8 Ağustos 2017 Salı

"Winter - Marissa Meyer" Kitap Yorumu



KÜNYE:
 
Kitap Adı: Winter
Özgün Adı: Winter
Seri: Ay Günlüğü #4
Yazarı: Marissa Meyer
Çevirmeni: Beril Tüccarbaşıoğlu Uğur
Yayınevi: Artemis
Sayfa Sayısı: 800
Goodreads: 4.49

 
ARKA KAPAK:
 
Bu masallarda mutlu sonu kadınlar yazacak!

Ay halkı, yüzündeki yara izlerine aldırmadan zarafeti ve nezaketiyle hepsini büyüleyen Prenses Winter'a hayrandı. Herkes, genç Prenses'in, üvey annesi Kraliçe Levana'dan çok daha nefes kesici bir güzelliği olduğunu düşünüyordu. Winter, üvey annesinden pek hoşlanmıyordu. Eh, bunda Levana'nın, genç ve güzel Prenses'in çocukluk arkadaşı ve yakışıklı saray muhafızı Jacin'e duyduğu hisleri onaylamamasının da etkisi vardı tabii. Ancak Winter, Levana'nın sandığı kadar zayıf biri değildi ve yıllardır üvey annesinin isteklerini görmezden gelmeyi başarmıştı.

Winter, sayborg mekanik ustası Cinder ve arkadaşlarıyla birlikte belki de büyük bir devrim başlatacak ve uzun süredir gizliden gizliye süren bir savaşı nihayete erdirecekti. Cinder, Scarlet, Cress ve Winter; Kraliçe Levana'yı alt edip kendi mutlu sonlarını yazabilecek mi? "Ay Günlüğü" serisi sona erdi. Artık hiçbir masalda böyle bir tat bulamayacaksınız. Kendi masalınızı yaşasanız bile.
 
YORUM:
 
     Bu masallarda mutlu sonu kadınlar yazacak!
 
     Bundan hoşlanmıyorum. Serinin amacının veya önceliğinin bu olmadığı açık. Ayrıca Iko'yu saymazsak sekiz baş karakterimizin arasında eşit bir cinsiyet dağılımı var. Dünyayı kurtaran kadın karakterleri sadece dünyayı kurtaran kadın karakterler olsun diye varmış gibi göstererek dünyanın her yerindeki kırılgan oğlanları feminizmden soğuttuğunuz için teşekkürler. Belki yazarlar arka kapaklarını kendileri yazmalı ve siz de genç kızların duymak istediğini sandığınız şeyleri kendinize saklamalısınız.
 
     Selam. Ölüp bütün doğa kurallarına karşı gelen son derece tehlikeli bir büyü yoluyla köpeğim tarafından geri getirildiğim ama beni bıraktığı yerde unuttuğu ve kendi mezarımı kazarak çıkmak zorunda kaldığım için ortalıkta görünmediğimi tahmin etmiş olabilirsiniz. Aslında sadece Temmuz ayını boş bırakmışım, çok kötü sayılmaz. Ayrıca ölsem Yoda'nın fark edeceğini sanmıyorum ne yazık ki. Belki ara sıra "her sırtüstü yattığımda sevilmek istediğimi sanan bir kız vardı, ne oldu acaba ona" diye düşünür. Hayatınıza biraz güzellik katayım:

 


     Winter serinin en iyi kitabı mıydı bilemiyorum ama aşağıdaki beş puanı çoğunlukla hak ettiğini düşündüğüm için verdiğimi belirteyim. Marissa Meyer'ın iyi bir şeyler başarma yolunda olduğunu düşünüyorum ve her kitapta kendini geliştiren, seriye yeni bir şeyler ekleyen, nasıl olsa okunacağını düşünerek tembellik yapmayan bir genç-yetişkin yazarı bulmak güzel bir şey. Ne Winter'a ne Ay Günlükleri'ne hayran oldum ama takdir ettim ve keyif aldım. Şu sıralar, asla okumayacağımı kabullendiğim ve şimdilik nasıl kurtulacağımı bilmediklerim dışında, "genel bir isim vererek tam-otomatik-genç-yetişkin-sevmeyicileri grubuna girmek istemediğim ama bir zamanlar heyecanla satın alıp şimdi sevip sevmeyeceğimden emin olmadığım için elimi sürmediğim kitaplar"dan tek beklediğim bu.
 
