31 Ağustos 2017 Perşembe

"Londra Caddesi - Samantha Young" Kitap Yorumu


KÜNYE: 
 
Kitap Adı: Londra Caddesi
Özgün Adı: Down London Road
Seri: Dublin Caddesi #2
Yazarı: Samantha Young
Çevirmeni: Aslı Dağlı
Yayınevi: DEXPlus
Sayfa Sayısı: 472
Goodreads: 4.24
 

ARKA KAPAK:
 
Dublin Caddesi'nde Joss ve Braden'ın aşkıyla baştan çıkmıştınız... Londra Caddesi'nde ise Johanna ve Cameron ile ihtirası doruklarda yaşayacaksınız. Johanna'nın alkolik bir annesi ve bakması gereken küçük bir erkek kardeşi vardı. Babası alıp başını gitmişti, evi geçindirmek Johanna'ya kalmıştı. Artık sadece kardeşi için yaşıyordu. Erkek arkadaşlarını da bu yüzden zenginlerden seçiyordu. Kendi arzuları onun için önemsizdi. Pasaklı kotu, dövmeleri ve hırpani tişörtüyle şehrin en seksi serserisi Cameron hayatına girdiğinde Johanna'nın bütün ezberi bozuldu. Onu öylesine çok arzuluyordu ki, kalp atışlarını bile bir türlü dizginleyemiyordu. Cameron, barda birlikte çalıştıkları bu mesafeli görünen seksi kızılın sakladığı sırlarını açığa çıkarmaya kararlıydı... Teker teker savunma kalkanlarını indirecekti... Johanna çırılçıplak kalıncaya dek!..

"Aşırı seksi bir kitap bu. Hem kahramanın kendini bulma ve güçlenme yolculuğuna da bayıldım. Londra Caddesi'ni tüm kalbimle tavsiye ederim."
-USA Today-

BENİM YORUMUM:



     Aayh. Bu kitapla yeni yetişkin dünyasına veda edeceğim sanırım. Kapıyı azıcık aralık bırakabilirim. Ama geçmişte okuyup az çok beğendiklerimin bile geriye dönüp bakınca sıkıcı, aptalca ve aşağılayıcı geldiğini fark ettikten sonra, bir de bunu okuyunca zaten çok okumadığım türden tiksinmeye başladım. Düşününce Londra Caddesi'ni hala iyi hatırlıyorum, Braden'ın "saçlarının açıkken nasıl göründüğünü bilen tek kişi olmak istiyorum o yüzden topla ben bir mağara adamıyım" tribi gibi sinir bozucu bir iki şey hatırlıyorum ama özellikle öfkeden kudurmama neden olabilecek bir şey hatırlamıyorum. Umutsuz, Tatlı Bela'ya falan bakınca öfkeden delirecek çok şey buluyorum. Bir de zaten ilk okuduğumda da tiksindiklerim var. Ama Samantha Young'dan bu kadar kötü bir kitap beklemiyordum. Kardeşim uyardığı için beklentilerim düşüktü ama nefret edeceğimi düşünmemiştim.
 
     İlk kitapta da pek sempatik bir karakter olmayan, Joss'un barmen arkadaşı Jo'yu okuyoruz. İlk kitaptan, annesine ve kardeşine bakmak için iki işte çalışıp bir yandan zengin erkeklere yapıştığını biliyorduk. Dolayısıyla Londra Caddesi'nde bunun bir sürü dramı yapılıyor. Erkek karakterimiz de Cam. Okuyalı bir ay olmasına rağmen sadece Jo'ya ettiği hakaretleri hatırlıyorum. Kişiliksizdi zaten.
 
     Joss ve Braden'ın kişilikleri, bir de iyi kötü bir ilişkileri vardı. Bu Jo'yla Cam için geçerli değil. İki karakter arasında çekim, sadece yazar dedi diye var olmaz. Ve birkaç belirgin özellik kişilik oluşturmaz. Bu ikisini okuyacağıma Ellie ve Adam'ı okumayı tercih ederdim. Adam kişiliksiz ve sıkıcı bir pislik ama Ellie'nin anlatıcılığı Jo'nunkinden çok daha eğlenceli olurdu.
 
     Buradan anlatıma geçersek, Joss eğlenceli bir anlatıcıydı ve bu hikayeyi okunabilir kılıyordu. Jo öyle değil. Dolayısıyla yazarın bütün zayıflıkları göze çarpıyor. Dublin Caddesi'nde anlatımın nasıl olduğunu hatırlamıyorum, ama Londra Caddesi'nde kesinlikle berbattı. Can sıkıntısından yazılmış ucuz bir erotik hikaye okuyormuş gibi hissettim. Belki de okuyordum. Kendine yazar deyip kitaplarını yayınlatan bir insan dili bu kadar amatörce kullanmamalı.
 
