4 Haziran 2017 Pazar

"Eğer Yaşarsam, Sen Gittiğinde - Gayle Forman" Kitap Yorumu


KÜNYE:

Kitap Adı: Eğer Yaşarsam + Sen Gittiğinde
Özgün Adı: If I Stay + Where She Went
Seri: Eğer Yaşarsam
Yazarı: Gayle Forman
Çevirmeni: Ayşe Belma Dehni + Müge Kocaman Özçelik
Yayınevi: Pegasus
Sayfa Sayısı: 256 + 280
Goodreads: 3.96 + 4.06
 

ARKA KAPAK:
 
Sıradan bir günde...
On yedi yaşındaki Mia, bir genç kızın isteyebileceği her şeye sahiptir: sevgi dolu bir aile, ona âşık bir erkek arkadaş, müzik ve olasılıklarla dolu parlak bir gelecek...
... bir saniyede her şey değişir...
Bir sabah ailesiyle yolculuğa çıkan Mianın hayatı bir anda altüst olur. Kendini, kaza geçirdikleri arabanın enkazından yaralı bedeninin çıkarılışını izlerken bulan genç kız, parçaları yavaş yavaş birleştirince neler kaybettiğinin ve geride bıraktıklarının farkına varacaktır. Hayat ve ölüm, mutlu bir geçmiş ve bilinmezliklerle dolu bir gelecek arasındaki ince çizgide yürüyen Mia, bir günde hayatının en önemli seçimini yapmak zorunda kalacaktır.
Eğer Yaşarsam, aşkın gücünün, ailenin gerçek anlamının ve yaptığımız seçimlerin dokunaklı hikâyesi..
~
Her şey bitti derken... Sadece bir tesadüf yetebilir...
"Ben bir nehrin akıntısına kapılmıştım, o ise kıyıda kalmıştı."
Adam'ın, Mia'yı aşkıyla hayata döndürmesinin ve Mia'nın, onun hayatından çıkmasının üzerinden üç yıl geçmiştir...
Artık ülkenin bir ucunda yaşayan Mia'nın Juilliard da yıldızı gittikçe parlamaktadır. Adam ise Mia'nın gidişinin ardından onun için yazdığı şarkılarla grubunun dünya çapında ünlenmesini sağlamıştır. Fakat elde ettiği başarılar, içindeki boşluğu doldurmaya yetmez.
Sonunda şans, sadece bir geceliğine yollarını kesiştirir.
Mia'nın, evi gibi gördüğü New Yorku gezerlerken birlikte geçmişe gidip kalplerini geleceğe... ve birbirlerine açacaklardır.
 
YORUM:
 
     Ay öf selam. Kitapların ilkini 2016'nın sonunda, ikincisini 2017'nin başında okumuştum. Bunca zaman sonra kendimi herhangi bir yorum girmek için zorluyor muyum diye düşündüm ama zorlamıyorum galiba. Okurken söyleyecek şeylerim olmuştu ve hepsini kafamın içindeki bloğuma en uygun kelimelerle girmiştim. Kelimeler uçup gitti ama ana fikri tekrar yakalayabilirim. Bundan sonraki yorumları kitabı okur okumaz aklımda tazeyken girmeyi planlıyorum ama o ilk heyecana güvenmek ne kadar doğru bilemiyorum. Daha az plan yapsam daha çok yorum girerdim.

     Yine bir toplu yorum olan önceki yorumumun aksine seriden nefret ediyor ve bir seferde aradan çıkarmak istiyor değilim. Ama bu kitaplar gerçekten tek seferde aradan çıkarılabilir ve eminim bu şekilde daha iyi bir yorum olacak. Hem korkacak bir şey olmadığını görünce düzenimi azar azar bozayım dedim.
 
     Bunca yıl sonra okuyan okumuştur okumayan okumayacaktır diye düşünüyorum. Zamanında bayağı ses çıkarmıştı hatırlarsanız. Bende de üç yıldır duruyormuş. Son anda Goodreads hedefine kitap yetiştireceğim diye okumuştum yoksa öyle kalır veya uzak diyarlara yolculuğa çıkarlardı muhtemelen. Hedefi de tamamlayamamıştım zaten, hayatımda hiç hedef tamamladığımı hatırlamıyorum. Alışkanlık yaptı korkarım.
 
