29 Nisan 2017 Cumartesi

"Efsane, Deha, Şampiyon - Marie Lu" Kitap Yorumu


KÜNYE:

Kitap Adı: Efsane + Deha + Şampiyon
Özgün Adı: Legend + Prodigy + Champion
Seri: Efsane
Yazarı: Marie Lu
Çevirmeni: Sefa Emre İlikli
Yayınevi: Pegasus
Sayfa Sayısı: 384 + 360 + 360
Goodreads: 4.19 + 4.29 + 4.37

 
ARKA KAPAK:

Bir zamanlar Amerika Birleşik Devletleri'nin batı kıyısı olarak bilinen yerde şimdi Cumhuriyet adında, komşularıyla sürekli savaşan bir ülke vardır. Cumhuriyet'in seçkin sınıfından gelen on beş yaşındaki üstün yetenekli June, askerî bir dehaya sahiptir. İtaatkâr, hırslı ve kendini ülkesine adamış bu genç kız onun uğruna her şeyi yapmaya hazırdır. Fakir bir aileden gelen on beş yaşındaki Day ise ülkenin en çok aranan suçlusu ve bir devlet düşmanıdır. Kendisi gibi asker olan ağabeyi Metias öldürülünce June, Day'in peşine düşer. İnandıkları şeyler uğruna savaşan bu iki gencin kesişen yolları, onları Cumhuriyet'in karanlık sırlarına götürecektir.
~
June ile Day'in yaralı bir halde Cumhuriyet'ten firar etmelerinin üzerinden yedi gün geçmiştir. Bu sırada en akla gelmeyecek şey gerçekleşir: Seçmen Primo ölür ve yerini oğlu Anden alır.
Cumhuriyet kaçınılmaz bir şekilde kaosa sürüklenirken ikili, Day'in erkek kardeşini kurtarmak ve onları Koloniler'e götürmek için yardım etmeye gönüllü bir grup Vatansever isyancıyla güçlerini birleştirir. Ancak Vatanseverlerin bir talebi vardır: June ve Day yeni Seçmen'e suikast düzenlemelidir. Bu eylem, uluslarına değişimi getirmek ve çok uzun süredir susturulan bir halka sesini geri kazandırmak için ellerindeki tek şanstır. Ancak June bu yeni Seçmen'in, babasına hiç benzemediğini fark ederek kararsızlığa düşer. Ya Anden yeni bir başlangıcın anahtarıysa ve Vatanseverler yanılıyorsa? Ya devrim yolu kayıp vermekten, intikam almaktan ve kan dökmekten geçmiyorsa?
~
Day bir efsane. June ise bir deha. Peki, kim Şampiyon olacak?
June ile Day, Cumhuriyet halkı ve birbirleri için çok fazla fedakârlıkta bulunmuşlardır. Şimdi vatanları bir dönüm noktasındayken June bir kez daha Cumhuriyet'in gözüne girmiş ve hükümetin seçkin çevresinde bir Princeps adayı olarak hizmet vermeye başlamıştır. Day de yüksek rütbeli bir asker olmuştur. Bir barış antlaşması yürürlüğe girmek üzereyken ortaya çıkan ölümcül bir salgın, Koloniler arasında paniğe yol açmış ve Cumhuriyet'in sınır kentlerini savaş tehdidi sarmıştır. Sadece June bu tehdide karşı ülkesini nasıl savunacağını bilmektedir. Ancak binlerce insanın hayatını kurtarabilmeleri için sevdiği tek erkekten, her şeyini feda etmesini istemek zorundadır. Marie Lu'nun heyecan dolu, macera ve gerilim yüklü üçlemesi şaşırtıcı bir finalle sonlanıyor…


YORUM:

     Şu ana kadar sadece bloğun, belli bir yorum düzenimin oluşmadığı kadar ilkel zamanlarında toplu yorum girmiştim, o da uyduruk bir şeydi zaten. Ama şu seriye üç ayrı yorum girecek bir Doğa göremiyorum. O yüzden selam.
 
     Kitapları Aralık, Mart ve Nisan'da okumuşum. Hatırlayacak bir şey yok. Konuşacak bir şey buluruz. Tüm seriyi bir seferde aradan çıkarıp unutmak istememden anlamadıysanız beğenmedim.
 
     Seriden blogda yıllar önce bile bahsetmişimdir. Bir an önce çevrilmesini istediklerim listesi şeklinde. Çevrildi ama şimdi de ben almıyorum şeklinde. Aldım ama şimdi de okumuyorum şeklinde. İlgimi yitirmem tek sebep değil. İlk çevrildiğinde okusaydım da beğenmeyecektim muhtemelen, ya da belki en azından biraz daha zevk alırdım. Ciltli kitap sevmiyorum, Pegasus'un ciltli kitaplarını hiç sevmiyorum ama kapaklar çok hoş. İyi yorumları var. Ve ben hala daha bu tarz genç yetişkin üçlemelerini seviyorum. Ama bu seri gerçekten, gerçekten çok kötüydü.
 
