28 Ekim 2016 Cuma

"Sonsuza Dek - Kiera Cass" Kitap Yorumu

 
 KİTAP KÜNYESİ:
 
Kitap Adı: Sonsuza Dek
Özgün Adı: The One
Seri: The Selection #3
Yazarı: Kiera Cass
Çevirmeni: Derya İmer Aydınlık
Yayınevi: DEX
Türkiye Yayın Tarihi: Haziran 2014
Sayfa Sayısı: 292
Piyasa Fiyatı: 18.00 TL
Goodreads: 4.22

 
 ARKA KAPAK:
 
Seçim, America'nın hayatını tamamıyla değiştirmişti.
Illéa'nın prensesi olmak için yarışmaya katıldığından beri, ilk aşkı Aspen'e hissettikleri ve Prens Maxon'a karşı gün geçtikçe artan ilgisi arasında kalmıştı.

Şimdi America için gerçekten de karar verme zamanı.
Savunduğu doğrular için mücadele zamanı.
İstediği gelecek için savaşma zamanı.
Sonsuza dek seveceği erkeği seçme zamanı.

Yayınlandığı tüm ülkelerde çok satanlar listesine hızlı bir giriş yapan Sonsuza Dek, Beni Seç ve Elit'ten sonra Seçim serisinin üçüncü kitabı. Uzun süredir serinin hayranları tarafından beklenen Sonsuza Dek'te Kiera Cass distopik fantazyayı peri masalıyla birleştiriyor ve unutulmaz bir finale imza atıyor.

 
 BENİM YORUMUM:
 
     Yine popüler bir kitabı yayınlanmasından ve konuşulmasından iki yıl sonra okuyorum. Şu noktada herhangi birine yardımı dokunacağını da sanmıyorum, sadece nefretimi kusmak istedim.
 
     Bu arada merhaba. Bir aydır görüşmüyoruz. Sizi unuttuğumdan değil. Artık bloğu tamamen bıraktığımı düşündüğünüz her seferinde tekrar ortaya çıkıp geldiğim hızla kaybolacağım. Ama cidden çoğunlukla dersler yüzünden böyle oluyor. Ve okulda okuttukları kitaplardan. Yani daha hiçbirini okumadım ama okumam gerektiğini bilmemin yarattığı stres aynı anda beş kitap okumama engel oluyor. Yeni çıkan kitapların hiçbirini de okumuyorum o yüzden aramızda bir iletişim kopukluğu oluyor. Bazen "siz" derken kendi kendime konuşuyormuşum gibi hissediyorum. Yine de dört yıllık Obur Kitaplık tarihinin başından beri sürekli bir düşüşte olan aktifliğim bile beni yıldırmıyor. Tekrar eski günlere dönebilmemiz için aklımda fikirler var ama hayalimde o kadar çok gerçekleştiler ki gerçek hayatta gerçekleşemiyorlar.
 
     İğrenç kitaba geri dönecek olursak, daha önce birkaç defa söylediğim gibi, Beni Seç'i ilk okuduğumda çok beğenmiş ve dört buçuk puan vermiştim. Ben bir kitaba, bir serinin ilk kitabı olup serinin geri kalanı için büyük şeyler beklememe neden olmamışsa dört buçuk vermem, dörtte bırakır veya beşe tamamlarım. Sonra Elit çıktı, o zamanlar böyle şeyler için heyecanlanıyordum (şu anda en sevdiğim serinin/dizinin yeni kitabı/bölümü çıksa bile soğukkanlılıkla uzun süre bekletebiliyorum) ve sürekli bloglardan alıntılar okuyor, kurguya dair inandığım her şeye ters düşecek şekilde spoilerlar alıyor, kafamda sahneler canlandırıyordum.
 
     Elit'e iki puan verdim.
 
     Sonra Saraydan Hikayeler'in Prens ve Muhafız'ını da okudum, Kraliçe ve Gözde'yi de okuyacaktım ama seriyi tamamlayayım diye zorlamaya değmeyeceğine karar verdim. O dönemlerde bana Sonsuza Dek'in daha iyi olduğunu ve benim de beğeneceğimden emin olduğunuzu söylüyordunuz, size inanmamıştım ve nihayet bu seriyi geride bırakmaya karar verip üçüncü kitabı elimde aldığımda da hala inanmıyordum.
 
     Büyük olasılıkla daha önce yapmadığım saçma bir itiraf: Ben Elit'i ilk kez okurken ayracı yanlış bir yere sokmuşum, sonra o yanlış yerden okumaya devam etmişim ve neredeyse yüz sayfa boyunca bunu fark etmemişim. Kitap o kadar boştu işte. Sonra atladığım yerlere geri dönmekle falan zaman kaybedip iyice sinirlenmiştim. O yüzden belki haksızlık ediyorumdur diye Elit'e bir şans daha vermek istiyordum ama ne kadar denesem de birkaç sayfadan ileri gidemiyordum.
 
