25 Kasım 2016 Cuma

"Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları - Ransom Riggs" Kitap Yorumu

 
KİTAP KÜNYESİ:
 
Kitap Adı: Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları
Özgün Adı: Miss Peregrine's Home for Peculiar Children
Seri: Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları #1
Yazarı: Ransom Riggs
Çevirmeni: Aslı Dağlı
Yayınevi: İthaki
Türkiye Yayın Tarihi: 4 Eylül 2015
Sayfa Sayısı: 400
Piyasa Fiyatı: 25.00 TL
Goodreads: 3.85

 
ARKA KAPAK:
 

Gizemli bir ada. Terk edilmiş bir yetimhane. Fazlasıyla tuhaf fotoğraflardan oluşan bir koleksiyon.
Tüm bunlar kurgu ile fotoğrafçılığı nefes kesici bir şekilde bir araya getiren ve unutulmaz bir okuma deneyimi sunan Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları romanında keşfedilmeyi bekliyor.

Yaşadığı korkunç aile trajedisi yüzünden Galler kıyılarındaki, dünyadan uzakta kalmış bir adaya yolculuk eden on altı yaşındaki Jacob, burada Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocuklar Yetimhanesi'nin yıkıntılarını keşfetmekle kalmayıp, Bayan Peregrine'in çocuklarının sadece tuhaf olmaktan çok daha fazlası olduğunun farkına varır.

New York Times bestseller listesinden 108 haftadır inmeyen, aklınızdan çıkmayacak eski fotoğraflar eşliğinde okuyacağınız Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları, gölgelerde geçen bir macera arayan her yaştan okuyucuyu içine çekecek eşsiz bir roman.
 

BENİM YORUMUM:
 
🐾🐢🐫🐬🐶🐙🔪💖👽✌💩💀👻😎😗
Nihayet buraya da bulaşmışlar, evet. Gülmekten ağlayan (😂) şeyi yine koymuşlar, en sevmediğim. Orta parmağı göremedim görürseniz bana da haber verin. Biraz ırkçı bir yaklaşım olmuş bence. Yirmi birinci yüzyıl teknolojisiyle bir uzaylı için altı farklı ten rengi seçebilmeliyim, ne bileyim ihtiyaç anında zenci hayaletlere ve çekik gözlü boklara erişim sağlayabilmeliyim. Ancak kendi ten rengim için mükemmel orta parmağı bulabildiğim zaman ırkçılığın üstesinden gelebiliriz.
 
     Peregrine'i yazın okumuştum. Goodreads'e doğru girmişsem Ağustos-Eylül arasında. Filmi izledikten sonra canım fazladan iki satır yazmak ister de yazamazsam diye korkudan yorum girmemiştim. Sonra film çıktı ama canım izlemek istemedi. Şu cümleyi yazarken hala daha filmi izlemedim ama yorumun sonuna gelmeden önce izlemiş olacağım o yüzden onu da konuşuruz.
 
     Bu kitabı o kadar uzun zamandır uzaktan izliyorum ki size tam tarih veremem. Yıllar oldu. Gözümü ilk diktiğimde başka bir yayınevinden çevirisi vardı, devamını getirmeyeceklerini anladığımdan ellememiştim. Bir yandan meraktan ölüyordum ama.
 
     Sonra bir kez daha çevrilip göz kamaştırıcı bir baskıyla satışa sunuldu, okundu, konuşuldu, film hakları alındı ve ben tabii ki okumadım.
 
     Dolayısıyla kendimi hayal kırıklığına uğrayacağım fikrine alıştırmak için bolca vaktim oldu. Cidden abartılacak bir kitap değil ama bu kadar konuşulmasına rağmen aslında pek o kadar abartılmıyormuş da.
 
     Baş karakterimiz Jacob adında bir çocuk. Çok sevdiği büyükbabasını kaybediyor ve onun son isteği üzerine, bıraktığı ipuçlarını takip ederek, bir zamanlar ona hakkında hikayeler anlattığı adayı, kuşu ve tuhaf çocukları bulmak üzere bir yolculuğa çıkıyor.
 
     Ama bulana kadar kitabın önemli bir bölümü geçiyor. Aslında bu kısımlar yine, bir şeyler olmasını istediğinizden çabucak okunuyor. Ama Jacob'ın yetimhaneyi bulmasından sonra artık önemli bir şeyler yaşanması için yalvarmaya başladığınız ama çok geçmeden hiçbir bok olmayacağını kabullendiğinizde okumak zorlaşıyor.
 