     Distopik. Gelecek; garip garip ülkeler, garip garip teknolojiler. Eskiden Amerika'nın olduğu yerde birbirleriyle savaşıp duran Cumhuriyet ve Koloniler diye iki ülke var. Üçüncü kitabın içinde harita var ama haritadan hiç anlamam. Haritayı da garip garip kırmızı yapmışlar, bir dünya haritası açtım karşılaştırdım gelecekte kayan batan olmuş mu diye. Asya bayağı yamulmuş. Kanada taraflarını da azıcık yemişler. Neyse anlamıyorum demiştim karıştırmamayım ortalığı. Cumhuriyet'te geçiyor hikaye. İki baş karakterimiz var. June, üst tabakadan görevine bağlı bir asker, Cumhuriyet'in on beş yaşındaki dâhisi. Ve Day, alt tabakadan bir suçlu, Cumhuriyet'în on beş yaşındaki en çok arananı.
 
     Cumhuriyet June'u Day'in peşine takar. Fakat aşık olurlar ve June Cumhuriyet'in sandığı kadar masum olmadığını öğrenir. Bir de vebamız var tabii ki. Üç kitabın toplamda en fazla birkaç haftalık bir dönemi anlatıyor olması lazım. Yani bir de epilog var ki epiloğun birkaç sayfası bu üç kitaptakinden daha geniş bir zamanı kapsıyor.
 
     June. Gereksiz ayrıntıları fark etmek ve uyanık olduğu her an zaman tutmak ("Day'in saçlarını son düzeltişinin üzerinden üç saat kırk sekiz dakika on bir saniye geçmişti.") sizi dahi yapıyorsa peki. Askeri dehası varmış evet eminim. Ve Day. Koca ülkenin en büyük suçlusu. Evet tabii elbette.
 
     Karakterler o kadar boştu ki. Birkaç belirgin özellik ver, hikayedeki yerlerini belirle, isim bul, sık sık duygularını dile getirsinler. Bu mudur karakter yaratmak? Kitap karakterleri oldukları bir an bile aklımdan çıkmadı. Hiçbir derinlikleri, gerçeklikleri yoktu. (Hikayeyi sırayla anlatıyorlardı ve elbette iç sesleri arasında hiçbir fark yoktu, geçişin yaşandığını anlamanız için oğlanın bölümleri abidik gubidik renklerle yazılmış. Bakış açısı altın, mavi, kırmızı yazı karakterleri olmadan da yeterince sıkıcıydı, ama arka kapakları yazarken aynı şeyi yaptığımdan renklerin de ne kadar rahatsız edici olduğuna dair bir fikir edinebilirsiniz.) Dolayısıyla kitapta olup biten hiçbir trajik veya güzel şeyi -vardıysa eğer- umursamadım. Dolayısıyla hiçbir şey hissetmedim. Olay adına da çok bir heyecan olmayınca beğenmedim. Bu kitapları daha iyi yazılmış karakterler kurtarabilir miydi? Bu kitapları daha iyi yazılmış bir hikaye kurtarırdı aslında ama evet, yardımı dokunurdu. Karakterleri için sevdiğim saçma sapan kitapların sayısı az değildir şimdi.
 
     Her şeye rağmen evet, oturup üç kitabı okudum. İlk kitap yine kolay okunuyordu çünkü hala biraz ilgi duyuyordum. En azından "Uu yeni karakterler, uu birazdan bir şeyler olacak, okumaya devam etmeliyim" diyebiliyordum. İkinci kitap biraz daha olaylı gibiydi ama düşününce ne olduğunu da hatırlamıyorum, sadece belli belirsiz koşuşturmalar geliyor gözümün önüne. Üçüncü kitabı sayfalara hiçbir şey yazmadan da basabilirlermiş çünkü bomboştu.
 
     LİSTE HALİNDE SEVDİKLERİM
  • Efsane'nin başında, June'un Day'i takip ettiği ama Day'in June'u tanımadığı kısımlar
  • Efsane'de, June ve Kaede'nin Skiz dövüşü
  • Deha'daki savaş uçağı sahnesi
  • Deha'nın hareket içeren yerleri

     LİSTE HALİNDE SEVMEDİKLERİM
  • John'un Sydney Carton'luk yapması
  • Deha'da June'a aydınlanma gelmesi şeklinde öğrendiğimiz Metias-Thomas ilişkisi (Dramatik değildi, mantıklı değildi, şaşırtıcı değildi. Aniden ve hiç yoktan ortaya çıkan gereksiz bir dram yaratma çabasıydı.)
  • Deha'nın sonundaki "sürpriz"
  • Şampiyon'da "sürprizi" izleyen "dram"
  • Şampiyon'un hareket içeren yerleri
  • Şampiyon'un hareket içermeyen yerleri
  • Şampiyon'da Thomas'ın konuşması
  • Genel olarak Thomas
  • Genel olarak Tess
  • June'un hikayeye hiçbir katkısı olmayan köpeğinin yine de var olması, bana sürekli "e köpeği ne yapacaklar, köpeğe kim bakıyor şu an" dedirtmesi
  • Anden'ın bütün varlığı, kişiliği ve hikayeye ekleyeceği varsayılan dram

     Her kitapta en sevdiğim şeyi söylemek gerekirse ilkinde Skiz dövüşü, ikincisinde savaş uçağı sahneleri. Üçüncüde de Antarktika'ya gidiş olabilir. Koloniler'e gidişten pek zevk almadım, ilginçti ama keyifli bir şekilde değil. Gördüğümüz üç ülke arasında yaşamayı en son isteyeceğim yer Koloniler olurdu. Antarktika'ysa daha da ilginç ve bir şekilde keyifliydi. Yani, belki de en dehşet verici olandı ama ütopik bir gelecek için ilginç fikirler.
 
