3 Eylül 2014 Çarşamba

"Maça Kızı - Stephen King" Kitap Yorumu


KİTAP KÜNYESİ:
 
Kitap Adı: Maça Kızı
Özgün Adı: Hearts in Atlantis
Yazarı: Stephen King
Çevirmeni: Meral Gaspıralı
Yayınevi: Altın Kitaplar
Türkiye Yayın Tarihi: 2000
Sayfa Sayısı: 528
Piyasa Fiyatı: 25.00 TL
Goodreads: 3.74


 
ARKA KAPAK:
 
Stephen King'in ilk romanı "Göz" 1974'de yayınlandıktan bir yıl sonra Amerika son askeri birliklerini de Vietnam'dan çekti. O günlerin savaş ve savaş karşıtı protesto gösterilerinin görüntüleri on yıl boyunca TV ekranlarından silinmedi.
 
Birbirine bağlı öykülerden oluşan King'in son romanı "Maça Kızı" 1960'la 1999 yılları arasını kapsamaktadır. Her öykünün temelinde altmışlı yılların ve Vietnam Savaşı'nın derin izleri yatmaktadır.
 
Kitaba adını veren öykü bir grup kolej öğrencisinin tutkuyla bağlandıkları kağıt oyunu sayesinde savaşı kendilerince protesto etme yolunu keşfetmelerini ve hepsinin kalplerinin karanlık yüzündeki kötülükle yüzleşerek, içlerinde uyumakta olan canavarın çığlıklarını kahkahalarla bastırışını anlatmaktadır.
 
 
BENİM YORUMUM:
 
     Aylar aylar önce, King okumak istediğimde çok daha ünlü kitapları olduğunu bilmeme rağmen nedense Maça Kızı'yla başlamıştım. Okuduğum halde yorumlamadığım bir tek bu kalmış, ben de hala Fangirl'ü veya Taht Oyunları'nı bitiremedim. O yüzden bunu yorumlamaya karar verdim.
 
     Kitap 1960'la '99 yılları arasında geçiyor ve birbirleriyle ve Vietnam Savaşı'yla bağlantılı beş kısa hikayeden oluşuyor. O yüzden hikaye hikaye gideceğim ama spoiler vermeden nasıl anlatacağımı pek bilmiyorum. Biraz sıkıcı ve belirsiz gelebilir size ama spoiler vermemeye karar verdim çünkü sanırım çoğu kişi bunu okumamış.


     İlk hikaye benim favorim. Bu hikayenin baş karakteri Bobby, kaç yaşında olduğunu hatırlamıyorum ama çocuk. Bir de çocukluk aşkı Carol ve o zamanki yakın arkadaşı Sully-John var. Onlar da baş karakterlerden ama onlara daha sonra tekrar değinirim.
 
     Olaylar, Bobby'ninkinin üstündeki daireye Ted Brautigan'ın taşınmasıyla başlıyor. Ted sevecen ve gizemli, yaşlı bir adam. Ve doğaüstü güçleri var. Sonra annesi istemese de Bobby onunla arkadaş oluyor. Dahası da var ama fazla anlatmamaya çalışıyorum. Kitabın tamamı fantastik değil bu arada, içinde fantastik unsurlar olan tek hikaye buydu.
 
     Bir şeyler oluyor, karakterler büyüyünce ayrılıyorlar. İkinci hikaye de Carol'la aynı üniversiteye giden ve bir süre sevgilisi olan Pete'in gözünden anlatılıyor. Birinciye kıyasla Vietnam Savaşı burada daha önemli rol oynuyor. Kitaba adını veren hikaye bu ayrıca. Pete dahil kolejdeki çoğu kişinin Maça Kızı diye bir kart oyununa bağımlı oluşları, hikayenin temelini oluşturuyor.
 
     Üçüncü hikaye ilk hikayede küçük tutulan ve o zamanlar çocuk olan bir karakterin yetişkin haliyle ilgili. Dördüncü de Sully'nin yetişkin haliyle ilgili. İkisi de bir zamanlar savaşta yer aldıklarından onların hikayelerinde savaşın izleri daha da ön planda. Sonuncuda da Bobby ve Carol'un yaşlanmış halleri var. Son üçü sadece karakterlerin büyümüş hayatlarının gösterildiği, daha kısa hikayeler.