     Karakterleri ve anlatımı bir kenara bırakırsak, kurgu inanılmaz zayıftı ve en çok sinirlendiğim nokta da burasıydı. Kitabın sona yakın ortalarında beklendik bir şekilde, yalnızca işlerin tekrar yoluna girmesi için çıkması gereken bir pürüz çıktı ve Dublin'deki "bağlanma korkum var" olayından on kat beterdi. En azından Dublin'de kitap boyunca gerçekleşen olaylarla bağlantılı bir sorun çıkmıştı; kurgu çok kuvvetli değilse bile bir bütünlük, bir süreklilik vardı. Ve bir yandan arka planda, tanıştığımız diğer karakterlerin hikayeleri dönüyordu. Mesela Ellie ve Adam'ınki. Joss'un adını hatırlayamadığım arkadaşınınki. Ve hikayeden tamamen bağımsız olaylar değildi bunlar.
 
     Londra'ysa gereksiz karakterler ve saçma sapan olaylar etrafında dönüyordu. Ya da dönmek demeyelim çünkü o zaman kurgunun mantıklı bir bütün oluşturacak şekilde bir sonuca bağlandığı çağrışımını yapıyor. Her an bir yerlerden yıllardır kayıp olan bir amca -her şeyi yoluna koymak için- fırlayabilir ve hapisten çıkmış bir baba -her şeyi yeniden batırmak için- geri dönebilir. Sonra üç yakışıklı ve kaslı ve muhteşem erkek sadece kıza olan sevgilerinden babayı dövmeye giderek her şeyi yoluna koyabilir. Sayfaları dolduracak ne varsa, yaşanabilir.
 
     Kadın en son altı kitap ve yedi novellada bırakmış seriyi. Umarım bir daha da eline almaz. Nasıl olsa romans yazıyorsun, her kitapta farklı bir çift farklı olaylar yaşıyor. O zaman bu seriyi uzatma çabası neden? Bir sonraki kitapların karakterlerini bu kitapta tanıtayım da okunsun diye kitabı mahvetmiş. Mesela üçüncü kitap Cam'in arkadaşıyla Jo'nun her-şeyi-yoluna-koymak-için-gelen-amcasının kızı arasında. Sadece herhangi bir çift oluşturabilecek bir kadın ve bir erkeği hikayeye sokup sonra bir şekilde karşılaşmalarını sağlamak için harcadığı çabayı, bu kitabı iyi bir şekilde yazmak için kullanabilirdi. Dördüncü kitap Ellie'nin kardeşi Hannah'yla ilgili. Dolayısıyla Hannah'nın, onca insan arasından Jo'yu bir kenara çekip hoşlandığı çocuğu anlatması lazım. Hikayeye bir şey katacağından veya herhangi bir şeyle ilgisi olduğundan değil, kitaba bitmemişlik hissi verip devamının okunmasını sağlamak için. Beşinci kitap Jo'nun velet kardeşiyle ilgili. Sonra o kadar ileri gittikten sonra taa ilk kitaptaki Craig'e dönüyor. Son yazdığı novella da Joss ve Braden o gün değil de sekiz yıl sonra tanışsaydı ne olurdu'yu anlatıyor. Ne olurdu söyleyeyim, Joss kendini iyice delirtirdi ve diğer çiftlerin hiçbiri tanışmamış olurdu.
 
     Bu kadar uzatmaya gerek yok cidden. Ve hikayedeki her kadın ve erkeği birbirine ayarlamaya da gerek yok. Herkesin hayatının aşkını bulup sonsuza kadar mutlu yaşamasına hiç gerek yok. Sonra böyle, sadece sonraki kitapların karakterlerini tanıtmak için var olup kendine ait bir kurguya sahip olmayan kitaplar, ve her yerden fırlayan aşırı iyi görünümlü kadın ve erkekler oluyor. O kadar gereksiz yerlerden iyi görünümlü kadın ve erkekler fırladı ki kesin yazar hepsini elinin altında bulunsunlar diye eklemiş. Elinde sonsuz sayıda iyi görünümlü çift olması için.
 
     Ayrıca Ellie'nin ailesi neden herkesi öğle yemeğine davet ediyor? Bir insan her hafta o kadar büyük bir öğle yemeği hazırlayabilir mi? Ve bunu kızının arkadaşının o-kadar-yakın-olmayan-arkadaşı; arkadaşının kardeşi, sevgilisi, her-şeyi-yoluna-koymak-için-gelen amcası ve amcasının kızı için yapabilir mi? Bu insanların sandalyelerle dolu bir deposu ve çektikçe uzayan bir masası olabilir mi?
 
     Yazarla iki kitaplık ilişkimize böylece son veriyorum. Ne yazdığı ve yazacağı kitaplarla, ne de online çıkma sitesi tarafından eşleştirilmiş gibi duran güzel ve boş yan karakterleriyle ilgileniyorum.
 
PUANLAMA: 

 Masada bıraktığım kişi sayısı: 13