     Ayrıca Cress'e beş vermiştim ve Cress'ten daha iyi olduğunu düşünüyorum. En şiddetli haliyle Jen'in kitaplarında yaşadığım, "aksiyon ve hareket içeren sahneler güçlendikçe aslında seriyi sevmemin tek nedeni olan komik ve eğlenceli karakter anlarının zayıflaması ve yeni kitapları takdir etmekle birlikte öncekiler kadar zevk alamama" durumu, çok az da olsa Winter'da da karşıma çıktı. Winter ve Jacin'i çok sevdim. Cress ve Thorne'a da bayılmakla birlikte, Winter ve Jacin'in okuyucu dahil olmadan çok öncesine dayanan karmaşık ve güçlü bağlarında beni hayran bırakan bir yan vardı. Ne yazık ki kitap, adına rağmen çoğunlukla Cinder hakkındaydı. Elbette olacak. Devrim onun, hikaye onun, son onun. Ama Winter kadar renkli bir karakterin varlığında Cinder'ı ve devrimini son derece sıkıcı buldum. Cinder gibi güçlü, cesur ama  düz, sıkıcı bir karakterdense; Winter gibi deli, biraz saf, ama kişilikli bir karakteri takip etmeyi tercih ederim. Kızlardan Cress, Winter ve Iko; erkeklerden Thorne ve Jacin kitabın "komik ve eğlenceli karakter anları" tarafını ayakta tuttu. Jacin'in karakterini tamamlayan ve tanımlayan Winter'dı, ama şüphesiz kendi başına da Kai ve Wolf'tan daha ilginç bir adam.
 
KAÇINMAK İSTEYEBİLECEĞİNİZ SPOILER'LI DÜŞÜNCELER
 
     Levana'ın boğucu evlilik ve taç takıntısı devam ediyor. Nihayet tüm karakterler Ay'a geçip, yol üstünde Kai'ı cadının kucağına bırakıyorlar. Bu arada Cress gruptan ayrı düşüyor ama Winter ona yardım etmek için hazır. Winter'ın deliliğini kullanarak bu tür şeyleri kolayca halletmesi, en sevdiğim karakter olmasının nedenlerinden biri.
 
     Pamuk Prenses paralellerini bulup çıkarmak çok eğlenceli. Diğer kitaplardakinden çok daha fazla. Kitap 800 gibi epey büyük bir sayfa sayısına sahip. Dolayısıyla ipuçlarını çok daha büyük bir bütünde aradığımız, ve yaşanan onca olay dikkatimizi dağıttığı için, hepimizin bildiği peri masalı Cinder'ın ve diğerlerininki kadar tahmin edilebilir olmaktan çıkıyor. Yine de her masalda, mutlaka göreceğimizi bildiğimiz en az bir unutulmaz an var. Elma şekeri sahnesine bayıldığımı söyleyemem. Öncelikle, ne kadar deli ve saf ve aşık olursan ol, sevdiğin adamdan geldiğini söylediği için rastgele bir kadının uzattığı elma şekerini yemezsin. Levana'nın, Jacin'in Winter'ı öldüreceğini düşünmesi en başından aptallıktı ama Levana gelmiş geçmiş en zeki kötü olmadığından affediyorum -ayrıca masalın kesilip atılamayacak kadar önemli bir parçası. Öpücük sahnesi beklediğimin aksine o kadar aptalca ve komik durmamıştı, ayrıca en azından Jacin Winter'ın vebalı halini öpmek gibi bir aptallık yapmadı. Bir de cam fanus olayı var ki tankın fanusu temsil ettiğini fark ettiğimde bunu gerçekten zekice bulmuştum. Yedi cüceyi de istersek baş karakterlerin geri kalanı olarak kabul edebiliriz bence.
 
     Jacin'in Ryu'yu öldürdüğü sahne kitabın en vahşi ve yürek parçalayıcı sahnesiydi. Winter ve Scarlet'ın "kurtları" üzerinden bağlanmasını, ve epey delice de olsa ayaklanmaya ikna etmek için kurtların inine gidenlerin o ikisi olmasını sevmiştim. Winter'ın ulumalarını da seviyorum. Ryu'nun ölmek zorunda olduğuna inanmıyorum. Bir kaybımız olacaksa Wolf'un ölmesini tercih ederdim. Keşke Wolf'a Ze'ev deseler. Sanırım Ze'ev Wolf için fazla havalı bir isim.
 
     Scarlet/Wolf ilişkisinin nasıl yürüyeceğini gerçekten anlayamıyorum. Yeniden birleştikleri sahne hoştu ama sonrasında bir daha ayrıldıklarını ve bir sonraki buluşmalarında Wolf'un kana susamış bir hayvana dönüşmüş olduğunu düşününce, Wolf'un öyle kolay kolay normal hayata uyum sağlayıp Scarlet'ın kümes hayvanlarına saldırmayacağını ummak komik geliyor. Umarım bol bol domates yer. Domates olayını seviyorum çünkü domatesleri severim. Domates sevmeyen arkadaşımla bu yüzden anlaşmazlıklar yaşıyoruz.
 
