24 Ağustos 2016 Çarşamba

"Carry On - Rainbow Rowell" Kitap Yorumu

 
KİTAP KÜNYESİ:
 
Kitap Adı: Carry On
Türkçe Edisyonu: Yok
Yazarı: Rainbow Rowell
Yayınevi: Macmillan
Yayın Tarihi: 6 Ekim 2015
Sayfa Sayısı: 517
Piyasa Fiyatı: £7.99
Goodreads: 4.17


 
ARKA KAPAK:
 
Simon Snow is the worst chosen one who’s ever been chosen.

That’s what his roommate, Baz, says. And Baz might be evil and a vampire and a complete git, but he’s probably right.

Half the time, Simon can’t even make his wand work, and the other half, he sets something on fire. His mentor’s avoiding him, his girlfriend broke up with him, and there’s a magic-eating monster running around wearing Simon’s face. Baz would be having a field day with all this, if he were here—it’s their last year at the Watford School of Magicks, and Simon’s infuriating nemesis didn’t even bother to show up.

Carry On is a ghost story, a love story, a mystery and a melodrama. It has just as much kissing and talking as you’d expect from a Rainbow Rowell story—but far, far more monsters.
 
BENİM YORUMUM:
 
     Selam. Aslında ben bu paragrafı yazarken yorum bir hafta önce bitmiş bulunuyor ama son düzenlemeleri yapıp yayınlama kısmını nedense bırakmışım. Bir haftada çok olgunlaştığımdan buralarda fazla durmak istemiyorum ama siz keyfinize bakın. 
 
     Carry On, 2014 favorilerimden Fangirl'deki başkarakter Cath'in yazdığı fanfiction olarak başladı ama bu kitaptaki hikaye Cath'in yazdığıyla aynı değil. Fangirl'de bölüm aralarındaki fanfiction kısımlarından hoşlanmadıysanız, onlar bu kitapta yok bile. Yani bu Cath'in değil, Rainbow Rowell'in Carry On'u. Yani yazarın Fangirl için uydurduğu Simon Snow serisinin yine Fangirl için uydurduğu fanfiction'ından yola çıkarak yazdığı yepyeni bir kitap. Ki Simon Snow fikrinin de Harry Potter'dan yola çıkılarak oluştuğuna oldukça eminim ama emin olun Carry On hiçbir şekilde öyle değil.
 
     Carry On'u okumak için Fangirl'ü okumanız gerekmiyor.
 
     Simon Snow kendi gerçek kitabına kavuşmadan önce Fangirl'de o dünyanın Harry Potter'ı gibi tanıtıldığı için temelde benzerlikler var. Simon büyücü olduğunu öğrenen ve kendini bir büyücülük okulu olan Watford'da bulan bir yetim. Ayrıca Seçilmiş Kişi olduğundan büyü dünyasını Insidious Humdrum adlı tehlikeden kurtarması gerekiyor. Ama Simon gelmiş geçmiş en güçlü büyücü olmasına rağmen asasını doğru dürüst kullanmayı bile beceremiyor. Sadece tehlike anında yaşadığı güç patlamaları var ve bunlar da niyetlendiğinden çok daha farklı ve büyük sonuçlar doğuruyor.
 
     Insidious Humdrum aslında bir kişi değil. Kimse tam olarak ne olduğunu ya da Simon'dan ne istediğini bilmiyor. Tek bildikleri Humdrum'ın ortaya çıktığı yerlerdeki büyüyü tamamen çekerek oraları büyücüler için ölü noktalar haline getirdiği, ve kendini göstermeye başladığından beri Simon'ın görüntüsünü çaldığı.
 
     En sevdiğim karakter Baz. Simon'ı başkarakter olarak sevsem de Baz'ı anlatıcı olarak daha çok sevdim. Hikayeye biraz geç giriş yapsa da çok havalıydı ve Simon'la ilişkileri çok tatlı ve harikaydı çünkü bu tarz fantastik bir hikayeyi de şaşırtıcı derecede iyi yazmış olsa da Rainbow Rowell'in uzmanlığı hala romantizm.
 
     Yan karakterler çok harika değil ama pek umursamadım. Penelope var, sevimli ve eğlenceli ama pek akılda kalır bir tarafı yok. Bir de Simon'ın eski sevgilisi Agatha. Agatha ne kadar sıkıcı bir kişiliğe sahip olsa da onun gibi bir karakterin hikayede olması gerektiğine inanıyorum. Agatha Simon'la Baz arasında kalmışken Simon'la Baz'ın birbirine aşık olması asla komik gelmeyi bırakmayacak. Agatha'nın tepkisini görmeyi çok istemiştim ama sanırım daha önemli meselelerimiz vardı.
 
