1 Ağustos 2014 Cuma

"Bir Sır Saklı İçimde - Julie Berry" Kitap Yorumu

 
KİTAP KÜNYESİ:

Kitap Adı: Bir Sır Saklı İçimde
Özgün Adı: All the Truth That's in Me
Yazarı: Julie Berry
Çevirmeni: Dilek Şendil
Yayınevi: DEX
Türkiye Yayın Tarihi: 2014
Sayfa Sayısı: 260
Piyasa Fiyatı: 19.00 TL
Goodreads: 3.97
 
 
ARKA KAPAK:
 
Kimse ismimle çağırmaz beni.
Küçük çocuklar bilmezler.
Her gün güneş doğarken hatırlatırım kendime,
bir gün ben de unutursam diye.
Judith, benim adım Judith.


Judith dört yıl önce en yakın arkadaşı ile birlikte kaybolmuştu.
İki sene sonra geri döndüğünde, konuşamıyordu.

Judith artık lanetli. Ne komşularına, ne ailesine, ne de aşkına
derdini anlatabiliyor. Herkes onu yok sayıyor. Ama canını en çok aşk acısı yakıyor.

Şiirsel bir anlatım. Trajik bir gerilim.
Şok edici bir gizem.


Kadın sesinin değeri ve susturulduğunda neler
kaybedileceğine dair güçlü mesajlar içeren farklı bir roman
yaratmak için, edebiyatın geleneksel tarzlarını etkili bir
şekilde birleştiriyor.
- New York Times


BENİM YORUMUM:

     Bir Sır Saklı İçimde'yi Temmuz ayı içinde yorumlayacağını söyleyen geçmişteki Doğa'ya selamlar. Ama hayır, 1 Ağustos'a kadar beklemek zorundaydım. Sonra yanlışlıkla verdiğim bir sözü tutardım falan kötü olurdu.

     Bu kitaba nasıl yorum yapacağıma dair en ufak bir fikrim bile yok. Konuyu anlatayım diyorum ama çok gizemli bir kitap, konu hakkında pek bir şey bilmeden okumaya başlamak en iyisi oluyor. Hakkında saatlerce konuşabileceğim bir şey değil. Buradan sonrasında ne okuyacağınızı bilmiyorum. Umarım saçmalamam.
 
      Kitap iki yıl boyunca kayıp olup, dilinin yarısı kesilmiş halde geri dönen Judith'in gözünden anlatılıyor. Nereye kaybolduğu, dilini kimin kestiği gibi sorulara kitabın sonuna kadar net bir cevap alamıyoruz. En başında bu sizi rahatsız edip hikayeden dışlanmış hissetmenize neden olsa da olaylara kaptırınca unutuyorsunuz.
 
     Geri döndüğünde konuşamadığı için alay konusu oluyor, dışlanıyor, görmezden geliniyor. Kitap geri dönüşünün iki yıl sonrasında anlatılmaya başladığında Judith bunlara alışmış. Ama bu okuyucunun onun adına acı çekmesine engel değil. Beni en çok sarsan öz annesinin tavırlarıydı. Ben anneme çok bağlıyım, herkesin annesinin benimki kadar sevgi dolu olmadığının da farkındayım tabii ama sırf konuşamıyor diye öz kızına bu kadar acımasızca davranması çok üzücü.
 
     Judith'in bir de aşık olduğu biri var: Lucas. Lucas'ı uzaktan sevmesi ama Lucas'ın onu umursamaması da üzücüydü ama annesiyle olanlar kadar sarsmadı beni. Hiç aşık olmadım, dolayısıyla aşk acısı falan da çekmedim. Aşık olan karakterlerin hislerini, yazar gerçekçi bir şekilde anlatmışsa, hissedebiliyorum. Ama daha önce aşk acısı çeken tek bir karakterle bile empati kuramadım nedense. O kısımları okumak biraz tuhaftı. Biliyorum böyle hissetmem saçma ama elimde değil. Yazarlar, karakterlere uzun süreli aşk acısı çektirmeyin lütfen.
 
     Bir de ölü en yakın arkadaşımız var hikayede. Judith'le beraber ortadan kaybolmuş, Judith onun ölümünü seyretmiş. Onun katilinin kim olduğunu da kitabın sonuna kadar bilmiyoruz. Bu da gizemin küçük bir parçasıydı, kitaba polisiye havası falan katmamıştı, küçük bir olay olarak tutulmuştu. Bence böyle daha iyi olmuş.
 