     Şu ana kadarki kısım sizi heyecanlandırmamış olabilir çünkü anlatılması kolay bir kitap değil. Ama güzel. Gerçek bir savaşta bulunmuş kişilerin sonraki hayatında bundan nasıl etkilendiğinin, hatta paranormal bir şeyler görmüş birinin sonraki hayatında bundan nasıl etkilendiğinin çok gerçekçi yansıtıldığını düşündüm. Karakterlerden herhangi biriyle aranızda bağ hissetmeyebilirsiniz ama bu türden bir kitapta böylesi daha iyi. Karakterlerin yıllar boyu değişimleri, bazen sevilecek bazen sevilmeyecek şeyler yapmaları, doğru ve yanlış düşünceleri, iç içe geçmiş kişilikleri... Mükemmel karakterler değillerdi ama çok gerçeklerdi.

     Çok etkileyici ve çarpıcı bir kitap. En azından okurken. Hafızanızda yer edinir mi veya favorilerinizden olur mu ya da bir solukta okur musunuz bilemem. Ben beğendim. Önereceklerimin başında gelmez ve favorilerim arasında da değil ama beğendim.

     İlginizi çektiyse, dünyadaki bütün kitapları tüketmiş gibi hissediyor ve yeni bir kitap arıyorsanız ya da nasıl olsa kontrolden çıkmış bir okunacaklar listeniz varsa okumayı düşünebilirsiniz.

     Bir de filmi var ama sanırım bütün kitabı değil de sadece ilk hikayeyi ya da birkaç tanesini kapsıyor. Emin değilim. İzlemedim. Bir ara izlemeyi düşünüyorum. Bir de kapak, kitabı okumayan birine anlamsız gelebilir ama ben içerikle uyumu yüzünden sevdim. Basit ama güzel.

     Bu noktadan sonra yazıyı daha fazla uzatamıyorum. Ya kitabı anlatamadığımdan ya da uzun süre önce okuduğumdan. Yani beni tanımayanlara bu uzun bir yorum gibi gelmiş olabilir ama şu an gerçekten çok az konuşmuş hissediyorum.

     Bir ara -umarım ki yakın bir zamanda- daha uzun ve güzel bir yorumla geri dönerim.
 
 
ALINTILAR:
 
"Göremediğimiz pek çok insan, hem de sıradan insanlar vardır. İşinden başını öne eğerek dönen ve lokantada giydiği ayakkabıları bir kesekağıdının içinde taşıyan garson kadın. Parkta öğleden sonra gezintilerine çıkmış ihtiyarlar. Transistörlü radyolarında en çok sevilenleri dinleyen saçları bigudili yirmisinden küçük kızlar. Ama çocuklar onları görürler. Sen ise hala bir çocuksun, Bobby."
(Ted, sf. 51)
 
 
"Kalpler sağlamdır, Pete. Çoğu zaman kırılmazlar. Çoğu zaman sadece eğilip bükülürler."
(Carol, sf. 343)
 
 
Gözlerim önceleri buğulandığından sürekli ovuşturmak zorunda kaldım. Ama sonra radyoyu açtım ve müzik dünyaya farklı bir gözle bakmamı sağladı. Müzik üzerimde hep bu etkiyi yapardı. Yaşım şimdilerde elliyi geçse de müzik otomatik olarak bana hala dünyayı daha güzel gösteriyor.
(Pete, sf. 349)
 
 
"Sizin adınız nedir, bayım?"
"Stanley Kirk. Ama arkadaşlarım bana Skip derler. Siz bana Stanley diyebilirsiniz."
(sf. 391)
 
 
Dieffenbaker'a göre savaşlar gerçekte böyle son buluyordu; barış masalarında değil, kanser koğuşlarında, ofis kafeteryalarında ve trafik tıkanıklıklarında. Savaşlar minik parçalar halinde son buluyordu, her parçası anı gibi uzaklaşıyor, her biri tepelerin arasında sönükleşen bir yankı gibi kayboluyordu. Savaş da sonunda beyaz bayrağı dalgalandırıyor ya da öyle olduğunu umut ediyordu Dieffenbaker. Sonunda savaşın bile teslim olmasını diliyordu.
(sf. 508)
 
 
PUANLAMA:

4 Taç: Bence gayet güzeldi. Beğendim ben.
 
 
Dediğim gibi çok fazla önerdiğim bir şey değil, kusursuz değil ama yine de çok güzel ve okursanız pişman olacağınızı sanmıyorum.