11 Ağustos 2015 Salı

"Kitap Hırsızı - Markus Zusak" Kitap Yorumu


KİTAP KÜNYESİ:
 
Kitap Adı: Kitap Hırsızı
Özgün Adı: The Book Thief
Yazarı: Markus Zusak
Çevirmeni: Selim Yeniçeri
Yayınevi: Martı
Türkiye Yayın Tarihi: 2012
Sayfa Sayısı: 574
Piyasa Fiyatı: 25.00 TL
Goodreads: 4.35
 
 
 
ARKA KAPAK:

"Yılın en çok beklenen kitabı. Olağanüstü… gerçekten muhteşem!"
-Publishers Weekly-

"Merak uyandıran, hayat dolu ve son derece ustalıkla yazılmış, nefes kesen bir roman; aynı zamanda harikulade ve sürükleyici."
-The Guardian-

Ödüllü yazar Markus Zusak'ın akıllara kazınacak kadar etkileyici ve şiirsel bir dille yazdığı bu roman, okuyucuya sunulan benzersiz bir hediye gibi…
"Hayatınızı böylesine derinden etkileyen başka bir kitaba daha rastlamamışsınızdır. Muhteşem!"
-Goodreads-

"Bu unutulmaz hikâye kalbinizi çalacak!"
-The New York Times-

"Güzel, felsefi bir yanı da bulunan sürükleyici bir roman...
Herkes okumalı!"
-Kirkus Reviews-

"Markus Zusak, zorlu bir konuyu ustalıkla anlatarak gerçek bir başarı yakalamış. Olağanüstü… tek kelimeyle harika bir kitap."
-The Wall Street Journal-



BENİM YORUMUM:

     Liesel Meminger'in annesi, onu ve kardeşini yeni üvey ailelerine götürüyordur ama kardeşi trende ölür. Cenaze bittikten sonra Liesel, karların arasında bir kitap bulur ve kitap hırsızlığı kariyeri başlamış olur.
 
     Kitap Hırsızı, içinde çok fazla olay olan bir kitap ve buradan sonrasını anlatmayacağım çünkü pek bir şey bilmeden okumak daha güzel oluyor.
 
     İlk birkaç sayfada hiçbir şey anlamıyorsunuz ama devam ettikçe yazım tarzına alışıyorsunuz. Daha önce hiç görmediğim bir şekilde yazılmış. Anlatıcı hem her şeyi en başından anlatıyor hem de hiçbir şey anlatmıyor. Çoğunlukla ölecek olanları çok daha önceden söylüyor ve buna rağmen gerçekleştiğinde daha da çok üzülüyorsunuz. Çok güzel bir anlatımı vardı. Anlatıcının kim olduğunu çözmeye çalışacağınız süreci ve kafa karışıklığından kurtulunca hissedeceğiniz tatmini mahvetmemek için anlatıcının kim olduğunu söylemiyorum. Normalde böyle bir bakış açısı berbat bir şekilde sonuçlanabilirdi ama bundan çok güzel olmuş. Filmde pek yapamamışlar gerçi.

     Karakterler o kadar mükemmeldi ki. Özellikle Liesel, Rudy, Max, Hans, ve beklemediğim bir şekilde Rosa. Liesel'in Rudy'yle ve Max'le çok farklı arkadaşlıklar kurup ikisinin yanında çok farklı yönlerinin ortaya çıkmasını sevdim. Rudy'yle Max'ten hangisini daha çok sevdiğimden emin değilim. Bütün karakterler o kadar harika ki. Ah.

     İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası'nda geçtiği için basit ama üzücü bir savaş hikayesi olacağını düşünmüştüm ama beklemediğim kadar sıra dışı ve olay doluydu.

     SPOILER İÇEREN KISIM.

     Kitabın sonunda Liesel'in uzun bir hayat yaşadığını öğrenmemiz ama fazla detay almamamız bence iyi oldu. "Liesel yazar oldu, bir sürü ödül aldı, çok mutluydu" tarzı şeyler yazsa en az bir puan kırardım.

     Ölüm bir yerde öleceklerin bir listesini vermişti ve aralarında Rosa da vardı. Ve sonlarda bir felaket olacağını biliyorduk ama herkesin ölmesini beklememiştim. En azından Max hayattaydı. Max'in başına yeterince şey geldi zaten ve onun da ölmesi saçma olacaktı.

