13 Şubat 2016 Cumartesi

"Buz Öpücük - Richelle Mead" Kitap Yorumu

 
KİTAP KÜNYESİ:
 
Kitap Adı: Buz Öpücük
Özgün Adı: Frostbite
Seri: Vampir Akademisi #2
Yazarı: Richelle Mead
Çevirmeni: Selim Yeniçeri
Yayınevi: Artemis
Türkiye Yayın Tarihi: Kasım 2009
Sayfa Sayısı: 311
Piyasa Fiyatı: 19.00 TL
Goodreads: 4.30
 
 
 
ARKA KAPAK:
 
Aşk ve kıskançlık zorunlu bir kış tatilinde çarpışırsa, eğlence kana bulanabilir!
Rose, Dimitri'yi seviyor. Dimitri de belki Tasha'yı seviyor. Ve Mason da Rose ile birlikte olmak için canını vermeye hazır. St. Vladimir'de kış tatili geldi ama Rose tatil havasına bir türlü giremiyor. Muazzam bir Strigoi saldırısı okulu yüksek alarm durumuna geçirdi ve Akademi artık Gardiyanlar'la dolu. Ki aralarında Rose'un çetin ceviz annesi Janine Hathaway de mevcut. Ayrıca annesiyle teke tek dövüş yetmezmiş gibi, Rose'un yakışıklı eğitmeni Dimitri'nin de başkasında gözü var. Rose ise beynine hapsolduğu arkadaşı Lissa'nın 'çok özel hayatına' istemeden de olsa tanıklık ediyor. Strigoiler yaklaşıyor, Akademi hiçbir riski göze almıyor. Bu sene, St. Vladimir'in yıllık kayak tatilli mecburi. Ancak göz kamaştırıcı kış manzarası ve şık Idaho tatilköyü yalnızca bir güven ilüzyonu. Üç arkadaş ölümcül Strigoilere karşı bir harekette bulunup kaçınca Rose, onları kurtarmak için Christian ile güçlerini birleştiriyor. Ancak kahramanlığın da bir bedeli var elbet... Çok fena, çok.
 
BENİM YORUMUM:


     Seriye devam etmek için çok uzun süre beklediğimi biliyorum ama hiç içimden okumak gelmemişti. Nihayet ikinci ve üçüncü kitabı art arda okudum ve işte size yorum.
 
     Önceki kitaptaki sıkıcı olayların ardından Strigoi'lar kraliyet ailelerini hedef alan sıkıcı saldırılara başlar. Paniğe kapılan Moroi ve dampirler kendilerini "kış tatili için" güvende olacakları bir yere kapatırlar. Sonra olaylar olur.
 
     Buz Öpücük tam bir geçiş kitabıydı ve yazar altı kitaplık bir seride neden ikinci kitaba geçiş kitabı rolü yüklemiş anlamıyorum. Kış tatili olayı gereksizdi. Orada da güvende olmayacakları çok belliydi. Herkes salak.
 
     Adrian dışında -ona sonra geleceğim- iki yeni karakter vardı. Rose'un annesi ve Tasha. Rose ikisine de haksız yere çok kötü davrandı. Tasha tatlı bir kız ama varlığı tamamen gereksizdi. Tek işlevi Rose'un Dimitri'yi ne kadar sevdiğini ve ne kadar kıskandığını göstermek. Ama bunu zaten biliyoruz çünkü Rose her yirmi sayfada bir söylüyor.
 
     Yazarın Lissa'yla Christian'ın ne kadar tatlı ve aşık olduklarını göstermek için Rose'u Lissa'nın zihnine sokması tuhaf, gereksiz ve biraz da iğrençti. Rose ve Christian'ın Lissa'yı paylaşamaması da bir tuhaf. Christian'ı seviyorum, muhtemelen Rose'dan fazla. Ama ilişki durumu hiçbir şekilde ilgimi çekmiyor.
 
     BURADAN SONRASI SPOILER İÇERİR.
 
     Mason'dan bahsedelim. İyi ve tatlı biri olsa da ona asla çok bağlanamadım. Yine de Rose tarafından kullanılmayı hak etmiyordu. Rose tam ona aralarında bir şey olamayacağını söyleyecekken ölmesi tam bir klişeydi. Ölmesine üzüldüm ama çok da değil. Zaten belliydi. Bana kalırsa bütün kitaplarda olamayacak kadar gereksiz bir karakterdi. Yine de biraz olsun sevdiğim birkaç kişiden biriydi.
 
