşin altına inmiyordu. Emeklerimi boşa harcamak için irademin daha zayıf olduğu bir anı bekleyeceğim.


 
 
     Bunların ilk iki kitabını almış ve önceki alışveriş yazılarından birine koymuştum. Okumadım ama seriyi tamamlayayım dedim. İkinci kitabın kapağını yenilemişler, üzüldüm, haber verseler önceden almazdım. Ama ilk ikisinin kenarlarında ejderha olmaması dışında çok umursamıyorum. Serinin beş kitabı da var artık, umarım beğenirim, konusunu bile bilmiyorum.

 
     Ve son. Fuarla ilgili pek bir şey anlatamam. Üç kişi olmamıza rağmen taşımaya çalışırken ölüyorduk. Yayınevi ve kitap ararken başım dönerek koşuşturdum sadece. İstediğim kitaplardan bazıları olmadığı için hayal kırıklığına uğradım, gerçi gözüm doysun. Orası booktuber kaynıyordu. Bir tanesiyle bile gidip konuşmadım çünkü kollarımı yerinde tutmaya çalışmakla meşguldüm. Ama farkında değillerken doğal hallerini inceledim. Bir sürü çıkarımda bulundum ama buraya yazmayacağım. Sonuç olarak hepsi insan. Birkaçı ilk günden çok bitkin görünüyordu ama o kadar poşet taşırken kendimden başka kimsenin yorgunluğunu önemseyemem. Çoğunlukla benim boyumdalardı. Yazmayacağım demiştim gerçi.
 
     Geçen yıl 11 Doktor 11 Öykü'yü almıştım ve içine o güzel Tardis'li, sonik tornavidalı ayraçlardan koymamışlardı. Bu yıl gidip içlerinden birkaç tane yürütürüm demiştim, taktik belirlemiştim, çok ciddiye alıyordum. Ama kambur ve poşetlerin ağırlığını ayarlayamadığım için sağ tarafa yatmış bir şekilde sürünürken vazgeçtim. Ev Doctor Who eşyalarıyla dolu zaten. Yine de tam pes etmedim. O sırada öyle birkaç şeyden daha vazgeçtim. Birkaç klasik alacaktım. Dergi stantlarını gezecektim. Kitaplarda çizik olup olmadığını daha dikkatli inceleyecektim. Ve yorgunluktan daha önemli olmayan diğer şeyler.
 
     Fuar bitmek üzere. Bence gidin. Normal bir fuardı, herkesin söylediği gibi özel bir şey göremedim ama belki de ben kambur yürürken kafamın üstünde parti veriyorlardı.