     Yani her şeyin çok doğru yapıldığı bir kitaptı bence. Beni bu kadar etkilemesini beklememiştim. Büyülü bir anlatımı vardı. Ölüm'ün bu kadar insan-gibi olmasını ve bir kişiliği olmasını çok sevdim. Renklerle ilgili yorumları çok güzeldi.

     Filmden bir sonraki paragrafta bahsettim ama spoiler içerdiği için oraya yazamadığım bir iki şey var. Öncelikle Liesel'in Max'i yürüyüş sırasında gördüğü sahnenin yokluğu. İkincisi, yürüyüş sahnesindeki Yahudiler hiç de kötü durumda değillerdi ve olmaları gerekirdi. Üçüncüsü, bombalanma sahnesinde neden sadece Liesel'in hayatta kaldığını daha iyi açıklayabilirlerdi ve Rudy'nin Liesel'e "Seni se-" diyebilecek kadar uzun süre hayatta kalması saçmalıktan başka bir şey değildi. Ölüm'ün sesinden pek memnun olmadım. Diğer düşüncelerimi alttaki paragrafa yazdım.

     SPOILER'IN SONU.

 
     Film de güzeldi ama kitaptan bağımsız olarak. Kitapla karşılaştırınca o kadar güzel gelmemeye başlıyor. İlk kısımları çok sevmiştim aslında ama sona doğru batırmışlar. Rudy'yle Liesel'in hırsızlık maceralarını ve Liesel'in Max'e verdiği hediyeleri filme koymamaları sinir bozucuydu. Oyuncuları genel olarak çok sevdim ama Ilsa Hermann'ın kitapla alakası yoktu. Rudy inanılmaz sevimliydi.

     Falan.

     Bu kadar harika kitaplara yorum yapmayı sevmiyorum çünkü her şeyi övdüm resmen. Aklıma söyleyecek pek bir şey gelmiyor ve muhtemelen iğrenç bir yorum oldu çünkü acelem var ve bir ay falan bloğa giremeyebilirim gerçi uzun süredir ayda bir ya da iki yazı paylaşıyorum ama bu sefer bir gerekçem var ve sizi seviyorum hoşça kalın.
 
 
ALINTILAR:
 
 
Senden nefret eden bir çocuktan daha kötü tek şey: Sana aşık bir çocuk.
(sf. 56)
 
 
Rudy dünyayı bozguna uğratmak için kendini baştan aşağı siyaha boyayan deliydi.
Liesel kelimeleri okuyamayan kitap hırsızıydı.
Ama inanın bana, kelimeler yoldaydı ve geldiklerinde, Liesel onlara bulut gibi ellerle tutunup, yağmur gibi sularını sıkacaktı.
(sf. 88)
 
 
"Ah, haydi, Arthur."
"Dinlemek istemiyorum, Andy."
"Ulu Tanrım."
"O da dinlemek istemiyor."
(sf. 176)
 
 
Kelimelerden hem nefret ettim hem de onları sevdim ve umarım onları doğru yazmışımdır.
(sf. 552)
 
 
Onu yerle bir olmuş sokakta taşıdım. Ona özellikle ilgi göstererek bir an için ruhunu inceledim ve hayali bir video görüntüsünde koşarken Jesse Owens'ın adını haykıran siyaha boyanmış bir çocuk gördüm. Onu beline kadar buzlu suya girmiş halde bir kitabı kovalarken gördüm. Onu yatakta uzanmış, yan komşusunu öpmenin ne kadar harika olacağını hayal ederken gördüm. O çocuk her seferinde bana bir şey yaptı. Her seferinde. Bu onun tek zararı. Kalbime basıyor. İçimden ağlamak geliyor.
(sf. 555)

 
PUANLAMA:
 

5 Taç: Bayıldım. Kesinlikle harikaydı

 
Favori kitaplarımdan biri oldu ve ileride başka Markus Zusak kitapları okumayı düşünüyorum. Sanırım çoğunuz Kitap Hırsızı'nı okudunuz ama okumadıysanız okuyun falan filan cidden acelem var görüşürüz.