     Rose'un Mason'ın peşinden, yanında Christian dışında kimse olmadan gitmesi aptallıktı. Gardiyanların yeterince hızlı harekete geçmeyeceklerinden korkuyorsa bile önden gidip, geride nereye gittiğini açıklayan bir not bırakabilirdi. Çok daha çabuk kurtulurlardı.
 
     Çabuk kurtulmak demişken, orada o kadar uzun süre kalmalarına inanamıyorum. Christian güçten düşmeden çok daha önce büyü yapmayı akıl etmelilerdi. Yaşadıkları toplumun beyinlerine işlediği "büyü silah olarak kullanılmamalıdır" zihniyetinden ilk kitapta kurtulmuş olmalılardı. Kelepçelerin plastik olduğunu duyduğum anda benim aklıma gelen fikir onların aklına ancak günler sonra gelebildi.
 
     Caleb'ın tam kaçmışken Rose için dönmesi de ayrı bir aptallıktı. Esir kaldığı süre içinde Strigoi öldürmenin düşündüğü kadar kolay olmadığını anlamış olmasını umardınız. Ölümü çok beklendik ve hızlıydı. Dediğim gibi çok da üzülmedim.
 
     Rose bu kitapta nihayet asıl düşmanının Mia olmadığını anladı. Rose Strigoi'ları Mia olmadan öldüremezdi. Zaten o kadar güçlü Strigoi'ları yardım almadan öldürse mantıksız olurdu. Yine de Gölge Öpücük yorumunda söyleyeceğim gibi Strigoi öldürmeyi bu kadar çabuk öğrenmesi saçma.
 
     SPOILER'IN SONU.
 
     Ve Adrian Ivashkov. Biraz hayal kırıklığına uğradım. Bu kitapta büyük bir rolü olmadığını zaten biliyordum ama üçüncüde de böyleydi. İki kitapta da pek bir şey yapmadan arka planda durdu. İnsanlar sürekli "ADRIAAANN" diye dolaştıkları için daha muhteşem birini bekliyordum. Sevmediğimden değil ama abartılacak bir yanı yoktu. Belki diğer kitaplarda. Dimirti'yi de hala sevmiyorum. Seçmek zorunda olsam Adrian'ı tercih ederdim.
 
     Rose Melez Sözleşmeleri'ndeki Alex'e benziyor gerçekten ama Alex'i seviyordum. Rose'un da kötü niyetli olmadığını biliyorum ama fazla aptal. Yine de çoğunlukla tahammül edebiliyorum.

     Aslında birkaç şey daha söyleyecektim ama onları Gölge Öpücük yorumunda söylerim. Alıntılar gelsin.
 
ALINTILAR:

 
"Hey, Rose, annenin seni yumrukladığı doğru mu?"
...
"Eh, sen yüz yaralanmaları konusunda uzmansın ya," dedim. "Burnun nasıl?"
...
"Daha iyi," diye cevap verdi hemen. "Neyse ki bir akrabam tarafından değil, psikopat bir kaltak tarafından kırılmıştı."
... "Çok kötü. Ailendekiler sana kazayla vurur. Psikopat kaltaklarsa çoğu kez yaptıklarını tekrarlar."
(Mia ve Rose, sf. 82-84)
 
 
"Rose erkeklerle ve psikopatlarla takılır," dedi Mia. ...
"Eh," dedi Adrian, neşeli bir tavırla, "ben hem psikopat hem de erkek olduğumdan, neden iyi arkadaş olabileceğimiz açıklandı."
(sf. 131-132)
 
 
Dimitri'nin sesiyle dikkatim tekrar ona döndü. "O Adrian Ivashkov." ...
"Evet, biliyorum."
"Seni ikinci kez onun yanında görüyorum."
"Evet," diye cevap verdim. "Bazen karşılaşıyoruz."
Dimitri bir kaşını kaldırdı ve başının kısa bir hareketiyle geldiğimiz yönü işaret etti. "Odasında sık karşılaşıyor musunuz?"
(sf. 194)
 
 
"Eh, görünüşe bakılırsa Vasilisa babama haddini bildirdi."
"Bab... neyin?" ... "O adam senin baban mı?"
"Annem öyle diyor."
(Adrian ve Rose, sf. 216)
 
PUANLAMA:

3,5 Taç: Ortalamaydı. Okumasan da olur. / Bence gayet güzeldi. Beğendim ben.
 
Boş bir kitaptı. Çok az şey oldu. Yine de birinciden daha çok sevdim. En azından hızlı okunuyordu. Şimdilik serinin durumu pek umut verici değil.