16 Kasım 2013 Cumartesi

KİTAP TİRYAKİLERİ 1. BLOG TURU 6. GÜN: Şans Bilekliği - Cathy Lamb || Kitap Yorumu



KİTAP KÜNYESİ:


Kitap Adı: Şans Bilekliği
Özgün Adı: Such a Pretty Face
Yazarı: Cathy Lamb
Çevirmeni: Deniz Beril Bacaklılar
Yayınevi: Ephesus
Türkiye Yayın Tarihi: Ekim 2013
Sayfa Sayısı: 437
Piyasa Fiyatı: 22.00 TL
Goodreads: 3.96



 
 
ARKA KAPAK:

 

 Rüzgarla Gelen'in yazarından yüreklerde iz bırakacak yepyeni bir hikâye...

Bu sıcacık, eğlenceli ve içtenlikle anlatılmış öyküde eski yaşamını tamamen bir kenara bırakan ve ilk kez kendini keşfetmeye çalışan unutulmaz bir kadın bulacaksınız.

Uzun zamandır obeziteyle mücadele eden Stevie Barrett, neredeyse hayatını kurtaracak bir operasyon geçirmek üzere, tekerlekli sandalye eşliğinde ameliyathaneye götürülür. Operasyonun ardından hırıldamadan yürümeyi başarabilen, kendi kendini iyileştirmek için bir bahçe yetiştiren ve tahtadan muhteşem sandalyeler yaparak onları boyayan yepyeni bir Stevie doğar.

Fakat hayatında değişen onca şeye rağmen, aynı kalan ufak birkaç detay vardır. Stevie'nin utangaçlığı, yakasını bırakmaya pek niyetli değildir. Bu nedenle, yakışıklı komşusuna duyduğu ilgiyi gizlemek zorundadır. İşler tıpkı onu küçük bir kızken yanına alan ailesinde olduğu gibi, çalışmakta olduğu hukuk bürosunda da yolunda gitmemektedir. Üstelik bir zamanlar en iyi arkadaşı olan kişi, verdiği kilolar yüzünden kendisine farklı davranmaya başlamıştır.

Stevie'nin yeni hayatında karşılaştığı en zorlu mücadele kendisini tanımayı öğrenmek olacaktır. Kendisinin aslında kim olduğu, kim olmak istediği ve eski Stevie'nin bu günlere nasıl geldiği hakkında şaşırtıcı cevaplarla karşılaşmaya başlayacağı bu içten ve eğlenceli yolculuk sizleri bekliyor.
 

 
BENİM YORUMUM:
 
 
 
     Annesi onu, kız kardeşini ve son olarak kendisini öldürmeye teşebbüs etmiş bir şizofreni hastası olan Stevie Barrett'ın hikayesini okuyoruz. Annesi o zamanlar on yaşında olan Stevie'yi, üç yaşındaki kız kardeşi Sunshine'ı ve kendisini köprüden attığında hayatta kalan tek kişi Stevie'ydi. Fakat sonradan bunalıma girip acılarını unutmak için yemeye, yemeye ve daha çok yemeye başladı. Otuz iki yaşındayken obezitesi o kadar ilerlemişti ki kalp krizi geçirdi. Sonunda ölmemek için bir operasyon geçirmek zorunda kaldı. Zayıfladıktan sonra değişti ve hayatını pek çok açıdan yoluna koymak için çabalamaya başladı. Alın size kitabın özeti. Ta-da!
 
***
 
     Kitap Tiryakileri'nin 1. blog turuna hoş geldiniz!
 
     Bir aralar kendi blog turumu düzenliyordum hatırlarsanız. Kaç ay geçti o iş iptal oldu ama sonradan çok sevindiğim bir teklifi kabul ederek Kitap Tiryakileri'nin bir parçası oldum. İlk kitabımız Şans Bilekliği. Beni biraz olsun tanıyorsanız, önceki yorumlarıma göz attıysanız, bu kitabı okuyup yorumlamam gerektiğini öğrenince nasıl dehşete düştüğümü tahmin edersiniz.
 
     Şu gifi gördükçe o anki halim aklıma geliyor:
 
     Chick-lit'ten. Nefret. Ederim. O kadar... aynılar ki. Sıkıcı kadın kahramanlar, çiçekler böcekler, depresif duygular ve garantilenmiş mutlu sonlar? Hayır, teşekkürler. Soğukkanlı suikastçılar, fantastik yaratıklar, kickass karakterler ve kaslı badboylar? Evet, lütfen.
 