     Ya da benim için öyle oldu.
 
     Yine de seriye devam etmek istiyorum çünkü 1) kitaplara bu yüzden kıyak geçmeyi sevmesem de yazarın ilk kitabı, 2) artık bu noktadan sonra bir şeyler yaşanacağına inanıyorum, 3) Ransom çok tatlı bir insan (Bknz: Ransom çok tatlı bir insan).
 
     Kitapta, yayınlanmadan önce biraz daha beklese yazarın da göreceğini düşündüğüm bazı kusurlar var. Mesela giriş kısmını kırpmalıydı, daha fazla şey yaşanmalıydı. Tuhaf çocukları tanıyıp sevmek için zamanımız olmalıydı. Ben şahsen hiçbiriyle bağ kuramadım, buna Jacob da dahil. Zaten onları aslında göründüklerinden çok daha yaşlı olduklarını bilmeme rağmen çocuk olarak görüyorum. Baş karakterlerin çocuk olduğu kitapları da sevemiyorum. Jacob on altı yaşında ama ne tam olarak çocukça ne tam olarak olgun davranıyor. Ergen gibi bile davranmıyor. Yazar hikayeyi çocuk kitabı olmaktan çıkaracak bir şey de yapmayınca sıkılıyorum.
 
     Bir de romantizmi gereksiz buldum. Zaten çok dolu bir olay örgümüz olmasa da romantizm fazlalık gibi hissediyordu. Ayrıca büyükbabanın eski sevgilisiyle -ya da diğer taraf için eski sevgilinin torunuyla- çıkma fikrinin kaç kitap geçerse geçsin daha az saçma geleceğini sanmıyorum. Emma'yı da sevmedim zaten. Sevmek için bir sebep göremedim.
 
     Biliyorsunuzdur ki bu, fotoğraflar üzerinden giden bir hikaye. Çoğu kişi yazarın bir yerlerden topladığı fotopraflara bir hikaye yazmaya çalışmış gibi durduğunu söylemiş ve aslında Ransom gerçekten de çoğunlukla öyle yapmış. Genel olarak işe yaramış, ama bazı fotoğrafları dahil etmek için çok çabaladığı ve sırf o fotoğraf için paragraflar, bazen sayfalar boyunca gereksiz yere lafı uzattığı belli oluyor. Fotoğraflar çoğunlukla aptalcaydı. Ama bir yerlerde bu fotoğraflar için çok çabalamış olan koleksiyoncular olduğunu biliyorum ve yazarın her fotoğrafa hikayede yer bulmak istemesini anlıyorum. Ama bir yazar olduğunda bir şeyleri çıkarmak konusunda acımasız olman gerekir ve bazen buna sadece kelimeler değil, fotoğraflar ve diğer her türden şey dahildir.
 
     Kitapta zaman yolculuğu var bu arada. Hikayenin düzenli bir parçası değil ve gezip durmuyorlar. Ama günümüzden başlayıp İkinci Dünya Savaşı dönemlerine uzanıyor. Bu minik zaman yolculuğu kırıntısı, döngüler, sıfırlama, ymbryneler ve gölgeler çok hoşuma giden ve gerçekten orijinal bulduğum ayrıntılardı. Ama bu orijinal fikrin çok klasik bir şekilde kurgulanmasına içerledim. Bazı tuhaf çocuklar çok ilginç, ama bir yandan sadece bir başka "özel güçler" hikayesi gibi.
 
     Ransom çok tatlı bir insan
 
     Olumsuz yönleri sıralamak olumlu yönleri sıralamaktan daha kolay olsa da kitabı beğenmedim diyemem. Pek beğenmedim diyebilirim. Serinin geneli için umutlarım var, gerçi Gölge Şehir'i yakın zamanda okumak gibi bir planım yok. Durum şu ki Ransom Riggs çok tatlı bir insan. Ve bu gerçek, çoktan okumuş olduğumla ilgili fikrimi etkilemese de henüz okumamış olduklarıma iyimser yaklaşmamı sağlıyor. Ransom Riggs, Bana Dokunma serisinin yazarı Tahereh Mafi'yle evli bu arada. Çok tatlılar, Bana Dokunma da bir çeşit "özel güçler" hikayesiydi ama bence Tahereh bir yazar olarak Ransom'dan çok daha başarılı. Karşılaştırılamayacak kadar farklılar ama elimde değil. Sözde Bana Dokunma'ya dizi çekeceklerdi bu arada, yalan oldu sanırım. Bir şey duyarsanız bana da söyleyin lütfen. Bir yandan istiyorum çekmelerini. Ama bir zamanlar Shadowhunters'ı çekmelerini de çok istiyordum. Bu kalp daha fazla hayal kırıklığını kaldıramaz.
 