     Eğer Yaşarsam beni çileden çıkardı. Mia adında on yedi yaşındaki, ailesiyle sevgilisiyle müzik dehasıyla gayet mutlu bir hayata sahip kızımız bir gün bütün ailesinin içinde olduğu arabanın kaza yapması sonucu bedenini terk edip ruhumsu bir şekilde dolaşmaya başlıyor. Anne babası ölmüş, küçük kardeşi ölüm döşeğinde. Elinden hastanede dolaşıp, sevgilisi Adam'ın başında bekleyişini izlerken, gerçekten uyanmak isteyip istemediğini düşünmekten başka bir şey gelmiyor. Eski mutlu hayatıyla ruhumsu hastane gezintisi arasında gidip geliyoruz. Hangisi daha sıkıcı derseniz ruhumsu geziye haksızlık etmek istememekle birlikte tereddüt etmeden eski mutlu hayat diyorum. Başlangıcına ve gelişimine zamanında tanıklık etmediğiniz bir aşkı, çoktan parçalandığını bildiğiniz bir aileyi umursamanız için gidiş gelişlerin birbirini tamamlayacak şekilde, çok ustaca yazılmış olması gerekiyor. Ama öyle ustaca bir hikayemiz yok. Önümüze ne kadar mutlu aile görüntüsü atılırsa atılsın yazarın kendisi de bunların artık anıdan ibaret olduğunu kabul ediyormuş gibi asla derine inmiyoruz, geçmişi başlı başına bir hikaye olarak ele almıyoruz, ruhumsu gezintiyi asıl hikaye kabul ettiğimizden mutlu aile görüntülerine daha en başından uzaktan bakmaya programlanıyoruz ve her şey trajik olmakla birlikte başka birinin başına gelmiş bir şey olarak kalıyor. Blogger'ın ruhumsu sözcüğünü yazım yanlışı kabul edip çizmediğine inanamıyorum.
 
     Son olduğu en başta anlaşılmayacak kadar tuhaf bir sonla, ilk kitabın başarısız dramdan nefes alınmayan havasını terk edip Sen Gittiğinde'ye geçiyoruz. (Bizli konuşuyorum ama kulağa daha ikna edici geldiğinden, yoksa çoğu insan ilk kitabı daha çok beğenmiş.) Sen Gittiğinde üç yıl sonra Adam'ın gözünden anlatılıyor. Mia tarafından terk edilmiş, bunu asla atlatamamış, bir rock yıldızı olarak başarılı bir kariyer yapmış ama aynı zamanda gazetecilerle kavga eden ve grup üyeleriyle anlaşamayan bir mala dönüşmüş. Mia da bir çellist olarak epey ün yapmış. Bir gün yolları kesişiyor ve ellerindeki zamanı New York'u gezerken hiç konuşmadıkları şeyleri konuşmaya ayırıyorlar.
 
     Benim için serinin ilk kitabı üç yıl önce bile olsa neden aldığımı bilemediğim, saçma sapan konusu, sıkıcı anlatımı ve duygularını söyleyen ama hissettiremeyen karakterleriyle "zaman kaybı" tanımına epey uyan bir kitaptı. Sen Gittiğinde ise seriyi iyi denebilecek bir genç yetişkin aşk hikayesi seviyesine yükseltti. Daha basit, daha iddiasızdı. Yazar karakterleri tanıttığını varsayıyor olsa gerek çünkü -neyse ki- o yola bir daha girmedik. Sadece gezinip eski günleri yad eden, hayatlarındaki gelişmeleri paylaşan iki eski sevgili vardı. Daha az zorlama duygu, daha çok diyalog vardı. Sütyenlerin gereksizliği ve memelerin özgürlüğü gibi gayet mantıklı bir konuya değinen kadınlarla dalga geçtikleri bir diyalog vardı ve çok küçük bir şeydi ama sorunlu olduğum için hala kin tutuyorum.
 
     Sen Gittiğinde bana gerçekten bir şeyler hissettirebildi. Sorunlu rock yıldızı olayıyla biraz dalga geçmeden edemedimse de Adam'ın kalp kırıklığında çok basit ve gerçek bir yan vardı. Bir ailenin parçalanışının dışarıdan birinde, ama o aileyle uzun zamanlar geçirmiş, her birine değer vermiş, hatta o aileye dahil olmuş birinde yarattığı etkiyi, ve bu ailenin sevdiği kızın ailesi oluşunu, ve sonra bu kızın birden kendisini terk edişini ve yıllarca aramayışını çok güzel bir şekilde yansıtmıştı. Bir rock yıldızının aşk acısını tüm ailesini kaybeden bir kızın acısından üstün tutmaya çalışıyor gibi durabilir. Ki ben Mia'nın Adam'ı terk etmesine tamamen hak veriyorum. Ama yeni yaşanan, hatta hala daha yaşanmakta olan bir olayın acısını okuyucuya birkaç mutlu anı aracılığıyla hissettirmek kolay değil. Ve bana göre yazar bunu ilk kitapta becerememişti. Ama birbirini çok iyi tanıyan iki insanın yıllar sonra yeniden bir araya gelişinde her zaman çok kalp kırıcı ve hüzünlü bir yan var. Ve bana göre yazar bu hüznü çok daha iyi işlemişti. Bir de ilk kitaptaki bütün ruhumsu olaya bu kitapta sadece çok hafifçe ve iki karakterin de anlamlandıramadığı bir gizem olarak değinilmesi güzeldi. Yine geri dönüşler vardı, ama bu sefer hem geri dönüşlerde hem asıl hikayede bütün bu olayların bir geçmişi olduğunu hissedebiliyordum. Çünkü Eğer Yaşarsam'da anılar sadece yazıldıkça var oluyordu; kitabın yarısı geriye dönüş olduğu halde bu ailenin hiçbir geçmişi yokmuş, karakterler sadece kazadan sonra var olmaya başlamış gibi hissediyordum. Sen Gittiğinde için genel olarak iyi bir kitap diyebilirim.
 