     Seride toplam dört aşık çiftimiz olmasının yeterli olacağını sanırdım ama Iko ve Keeney (adını bulmak için interneti altüst ettim) çiftini beklemiyordum. Aslında çift değiller ama eminim kitapların sonrasında olmuşlardır. Yazarın da onları çift olarak düşündüğüne eminim. Özellikle sevdiğim bir fikir değil çünkü Iko'yu herhangi biriyle düşününce aklıma seks robotu geliyor. Birini hak etmediğini düşündüğümden değil. Ama. Kendisine tiksinmeden bakabilen biri. Daha iyi olabilir. Seks robotu.
 
     Levana'nın ölümüyle sonuçlanan taht odası sahnesini yer yer gerilimli, fakat çoğunlukla aptalca buldum. Bir şeyin olması için dört kitap gerektiyse, bu kadar yaklaştığı anda daha da geciktirmek için karakterlere aptalca şeyler yaptırmak gereksiz diye düşünüyorum. Ama Thorne'un Cress'i bıçakladığı sahne ikinci en yürek parçalayıcı sahne olarak aklıma kazındı.
 
     Adri ve Pearl'ü zengin yapmak zorunda mıydık?
 
SON
 
     Bir kitabın yazım tarzıyla ilgili her zaman en çok takıldığım sorun bu seride de var ama bazı başka kitaplardaki kadar trajik değil. Günlük hayatın her sıkıcı detayının daha heyecan verici başka bir şeye benzetilerek uzun uzun tasvir edilmesi gibi bir şeyden bahsetmiyorum. Her ne yazıyorsan yazdığın şey için kullanabileceğin, ideal ve benzersiz bir yazım tarzı elbette vardır ve bunu nasıl yapacağını yazar olarak en iyi sen bilirsin. Ya da bilmen gerekir ve yazının iyiliği için umarım biliyorsundur. Ama "genel görgü kuralı" olarak adlandıracağım birkaç nokta var ki ihlal edildiğini gördüğüm anda trajiklik derecesine göre bir saniye veya sonsuza kadar kitaptan kopmama neden oluyor. Bir diyalogda konuşmanın çarpıcı kısmını eklemeden önce "dedi," koyarak okuyucuyu hazırlamak gibi hepimizin aşina olduğu şeyler ve o kadar saygı gösterilmeyen diğerleri. Bu konuda birkaç saatlik bir seminer verebilirim ama neden bahsettiğimi bildiğinizi varsayıyorum. Senaryodaki bir cümlenin oyuncu tarafından yanlış iletilmesi ve duyduğunuz anda repliğin aslında kulağa nasıl gelmesi gerektiğini anlayıp rahatsız olmanız gibi bir şey. Bundan başka insanların yakındığını pek duymuyorum, ben çoğu kitabı okur değil yazar gözüyle okuduğum için de olabilir. Ve Marissa Meyer'da bu sorun olsa da kendisini bu sorunla hatırlamama neden olacak kadar ciddi değil. Sanırım bundan hemen şu anda bahsetmek zorunda hissetmeme yol açan şey geçenlerde yazarlık hakkında konuştuğum çok tatlı bir kadının bana kendi öğrencilerinin kısa öykülerinden oluşan ve editörlüğünü üstlendiği bir kitap hediye etmesi ve bu insanların öğrenci olduğunu bilmeme rağmen anlatım tarzlarının bende hala üzerimden atamadığım bir travma etkisi yaratmış olması. Çoğunlukla kendi takıntımdan kaynaklandığını bilmeme rağmen abartmadan söylüyorum, hepsini okumadığım halde aklıma geldikçe hala kalbim sıkışıyor.
 
     Hikaye derlemesi demişken, Ay Günlüğü hikayelerinden oluşan Uzak Yıldızlar diye bir kitap daha var. Okumayı düşünüyordum ama hikayelerin kulağa yazılmış olmak için yazılmış gibi geldiğine ve çoğunu merak etmediğime karar verdim. Çok kısa da değil şimdi. Aniden fikrim değişmezse okumam.
 
     "Ay Günlüğü" serisi sona erdi. Artık hiçbir masalda böyle bir tat bulamayacaksınız. Kendi masalınızı yaşasanız bile. Hadi ordan.