     FİLM ÜZERİNE
 
     Tim Burton'ı pek sevemiyorum. Hep sevmeyi bekledim ama çoğu filminden zevk alamadım. Yine de izledim, daha da izlerim. En azından aksi görüşte birine "pek sevemiyorum" yerine "hiç sevmiyorum" deyip nedenlerini sıralayabilecek hale gelirim.
 
     Film rezaletti. Kötü yazılmış, kötü oynanmış ve kötü yönetilmişti. Sadece Ella Purnell (Emma) fena değildi ve Eva Green (Bayan Peregrine) bu senaryoya göre harika iş çıkardı. Efektler korkunçtu. Tim Burton ya günümüz teknolojisinden haberdar değil ya da animasyon çektiğini sanıyor. Gölgeler hariç, onlar son derece havalıydı. Beyaz gözlü olanlar topluca maldı. Enoch'un kalbi iskeletlerin neresine soktuğunu çok merak ediyorum.
 
     Filmin son yarım saat kadarı ikinci kitaptan alınma sanırım. Umarım fazla spoiler yememişimdir. İlk kitapta bir filmi dolduracak kadar malzeme olmadığı için böyle yapmalarını yadırgamıyorum. Kitapta da lunaparklı iskeletli şeyler varsa güzel olabilir.
 
     Değiştirdikleri şeyler içinse hiç kızmadım. Shadowhunters içimdeki o yanı söküp geride koca bir boşluk bıraktı.
 
     Emma'nın size suni solunum yaptığını düşünün.
 
 

ALINTILAR:
 
Hepimiz kendi masallarımıza tutunuruz; ta ki onlara inanmanın bedelini ağır ödeyene dek.
(sf. 19)
 
 
"...Hatta annem ve sen bana üzerinde Golan Ne Yapardı yazan küçük bileziklerden de alabilirdiniz. Bu şekilde, herhangi bir şey yapmadan önce durup kendi kendimi sorgulardım. Mesela tuvaletimi yapmadan önce. Doktor Golan tuvaletimi nasıl yapmamı isterdi? Kenara mı yapmalıyım? Yoksa doğrudan ortaya mı bırakmalıyım? Tuvaletimi psikolojik açıdan en faydalı şekilde nasıl yapabilirim?"
(sf. 205)
 
 
Arkamda birinin boğazını temizlediğini duyunca donup Emma'nın kapı eşiğinden bana bakmakta olduğunu gördüm. Kıpkırmızı kesilen yüzümle mektupları toparlamaya uğraştım ama çok geç kaldığımı biliyordum. Yakalanmıştım.
"Özür dilerim. Burada olmamalıydım."
"Bunun son derece farkındayım," dedi, "ama okumanı bölmek istemem." Bir hışımla çekmeceli dolabın önüne geçip birini çekti ve içindeki her şeyi yere saçarak bir köşeye fırlattı. "Hazır iş üzerindeyken neden iç çamaşırlarıma da şöyle bir göz atmıyorsun!"
(sf. 262)
 
 
Biz yüzerken Emma da bilincini kaybetmemesi için Millard'a sorular sorup duruyordu.
"Millard! Başbakan kim?"
"Winston Churchill," dedi. "Kafayı mı yedin?"
"Burma'nın başkenti neresi?"
"Tanrım, hiçbir fikrim yok. Rangoon."
"Güzel! Doğum günün ne zaman?"
"Bağırmayı kesip huzur içinde kan kaybetmeme izin verecek misin?"
(sf. 358)

PUANLAMA:

3 Taç: Ortalamaydı. Okumasan da olur.
 


Ya işte. Böyle olmasını sevmiyorum. Çok harika değil ama seriye devam etmemi sağlayacak kadar iyi. Umarım güzelleşiyordur.