     Yazarın istediği distopik dünyayı yaratacak kadar teknik bilgisi ve hayal gücü var gibi görünüyor. Ama kurgusu, karakterleri ve anlatımı çok zayıf. Anlatıma basit demiyorum, çünkü bu bir sorun değil, ama zayıf. Gerçekten bu kadar kötü bir cümleyi nasıl kurabilmiş dediğim zamanlar oldu ve bazen cümleler akıcı bir paragraf oluşturacak şekilde bir araya gelmiyordu. Her biri bir anı veya duyguyu veya düşünceyi anlatıyormuş ve daha büyük bir şeyi anlatmak için bir araya gelemiyormuş gibiydi. (Birer tane alıntı buldum, nasılım ama, sadece onları okuyarak cümlelerden rahatsız olabilirsiniz, çevirinin de katkısını görmezden gelemem.) Dediğim gibi, yazarın teknik bilgisi var o yüzden çatışma sahneleri diğer sahnelerden daha akıcı yazılmış. İkinci kitaba o yüzden en yüksek puanı veriyorum. Dram ve insan duyguları içeren diğer her şeydeyse berbat. Üçüncü kitaba bu yüzden en düşük puanı veriyorum.
 
     Finali beğenmedim. Evet, daha önce yapılmamış bir şey değil ve evet, çok zekice sayılmaz. Ama ben de çok karmaşık zevkleri olan biri değilim bence ve bu final sevdiğim bir hikayeye, sevdiğim karakterler için yazılmış olsaydı duygulanırdım, etkilenmezdim ama duygulanırdım. Ancak karakterler dandik olunca serinin sonu da geri kalanı gibi pek bir şey ifade etmedi.

 
ALINTILAR:

"Tess," dedim. "Aşağı, suya bir ineceğim. Bir dakikaya geri gelirim."
"Tek başına inebilecek misin?" diye sordu.
"İnebilirim." Gülümsedim. "Ama eğer beni suyun yüzeyinde bilincimi kaybetmiş bir halde görürsen o zaman lütfen gel, beni al."
(Efsane, sf. 130)

 
"Senin için bir hediye."
Daha yakından inceledim. Dört tane açılmış ataştan yapılmıştı, özenle birbirine spiral olarak geçirilmiş ve bir yüzük olacak şekilde uç uca eklenmişti.
...
"Siz zenginlerin şaşaalı gelenekleriniz olduğunu biliyorum ama yoksul bölgelerde nişanlanmalar ve sevgi gösterileri genelde böyle yapılır."
... "Ataşlarla mı?"
... "Biraz aptal göründüğü için üzgünüm," dedi. Keşke sana daha güzel bir şey yapabilseydim."
"Hayır, hayır," diye lafını kestim, durumu düzeltmeye çalışıyordum. "Çok beğendim." ... "Kaplamasız galvanizli çelik tel. İyi bir malzeme aslında. Alaşım olanlardan daha sağlam, yine de bükülebilir, paslanmaz. Bu..."
Day'in solmakta olan ifadesini görünce durdum. "Beğendim," diye tekrar ettim.
(Deha, sf. 71-72)

 
"Şu halimize bir bak," diye karşılık verdim. ... "Nasıl bir takımız ama?"
... "Hey... senin metal bir bacağın ve yarım beynin var, benim de duyularımdan dördü kalınca neredeyse tam bir insan ediyoruz."
(Şampiyon, sf. 64)

PUANLAMA:

 
EFSANE
2 Taç: Sevmedim. Zaman kaybı.

DEHA
2.5 Taç: Sevmedim. Zaman kaybı. / Ortalamaydı. Okumasan da olur.
 

ŞAMPİYON

1 Taç: Tek kelimeyle berbat. Uzak dur.
 
"Sevmediysen neden üç kitabı da okudun Doğa? Mal mısın?" Hayır, mal değilim. İlk kitapta pes edemezdim, elimde de tüm seri vardı, ee ikinciyi okuyup üçüncüyü okumamak çok saçma. Böyle böyle bitiriyorum tüm üçlemeleri. Çok sinir bozucu. Ama okuduğuma pişman mıyım? Okuduğuma belki ama okumuş olduğuma hayır. Kötü kitaplar beni yazmak için iyi kitaplardan daha çok motive ediyor. Bir de her zamanki replik "en azından fikir sahibi olmuş oldum". Evet zaman kaybıydı aslında. Ama listemi şöyle bir temizleyip gelecekte seriler konusunda daha seçici olmaya karar vermemi sağladı, yani uzun vadede kârdayım. İyi günler.