 
ALINTILAR:
 
Birden bölmenin kapısı hızla açıldı. Thorne merdiveni çıktığı gibi Cinder'ın üzerine yürüdü.
"Gemimi mi boyadın?" diye bağırdı. "Neden yaptın bunu?"
... "Üzerinden bayağı bir zaman geçti. Sana söylediğimi sanıyordum."
"Sanıyor muydun? Başka birinin gemisini boyamaya ne hakkın var? O kız resmini yapmam ne kadar sürdü biliyor musun?"
Cinder tek gözünü kıstı. "Ne kadar özgün ve detaylı olduğu düşünülürse... On dakika? Hadi bilemedin, on beş?"
(sf. 135)
 
 
"Benimle gelmeye mecbur değilsiniz. Sizi nasıl bir tehlikeye attığımı iyi biliyorum. ... Hayatlarınıza devam etmek isterseniz, sizi anlarım." ...
Iko elini kaldırdı. "Seni bırakmam için beni yeniden programlamalısın."
(sf. 138)
 
 
... "Yıldızlar aşkına," diye fısıldadı Iko. "Ne kadar güzelsin."
Bir klik sesi yankılandı. Thorne silahını Winter'a doğrultmuştu.
"Gerçek yüzünü göster!"
Scarlet'ın yüreği hop etti. "Dur..." dedi ama Cinder çoktan Thorne'un bileğini kavramıştı.
"Bu sihir değil," dedi.
"Yapma yahu," diye fısıldadı Thorne, Cinder'ın kulağına eğilerek. "Emin misin?"
"Evet."
Winter en tatlı gülümsemesiyle onlara bakarken, herkes suspus oldu.
Thorne tabancasını kılıfına geri sokarken, "Oha," diye mırıldandı. "Aylıların cidden sağlam genleri var."
(sf. 282-283)
 
 
"Yemek hazır," dedi Thorne, elinden tabaklarla mutfaktan çıkarak. "Esmer pirinç bulamacı ve bayat kraker üzeri şap gibi tuzlu et. Siz Aylılar, yaşamayı iyi biliyorsunuz."
(sf. 287)
 
 
Thorne sırtını dikleştirdi. "Benim lügatimde yenilgiyi kabullenmek yok. Söyle Iko, o karakola gidip Cinder'ın mesajını yayınlamadık mı?"
"Evet kaptan."
"Scarlet, sen söyle. Bütün Paris işgal altındayken seni ve Wolf'u oradan kurtarmadım mı?"
Scarlet tek kaşını kaldırdı. "Aslında onu Cinder..."
"Detayları boş ver." Yine Iko'ya işaret etti. "Seni ve Cinder'ı o hapishaneden kaçırıp hepimizi Rampion'a sağ salim bindirmedim mi?"
"Şey, evet ama ben..."
"Sadece soruma cevap ver Iko."
(sf. 380)
 
 
...
Thorne kilere baktı.
"İçeride pirinç var mı? Belki Cinder'ın kafasını pirinçle doldurabiliriz."
Herkes ona şaşkınlıkla baktı.
"Nemi çeksin diye söylüyorum canım. Öyle yapılmaz mıydı?"
"Kafama pirinç falan dolduramazsınız!"
"Ama biri, ıslanan ekranını bir torba pirincin içinde bekletmişti ve..."
"Thorne."
(sf. 462-463)
 
 
"Kraliçem seni yakaladığında kalbini yiyecek," diye tısladı adam.
"Kendi bilir," dedi Cinder kayıtsızca. "Yine de uyarayım. Yarı sentetik bir kalbin sindirimi zor olur."
(sf. 698)
 
 
"Prenses."
...
"Bana neden böyle diyorsun? Eskiden hep Winter derdin."
Jacin dirseklerini bölmenin duvarına dayadı. "O zamanlar kendimi sana ekmek kırıntısı atmam gerekiyormuş gibi de hissetmezdim."
"Ekmek kırıntısı mı? Ördek miyim ben?"
Jacin başını yana eğdi. "Kutup kurduna da benzemiyorsun ama bölmenin yanında öyle olduğun yazılı."
Winter geriye doğru kaykılıp ellerine yaslandı. "Tut getir oynayamam ama nazikçe rica edersen uluyabilirim."
...
Jacin parmaklıkların üzerinden atlayıp Winter'ın yanına oturdu. Winter tek kaşını kaldırdı. "Sen de bir kutup kurduna benzemiyorsun."
"Ulumayı da bilmiyorum," dedi Jacin, "ama ödülü beğenirsem tut getir oynayabilirim."
"Ödül, bir tut getir oyunu daha."
"Sıkı pazarlık ediyorsun."
(sf. 780-781)
 
PUANLAMA:
 
Her kitap için verdiğim puana göre kalıplaşmış bir cümle yazdığım kısmı bu yorum itibariyle atıyorum. Biliyorum, radikal bir değişiklik. Beni bilirsiniz.