     İki kitaptan herhangi birinin tek kitap gibi okunabileceğini düşünüyorum ama Sen Gittiğinde'yi okursanız hem  ani ve saçma bir sonla karşı karşıya kalmaz hem de daha iyi bir kitap okumuş olursunuz. Tek başına okumuş olsam Sen Gittiğinde'ye üç falan verirdim herhalde ama aynı seri içinde hikayenin yönünün, anlatım şeklinin ve karakterlerin  değişiminden etkilenerek dört veriyorum. Evet bir anda bayağı çıkıyor. Adil bence. Yazarla ilişkimi sürdürmeyi düşünmüyorum orası ayrı. Sadece Bir Gün bir zamanlar ilgimi çekiyordu, birkaç yorum okudum ve vazgeçtim. Before Sunrise tarzı bir hikayeymiş anladığım kadarıyla, Sen Gittiğinde de bir bakıma öyle. O tarz okuduğum diğer tek şey İlk Bakışta Aşkın İstatiksel Olasılığı'ydı. Aslında böyle şeyleri sevdiğimi düşünüyorum ama Sadece Bir Gün de seri. Bilmiyorum, planlarımda yok.
 
 
ALINTILAR:

"Sanki bir sırrı var. Hayatın sırrı."
...
"O zaman neden ona bu sırrı sormuyorsun?"
...
"Heykellerle konuşmak gibi bir alışkanlığın mı var?"
"Evet. Güvercinlerle de konuşurum. Ee, ona sırrını soracak mısın?"
... "Şey... heykel? Ah, yani Özgürlük Heykeli," diye seslendim sessizce. ...
"Biraz daha yüksek sesle," diye zorladı Mia.
... "Hey, affedersiniz," diye seslendim bu defa, "sırrınız nedir acaba?"
Heykelden hemen bir cevap gelecekmiş gibi Mia'yla birlikte suyun üzerinden kulak kabarttık.
"Ne cevap verdi?" diye sordu Mia.
"Özgürlük."
"Özgürlük," diye tekrarladı bu cevabı onayladığını belirtmek istercesine başını sallayarak. "Hayır, dur. Sanırım dahası da var. Bekle biraz." Gözlerini kocaman açarak korkulukların üzerinden öne doğru eğildi. "Hımm. Hımm. Aha." Bana döndü. "Elbisesinin altına iç çamaşırı giymediği için körfez rüzgarı büyük bir heyecan yaratıyormuş."
"Demek Bayan Özgürlük'ün altında iç çamaşırı yokmuş," dedim. "Tam da Fransızlara özgü bir davranış!"
(sf. 163-164)

 
"Umutsuz biri gibi konuşuyorum. Bir çılgın gibi. Aklını yitirmiş bir insan gibi."
"Aslında tıpkı büyükannen gibi konuşuyorsun."
Yüzüme baktı. "Sana bunu anlatacak olsam hiç vakit kaybetmeden akıl hastanesi görevlilerini ararsın."
"Telefonum otelde kaldı."
"Doğru ya."
"Ayrıca şu an bir gemideyiz."
"Mükemmel bir tespit."
(sf. 167)
 
 
Acıyla ilgili asla tahmin edemeyeceğiniz şey, onun aslında bir rekabet olmasıdır.
(sf 191)
 
PUANLAMA:

 
EĞER YAŞARSAM
2 Taç: Sevmedim. Zaman kaybı.
 
 
SEN GİTTİĞİNDE
4 Taç: Bence gayet güzeldi. Beğendim ben.

Puanları açıklamıştım zaten ve yazıyı buraya alasım yok. Dün Yoda'yı (Köpek) şirin bir pekinez kızla tanıştırdık. Kızdan korktu ne yazık ki. Kız onun götünü kokluyor, Yoda delice kaçıp götünü saklamaya çalışıyordu. Kaç kere ısırıp bağırttı zavallıyı. Neyse ki kız mazoşistti. Ama Yoda'nınki kalkmıyordu... Aslında sevindim çünkü köpek cinselliğine dair annemden ve anneannemden duyduğum dehşet verici yorum, bilimsel gerçek ve söylentilerden sonra aklımdaki gibi bir şey yaşansa bayılır kalırdım herhalde. Bunu da şuraya alakasız ve beklenmedik bir şekilde bırakmış olayım. Yıllar sonra okuyacağım tutarsa Yoda'nın götünü kurtarma çabasını ve Mira'nın tatlılığıyla azgınlığını hatırlayıp gülerim.