     Rainbow Rowell büyüyü, beklemediğim kadar iyi yorumlamış. Büyülü sözleri sevdim, modern kültüre pek çok gönderme ve hatta şarkı sözleri vardı ama ne yazık ki büyük kısmı çevrilirken çok tuhaf bir hal alacak. Normalde büyü yapmak için konuşmak gerekmesini çok saçma bulurum ama Carry On'da kelimelerin kullanıldıkça kendi güçlerini kazanıp unutuldukça işe yaramaz hale gelmeleriyle ilgili mantıklı bir açıklama vardı. O yüzden büyülü sözlerin büyük kısmının şarkı sözlerinden oluşması çok hoştu.
 
     SPOILER! SPOILER! SPOILER! SPO-
 
     Tamam, normalde söylemeye gerek duymazdım ama okurken cidden sinirimi bozmuş ki not almışım. Penny Örtü kalktığında bazı insanların, ölülerin söyleyeceklerini duymaması için kaçırıldıklarını söylediğinden, Baz'ı annesinin katilinin kaçırdığı çok açıktı ve daha erken fark etmeleri gerekirdi.
 
     Mage'de yanlış bir şeyler olduğunu biliyordum ama Seçilmiş Kişi'yi yaratarak en başından bütün bu sorunlara sebep olmuş olmasını beklemiyordum. Simon'ın babası olması pek şaşırtıcı değildi, zaten akrabalık ilişkileriyle ilgili sırlardan bıktık artık (durun siz kardeşsiniz) (Luke ben senin babanım) ama Humdrum'ın var olma sebebinin Simon olması, Simon her büyü yaptığında büyü dünyasında delikler açılması, Simon'ın Seçilmiş Kişi oluşunun çok yanlış giden bir planın sonucu olması aklımı uçuran şeylerdi.
 
      Ebb'in ölümüne üzüldüm. Her fantastik hikayede olduğu gibi Rainbow'a feda edilecek biri lazımdı ve Ebb harika bir kurbandı çünkü pek çok şey başarabilecek güçlü biriydi ama karakterinin o yönde ilerlemek istemediğini biliyorduk, ondan daha fazlasını istiyorduk ama hikayenin sonunda keçilerine dönmekten başka bir şey yapmayacağı belliydi, ölümü çok büyük bir kayıp olmazdı ama yine de kalbimizi sızlatırdı. Her şeye rağmen Rainbow Rowell'in bir yazar olarak merhametli olduğunu düşünüyorum.
 
    Simon'ın hala kanatları ve kuyruğu olmasına inanamıyorum. Büyüsünü kaybedince gideceklerini ummuştum. Büyüsünü kaybetmesi üzücü ama önceki halinden daha iyi. Kuyruğu olması kadar üzücü değil. Kanatları bir şeye benzeseydi çok havalı olabilirdi aslında. Kanatları var ama uçabiliyor mu, bundan bahsedildiyse bile hatırlamıyorum. Uçamıyorsa kuyruk kadar gereksiz. Ama Baz'ın o kadar hoşuna gitti ki herhalde aklında alternatif kullanım alanları var, hah.
 
     -ILER BİTTİ.
 
     Çoğu insan Rainbow Rowell'in kitaplarını daha fazlasını isteyerek bırakıyor ama ben Fangirl'ün bittiği yerde bitmesinden memnundum ve Carry On'un sonundan da tatmin oldum. Karakterlerin hayatına nasıl devam ettiği anlatılıyor o yüzden yazarın diğer kitaplarında hayal kırıklığına uğradıysanız bu sefer rahat olabilirsiniz.
 
     Fangirl'ü daha çok övmüştüm ama Carry On'u daha çok sevdim. Bunun nedeni Fangirl'ün yorumunu bu kadar bekletmemiş olmam. Ama bu sayede bir şey keşfettim. Yorumda Fangirl'ün en sevdiğim kitapların arasına girdiğini söylemiştim, sonra düşününce "Yok, o kadar da değil" dedim. Aynı şekilde, Carry On'u da ilk bitirdiğimde en sevdiğim kitaplardan biri olarak değerlendirmiştim ama şu an aklımı kaçırdığımı düşünüyorum. Vardığım sonuç: Rainbow Rowell'in kitaplarını bitirince etrafta mutlu bir tavşan gibi dolaşıyorum ama etkisi çabuk geçiyor.
 