     İşte bu seriyi geride bırakmaya karar verdiğim gün hem Beni Seç'i hem de Elit'i hızlıca bir daha okudum. Sonraki gün Sonsuza Dek'e başladım ve bir hafta kadar sonra bitirdim. O yüzden seri hakkında nihai yargıma varmış olmanın rahatlığını yaşıyorum. Maxon ve America'nın kızının hikayesini anlatan, Veliaht Prenses ve Taç diye iki kitap daha olduğunu biliyorum ama bir daha Kiera Cass'in yazdığı hiçbir şeye dokunmam.
 
     Bir prensin önüne otuz beş kız konup biriyle evlenmesinin istenmesi düşüncesinin midemi bulandırdığını keşfettim. Benim bakış açıma göre America da Maxon da seri boyunca birbirlerini aldattılar, sadece Maxon bunu halka açık bir şekilde yaptı. İkisinden biri evlenme konusunda fikrini değiştirirse diye, birbirlerini sevdikleri halde diğer seçeneklerini ellerinden bir türlü bırakamadılar. Bence aşkları Elit'te bitmişti zaten. Kiera Cass istediği kadar öyle değilmiş gibi davranabilir.

     Kitabın en zevk aldığım bölümleri, America'yla Maxon'ın kavgaları oldu. İlişkilerinin tamamen parçalandığını görmeyi çok istedim. Elit'i ilk okuyuşumdan sonra, bu yüzden bir süreliğine Aspen taraftarı olmuştum. Ama sonra üçünün de kendi yollarına gitmesini istedim. Before Üçlemesi'nin en sevdiğim filmi de Before Midnight mesela. Tabii bu bebelerin kıskançlık krizleriyle evli bir çiftin kavgaları bir tutulamaz. Ama Before Midnight'taki kavga sahnesinde karakterlerle birlikte öfkelenmiş ve boşanmanın eşiğindeki bir çiftin kavgasının bu kadar gerçekçi yansıtılmasından etkilenmiştim. (güncelleme: hatırladım da Before Midnight'ta evli değillerdi ama evli gibi davranıyorlardı) America ve Maxon'sa geri dönüşü olmayacak bir evlilik kararıyla karşı karşıya olan bir çift ama kavgaları da, aniden barışmaları da inandırıcı değil. Diğer iki kitabı okumayacağım çünkü evet, böyle saçma bir çiftten çıkacak kızın (ki okuyanlara göre America'dan bile daha sinir bozucuymuş) otuz beş erkek arasında seçim yapma hikayesi ilgimi çekmiyor, ama aynı zamanda America ve Maxon'ın yıllar sonra bile ne kadar mutlu olduklarıyla ilgili tek kelime duymaya katlanamam.

     Bu seri söz konusu olunca aramızda spoiler falan kalmadı bence ama yine de spoiler adı altında, kitapta nefret ettiğim diğer her şeye bir göz atalım.

     -SPOILER ADI ALTINDA KİTAPTA NEFRET ETTİĞİM DİĞER HER ŞEY-

     Celeste ve America'nın dost olmaya karar vermesi sadece iki saniye sürdü. Saçma, gereksiz ve fazla dramatize edilmişti. Celeste'in ölümü de aynı derecede saçma ve hızlıydı, sonra bir daha bahsetmediler zaten. Kral ve kraliçenin ölümü de aynı şekilde. America'nın babasının ölümü de. Hiçbirine üzülmedim, yazar karakter ölümleri konusunda berbat. O kadar normal bir şekilde söylüyor ki hiçbir şey hissetmiyorum veya şaşırmıyorum. Zaten kitap, yazarın hissettiremediği duygularla ve düzgün yazamadığı sahnelerle dolu bir karmaşa. Mesela asilerle ilgili kısımlar. America'nın babasının ve Kriss'in asi olduğunun ortaya çıktığı sahneler gibi. Kiera Cass gerçekten berbat bir yazar ve bu konuda fikrimi değiştiremezsiniz. Hiçbir şeyi doğru yapamıyor. Her şey çok hızlı, çok yavaş, çok gereksiz veya çok zorlama. Maxon'ın defalarca birlikte gördüğü America'yla Aspen'in azıcık temas etmesi karşısında, kendisi onu halka açık bir şekilde aldattığı halde "senin gerçek yüzünü gördüm yeter artık Kriss'le evleniyorum" yapması, ve fikrini değiştirmesi için ölümden dönmesinin gerekmesi gibi. Üç kitap boyunca yüz defa gördüğümüz "asiler saraya saldırır ve herkes sığınaklara dolar" senaryosu, ölüm sayısının artmasıyla daha ilginç olmuyor sevgili Kiera Cass.

     NİHAYET BU SAÇMALIĞI SONLANDIRABİLİRİZ.

 
PUANLAMA:
 
1 Taç: Tek kelimeyle berbat. Uzak dur.
 
Bokumu ye Kiera Cass.