     Ve Judith'in erkek kardeşi Darrel. Ondan nefret edeceğime çok emindim ama hiç öyle olmadı. İki kardeşin arasındaki ilişki güzeldi aslında. Annesinden ve Goody Pruett'ten de nefret etmedim. Maria'dan da. Nefret edeceğime emin olduğum çoğu kişiden nefret etmedim. Enteresan.
 
     Araya savaş, okul, işkence gibi bir sürü şey de girdi. Kitabı okumadıysanız boş boş bakıp "Savaş, okul, işkence... Ne demek bu şimdi?" diye düşünüyor olabilirsiniz ama kitabı okuyanlar anlamıştır. Kısa bir kitap ama bir sürü olay yaşanıyor. O söylediğim sözcükler de kitaptaki olaylardan birkaçını temsil ediyor. Kitaptaki hiçbir olay öylesine yaşanmamıştı. Her sahne başlı başına büyük bir olaydı, her olay ayrı bir hikayeydi sanki. Açıklayamıyorum bu kısmı. Kitabı okuyanlar anlamıştır sanırım.
 
     Kitabın çok alışılmadık bir dili var. Şimdiki zamanla anlatılıyor ama rahatsız edeninden değil. Şimdiki zaman kipinin özellikle distopyalarda ve kullanılması gerekli olmayan daha pek çok kitapta kullanıldığını gördüm. Beni çok fazla rahatsız etmiyorlar ama şimdiki zaman kipini bir kitabı okumamak için başlı başına bir sebep olarak gören bir sürü insan var. Bu kitapta ilk kez şimdiki zamanın güzel kullanıldığını gördüm, bence sadece böyle durumlarda kullanılmalı.
 
     Bir de Judith'in iç sesi, sürekli Lucas'la konuşur gibi konuşuyor. Mesela olayları anlatırken Lucas bana bakıyor yerine Sen bana bakıyorsun diyor. Kitap Lucas'a yazılmış bir mektup falan değil ama. Sadece anlatımı öyle.
 
     Ve bölümler çok kısa. Bir sayfada iki üç bölüm bile olabiliyor. Tabii o kadar kısa bölümlerin her biri ayrı bir şey anlatmıyor. Olaylar genelde birkaç bölüme yayılıyor, bazen olaydan kopup geçmişten kısa bir sahnenin olduğu bölümler olabiliyor. Kitabı okumayan biri bu söylediklerimi anlamazmış gibi hissettim şimdi, umarım anlıyorsunuzdur. Şiirsel bir anlatımı var. Bunlar kitabı alışılmadık olarak nitelendirme sebeplerim.
 
     Güzel miydi? Evet. Bence güzeldi. Benim gördüğüm kadarıyla çoğu blogger ya beş ya dört vermiş. Ben dört verdim çünkü mükemmel olduğunu düşünmüyorum. Bir puanı nereden kırdığımı açıklayamam çünkü aslında puan kırmadım. Bence kitap beş puan alacak kadar yükselemezdi, yani beş puan almasına engel olan bir şey gösteremem size. Beğendim ama bayılmadım. Anlattıklarım yüzünden kitabı merak etmeye başlamayan, sadece önerip önermediğime bakarak karar vermeyi düşünen birine önermezdim galiba. Ama kitabı zaten ilginç bulan ve okusam mı diye düşünen birine okumasını söylerdim.
 
     Kitabın kapağını konusuna dair hiçbir fikrim olmadığı zamanlarda da beğenmiştim ama konuyu öğrenince daha güzel geldi. Sizde de öyle olmadı mı? Elinizde tutunca daha bile güzel oluyor.
 
     Alıntı bulamadım. Şu olabilir belki: "Mucizelere inanmam, ancak eğer gerek duyarsa bir kız kendi mucizesini yaratabilir." Bir tek bu olduğu için ayrı bir başlık altında yazmadım. Sayfa sayısını bilmiyorum zaten. Neyse.

PUANLAMA:
 
4 Taç: Bence gayet güzeldi. Beğendim ben.
 
 
Verdiğim puanı açıklamışım zaten. O yüzden bu kısma çok alakasız bir şey yazacağım. Şu an Taht Oyunları'nı okuyorum ve hem sayfa sayısı, hem de ona yapacağım yorumda bahsedeceğim bir sebep yüzünden yavaş okuyorum. Bir süre kitap yorumu gelmeyebilir o yüzden. Gelebilir de. Belki başka bir şeye daha başlarım. Ama gelmezse öldüğümü düşünmeyin.