18 Haziran 2017 Pazar

"Yokyer - Neil Gaiman" Kitap Yorumu

 
KÜNYE:

Kitap Adı: Yokyer
Özgün Adı: Neverwhere
Yazarı: Neil Gaiman
Çevirmeni: Evrim Öncül
Yayınevi: İthaki
Sayfa Sayısı: 371
Goodreads: 4.17
 
 
 
ARKA KAPAK:

Genç ve iyi kalpli Richard Mayhew'un sıradan hayatı, bir kaldırımda karşısına çıkan yaralı genç kızın hayatını kurtarmasıyla sonsuza dek değişir. Bu iyilik Richard'ı var olduğunu hayal bile etmediği bir dünyayla şehrin altındaki terk edilmiş Metro istasyonları ve kanalizasyonlarda gelişmiş karanlık bir yaşamla- tanıştırır. O artık, yarıklardan düşen insanların yaşadığı Aşağıtaraf'ın bir parçasıdır... ve eğer bildiği dünyaya dönmek istiyorsa, gölgelerin ve karanlığın, canavarların ve azizlerin, katillerin ve meleklerin şehrinde yaşamayı öğrenmek zorundadır...
 
YORUM:
 
     Dördüncü Neil Gaiman kitabımdan selamlar. Hala adamın tarzını tam anlayabilmiş veya Yolun Sonundaki Okyanus tadında bir kitabını daha bulabilmiş değilim ama keşfetmeye devam etmek istiyorum.
 
     Yıldız Tozu'ndaki gibi, hikaye kendisine hiç uymayan bir kıza aşık, şapşal oğlanımızın yaralı bir kız bulması ve yeni bir dünya keşfetmesiyle başlıyor. Londra da ortak bir unsur. Fakat Richard zaten büyülü bir dünyada yaşamıyor, kendini orada sıkışmış buluyor. Ayrıca büyülü dünyamız yeraltında ve bazı ayrıntılı metro, kanalizasyon tarifleriyle karşı karşıyayız.

     Daha önce bir kişiden Londra'nın metro sistemine hayran olduğunu duymuş ama tuhaflığına ya da turistliğine yormuştum. Bu kitabı okuyunca hayran kulübü falan var herhalde dedim. Metro yani, nesine hayran olunabilir bilmiyorum. Kanalizasyon da aynı şekilde. Victor Hugo'nun Paris kanalizasyonlarını övmek için yirmi bir sayfa boyunca hikayeye ara verdiğini biliyor muydunuz? Sefiller'e de yorum giremedim bir türlü. Aman neyse beklesin.

     Yokyer'e dönersek. Asla tam anlamıyla keşfedemediğimiz, zengin bir dünyamız var. Yukarı Londra'ya, normal yaşamına dönmeye çalışan bir Richard'ımız var. Bütün ailesi öldürülen ve bunun sebebini arayan bir Leydi Door'umuz var, Door'un peşinde ailesini de öldürmüş olan iki suikastçımız var ve bir de Door'a yardım eden Marquis de Carabas ve Avcı'mız var. Bir de Aşağı Londra'da karşılaştığımız diğer bütün ilginç kişilikler.

     Kişilikler ilginç ama ilginç olmaktan öteye gidemiyor maalesef. Gerçekten bağlandığım veya kendimi yakın hissettiğim kimse olmadı. Sadece Marquis'ye ısınabildim. Diğerleriyle de bir sorunum yoktu ama onları umursamamı sağlayacak kadar karakter gelişimi veya birbirleriyle sağlam ilişkiler falan göremedim.

     Aslında kitap iyi başladı. Sanırım son yüz sayfaya kadar dört vermeyi düşünüyordum ama son kısımlarda Neil Gaiman bir sürü sürpriz yapmak isteyip hiç sürpriz yapamayarak kitabın tadını kaçırdı. Birilerinin göründüğü gibi olmadığını ve Door'a ihanet edeceğini, ve yazarın sizi bilerek yanlış kişiye yönlendirdiğini hissedebiliyordunuz. Yanlış yönlendirme kısmını çok uzatmadı en azından. Ama dediğim gibi karakterler arasında güçlü ilişkilerin olmadığı bir durumda ihanete neden şaşırayım?

     Sonra. Yıldız Tozu'nda da keşfetmesi eğlenceli, kocaman bir dünya vardı ama Yıldız Tozu'nda bütün küçük şeyler bir yerlere bağlanıyor ve ortaya beklemediğiniz kadar sağlam bir kurgu çıkıyordu. Yokyer'in kurgusu gevşekti. Önemli bir yere çıkmayan ilginç olay ve karakterler kenardan sarkıyordu. Öyle olunca kitabı kapattığımda, başta hoşuma giden şeylerin de tadı kaçmıştı. Ve şu an kitaba baktığımda biraz... yavan geliyor.

     İşte o son kısımlar yüzünden şu an size kitabı iştahla anlatamıyorum ve kendi kendimi sıkıntıdan öldürmeden önce birkaç spoiler'lı düşünce bırakıp gidiyorum.