     Sanırım Şans Bilekliği bana okutup da sevdirebileceğiniz tek chick-lit kitabı. Çünkü tam olarak chick-lit klasikleri gibi değil. Öncelikle, sıkıcı değil. Ben bir chick-lit değil de mizah kitabıymış gibi düşünerek okuyunca çok zevk aldım. Çünkü gerçekten feci komik bir kitaptı. 

     Şimdi. Kitaba ilk başladığınızda giriş bölümüyle sizi kendinize çekip merak ettiriyor. Sonra bir anda hiç beklemediğiniz kadar iyi bir mizah anlayışının saldırısına uğruyorsunuz. Katıla katıla gülüyorsunuz, birden durup kitaba bakıyorsunuz, sonra aynı yeri bir daha okuyup bir daha gülüyorsunuz; o yeri arkadaşlarınıza da okutuyorsunuz ve beraber tekrar gülüyorsunuz.
 
     Tabii tüm bu komik olayların arasında insanı çileden çıkaracak türden gerizekalılar da var. Siz kitabın komikliğine takılmışken bu kafasını klozete sokmak isteyeceğiniz, gıcık karakterler bir anda ortaya çıkıp sizi bitiriyor. Hala gülüyorsunuz ama artık öfkeye de yer var.
 
     Sonra kitaba alışıyorsunuz ve o zamana kadar karşınıza çıkmış pek çok olayın gelişme bölümüne giriyorsunuz. Bu evre, artık kitapta bazı şeylerin gereğinden fazla tekrarlandığını düşünmeye başladığınız evre. "Yine mi o cümle? Sahiden mi? O kadar mı kelime haznen zayıf? Evet evet, çok dramatik. Başka bir şeyin var mı?"
 
     Son kısımlarda ise yazar inanılmaz derecede bariz olan bir olayı sonuca bağlama çabasına girmiş. "Tüm kötüleri alt edeyim, tüm iyileri mutlu edeyim, ayrıca kitaptaki her karakterin de başını bağlayayım."
 
     Sonunu sevmedim çünkü yazar mutlu son yapmaya çalışırken kitabı harcamış. O kadar belli oluyor ki. Zaten bu sayfalarda kitabın sonunu düşünmekten mizah anlayışını da yeterince kullanamamış. Mutlu sonlara özel bir gıcığım yok. Ama olmuyorsa da zorlamayın. Her karakterin başına ne geldiğini ayrıntılı bir şekilde bilmek zorunda mıyım ben? Belki o senin birbirine aşık ettiğin çift bir hafta sonra bulaşıkları kimin yıkayacağıyla ilgili kavga edip ayrıldı. Belki o alt edilen kötü karakter kitabın bitiminden sonra geri gelip bütün baş karakterleri uykusunda parçalara ayırdı. Kesin olmayan  ve aslında gerçek bir "son" bile olmayan mutlu sonları bu kadar kesin göstermek zorunda mısınız?
 
     Karşılaştırma yapıyormuşum gibi düşünmeyin ama John Green'i bu yüzden seviyorum. Mutlu son yapmaya çalışmıyor. Kitaplarını gerçeğe uygun yapıyor. Devamı olmayan kitaplarda bir sürü cevapsız soru bırakıyor ve siz kitabın bittiği ilk hafta depresyona giriyorsunuz. Bakın ne kadar güzel.
 
     Evet, sonuç itibariyle kitabın sonunu sevmedim. Geri kalan kısmını çok sevdim. Hayatın pek çok yönüne değinen, etkileyici bir kitaptı.
 
     Çok son cümle olası bir cümle olmuştu ama puanlama yapmadan önce bir şey daha söyleyeyim dedim. Kitabın kapağının içeriğiyle alakası olduğunu düşünmüyorum. O kapak resmen bir "Erkekler Giremez" tabelası. Şahsen ben erkek olsam gidip o kitabın konusuna bile bakma gereği duymam. Gerçi kız olduğum halde yine duymazdım. Siz de benim gibi düşünüyorsanız, ama şu sıralar sizi güldürecek bir kitap arayışındaysanız kapağıyla yargılamamanızı, bir şans vermenizi öneririm.
 
 
 
PUANLAMA:
 
4 Taç: Bence gayet güzeldi. Şöyle bir düşünüp alın.
 

 
Üç buçukla dört arasında gidip geliyorum. Dört değil. Üç yetmiş beş, aslında. (Rakamla yazınca çok tuhaf durdu diye yazıyla yazdım, çok şirin.) Ama 3,75 diye bir puan yok. O yüzden dört puan. Çok eğlenceli bir kitap. Ama sonu kötü. Bir de fazla akıcı değil. Bilmiyorum. Dört olsun. Evet, dört.