     Tam bitiş cümlesi olmuştu ama son anda aklıma bir şey geldi. Kapağı, Fangirl'ünkini her ne boktan yaptılarsa onunla yapmamışlar. Kitabı tüyleriniz ürpermeden elleyebiliyorsunuz. Ama Pegasus yakında çevirir diye düşünüyorum, yine çok daha güzel görünümlü bir cilt yaparlar, ben de köşemde ağlarım. Keşke US edisyonlarını bulmak bu kadar zor olmasaydı. Yine kenarını çatlatmayayım diye işkence çekerek okudum.
 
ALINTILAR:
 
She told me later that her parents had told her to steer clear of me at school. "My mum said that nobody really knew where you came from. And that you might be dangerous."
"Why didn't you listen to her?" I asked.
"Because nobody knew where you came from, Simon! And you might be dangerous!"
"You have the worst survival instincts."
"Also, I felt sorry for you," she said. "You were holding your wand backwards."
(Penelope ve Simon, sf. 13-14)
 
 
"So you and Agatha talked?" she asks.
"We talked."
"Did she explain? About Baz?"
"I told her not to."
...
Penny shakes her head. "If I caught Micah holding hands with Baz, I'd want an explanation."
"So would I."
(Penelope ve Simon, sf. 76)
 
 
We're not working with the Humdrum -why would any magician work with the Humdrum?- but our house is full of banned books and dark objects. Even some of our cookbooks are banned. (Though it's been centuries, at least, since the Pitches ate fairies.) (You can't even find fairies anymore.) (And it isn't because we ate them all.)
(Baz, sf. 172)
 
 
I let myself slip away...
Just to stay sane. Just to get through it.
And when I felt myself slipping too far, I held on to the one thing I'm always sure of-
Blue eyes.
Bronze curls.
The fact that Simon Snow is the most powerful magician alive. That nothing can hurt him, not even me.
That Simon Snow is alive.
And I'm hopelessly in love with him.
(Baz, sf. 176)
 
 
Just when you think you're having a scene without Simon, he drops in to remind you that everyone else is a supporting character in his catastrophe.
(Agatha, sf. 197)
 
 
"Can you imagine?" I say. "Christmas with the Mage?"
...
"Think of the gifts," I say, laughing. "He'd probably wrap up a curse for me just to see if I could break it."
"Blindfold you, drop you in the Hell of Wood, and tell you to come home with dinner."
"Ha!" I grin. "Just like in our third year."
(Simon ve Penelope, sf. 275)
 
 
"I'll leave Wellbelove alone from now on. She doesn't matter to me."
"That makes it worse!"
"Then I won't stop!" he says, like he's the one who should be angry. "Is that beter? I'll damned well marry her, and we'll have the best-looking kids in the history of magic, and we'll name them all Simon just to get under your skin."
(Baz ve Simon, sf. 278)
 
 
You're so alive, Simon Snow.
You got my share of it.
(Baz, sf. 341)
 
 
"...did he just now admit that he is a vampire?"
... "I'm not sure it's that simple."
"That Baz is a vampire?"
"No, he's definitely a vampire," I say. "I guess it is that simple."
(Agatha ve Simon, sf. 368)
 
 
"What you are is a fucking tragedy, Simon Snow. You literally couldn't be a bigger mess."
He tries to kiss me, but I hold back- "And you like that?"
"I love it," he says.
"Why?"
"Because we match."
(Baz ve Simon, sf. 420)
 

BU ALINTI SPOILER DEĞERİNDE OLABİLİR!
"I'm not the Chosen One," he says.
I meet his gaze and sneer. My arm is a steel band around his waist. "I choose you," I say. "Simon Snow, I choose you."
(Simon ve Baz, sf. 507)
 
 
PUANLAMA:
 
5 Taç: Bayıldım. Kesinlikle harikaydı.
 
 
Fangirl'ü sevdiyseniz Carry On'u seversiniz. Ama güzel olan, Fangirl'ü sevmediyseniz -ya da okumadıysanız- da Carry On'u sevebilirsiniz. Şimdi iki kitaba da gözlerimi şüpheyle kısmama rağmen mutlu tavşanı döneminin üzerinden o kadar da zaman geçmedi ve o gözlerinden kalpler çıkarken kitabı yüzünüze sokardı. Şu an baktım da kitabı sevdiğimi son paragrafa kadar söylememişim. Son zamanlarda kendimi bütün güzel kitapların "bağlanma sorunları yüzünden seni seviyorum diyemeyen soğuk bakışlı ama sıcak kalpli sevgilisi" gibi hissediyorum.