     BİRKAÇ SPOILERLI DÜŞÜNCE

     Tamam herkes hain ama Islington neden? Ve neden hain olduğu ortaya çıkınca birden planlarını anlatıp kötücül konuşmaya başlıyor? Islington'a giden yol boyunca meleğin bütün bunlar için kötülük dışında bir sebebi olmasını ve yaptıklarının doğruluğuna kendi de inandığından aynı daha önce gördüğümüz gibi davranmasını beklemiştim. Ama yok, direkt kötüye dönüştü. Senden beklemezdim Gaiman.

     Richard sınavı nasıl da geçti öyle ayh. Hadi o neyse ama sadece Avcı'nın ölürken verdiği talimatlarla Hayvan'ı alt etmesine inanamıyor ve inanmıyorum. O zaman Richard'ın kaderinde aslında bunların olduğunu daha çok vurgulasaydın, hatta seçilmiş kişi olayına girseydin, Aşağı Londra'ya gelmesinin bir sebebi olabileceğine dair birkaç ima bu kadar büyük bir şeyi açıklamıyor.

     Keşke Avcı'yla ilgili daha çok şey öğrenseydik ve zavallı Marquis.

     BİRKAÇ SPOILERLI DÜŞÜNCENİN SONU

     Adamın çok aklına takılmış olacak ki Yokyer'den on sekiz yıl sonra How the Marquis Got His Coat Back diye bir kısa hikaye yayınlamış. Şimdi de The Seven Sisters diye bir devam kitabı üzerinde çalışıyormuş. Bunca yıl sonra böyle bir şey yapıyorsa umarım aklında iyi bir fikir vardır ve umarım dünyayı daha çok keşfederiz ve umarım farklı karakterlerle daha iyi bir kurgu okuruz ve umarım ticari bir kaygıyla yazmıyordur.
 
ALINTILAR:

Richard olayların korkak şeyler olduğunu fark etmişti: Tek tek değil, topluca gerçekleşip birden üstüne atlıyorlardı.
(sf. 20)
 
 
Marquis iç çekti. "Bunun yalnızca bir efsane olduğunu sanıyordum," dedi. "Tıpkı New York Şehri'nin kanalizasyonlarındaki timsahlar gibi."
İhtiyar Bailey bilge bir şekilde başını salladı. "Ne, o büyük, beyaz serseriler mi? Oradalar tabii. Bir arkadaşım başını onlara kaptırmıştı." Bir anlık sessizlik oldu. İhtiyar Bailey heykeli Marquis'ye geri uzattı. Sonra elini Carabas'a doğru kaldırıp bir timsah kafası gibi açıp kapadı. "Sorun olmadı," dedi çenesini çıkarıp, korkunç bir ifadeyle sırıtarak. "Başka bir başı vardı."
(sf. 173)
 
 
"Sen Portico'nun en büyük kızısın."
"Evet."
... "Babanla az vakit geçirdik. Aşağıtaraf'ı birleştirmek hakkındaki bütün o saçmalıkları. Fasa fiso. Aptal adam sadece belaya davet çıkarıyor. Babanı son gördüğümde ona bir daha buraya gelirse onu kör yılana çevireceğimi söylemiştim." Door'a döndü. "Bu arada baban nasıl?"
"Öldü," dedi Door.
... "Gördün mü?" dedi. "Tam da benim söylemek istediğim şey."
(sf. 225-226)
 
 
"Tarikatımız kurulduğunda," dedi başkeşiş, "bize bir anahtar emanet edilmişti. O, tüm kutsal emanetler içinde en kutsalı, en güçlüsüdür. Onu devretmemiz gerek, ama yalnızca sınavı geçen ve kendini kanıtlayan kişiye."
... "Eğer sınavı geçemezsem, anahtarı alamayız, öyle mi?"
"Alamazsınız oğlum."
Richard bir an düşündü. "Sonra ikinci kez denemek için geri gelebilir miyim?"
(sf. 238)
 
 
"Bunun tehlikeli bir yolculuk olacağını biliyoruz. Bulduğum... o şeyi... Melek'e götürmeliyiz. Bunun ardından Islington Door'a ailesiyle ilgili şeyleri, bana da eve nasıl döneceğimi söyleyecek."
Lamia başını kaldırıp, keyifli bir şekilde Avcı'ya baktı. "Ve sana beyin," dedi neşeyle, "bana da kalp verebilir."
(sf. 286)
 
PUANLAMA:

3.5 Taç: Ortalamaydı. Okumasan da olur. / Bence gayet güzeldi. Beğendim ben.
 
 
İlginizi neredeyse hikayenin tamamı boyunca canlı tutabilecek bir kitap ama açıkçası Neil Gaiman'ın en iyisi değil. Neil Gaiman uzmanı olmadığım halde bundan daha iyi bir kurgu oluşturabileceğini biliyorum. Şu ana kadar okuduğum en eski -1996'da yayınlanmış- kitabı olmasına mı yorsam bilemedim. Neyse ilk kısımların hatırına çok kırmıyorum.