7 Temmuz 2016 Perşembe

"Cinder - Marissa Meyer" Kitap Yorumu

 
KİTAP KÜNYESİ:
 
Kitap Adı: Cinder
Özgün Adı: Cinder
Seri: Ay Günlüğü #1
Yazarı: Marissa Meyer
Çevirmeni: Deniz Arı
Yayınevi: Artemis
Türkiye Yayın Tarihi: Ocak 2015
Sayfa Sayısı: 417
Piyasa Fiyatı: 24.00 TL
Goodreads: 4.14

 
ARKA KAPAK:
 
Gelecekte bile, hikâye "bir varmış bir yokmuş" dİye başlıyor…
 
İnsanlarla androidlerin yan yana dolaştığı Yeni Pekin'e hoş geldiniz. Her ne kadar birlikte yaşamayı başarsalar da türlerin dostluğu sanıldığı kadar kolay değil. Ölümcül bir veba insan nüfusunu tehdit ediyor. Ay İnsanları, Dünya'yı uzaydan izleyerek doğru zamanı kolluyor. Kimse Dünya'nın kaderinin tek bir kıza bağlı olduğunun farkında bile değil…

Becerikli bir mekanik ustası olan Cinder, herkesten saklasa da aslında bir sayborg. Üvey annesinin hakaretleri yetmezmiş gibi şimdi bir de üvey kardeşinin hastalanmasından sorumlu tutuluyor. Yakışıklı Prens Kai'in hayatına girmesiyle birlikte, Cinder birden kendini gezegenler arası bir anlaşmazlığın ortasında buluveriyor. Sorumluluk ve özgürlük, sadakat ve ihanet arasında kalan Cinder, Dünya'nın geleceğini koruma altına almak için önce kendi geçmişinin sırlarını açığa çıkarmak zorunda... Yeniden kurgulanmış bu masalda Külkedisi ile tekrar tanışmaya ne dersiniz?
 
BENİM YORUMUM:


     Cinder, her kitabın bir peri masalından esinlenerek kurgulandığı dört kitaplık bir serinin birincisi. Anlayabilirsiniz zaten ama ilk kitap Cinderella. Çok uzun süre önce bir türlü çevrilmediği için laf ettiğim serilerden biriydi, çevrilince de okumayacağım tuttu. Tamamen kapaklar yüzünden. Ama sorunlarımızın üstesinden geldik ve işte buradayız.
 
     Gelecek, teknoloji, uzay -ama uzaya daha çıkmadık- falan derken Cinderella'ya çok da bağlı kalmıyor tabii ki. Cinder bir sayborg. Geçmişte geçirdiği bir kaza sonucu birer eli ve ayağı metalden. Üvey annesi ve kardeşleriyle yaşıyor ve evet fakir falan. Evet yakışıklı prensimiz var. Kitap boyunca beklediğimiz bir balo da var. Ama bir sürü başka şey de dönüyor.
 
     Kitap gelecekte -en son Beşinci Dünya Savaşı olmuş sanırım-Yeni Pekin'de geçiyor. Sadece Yeni Pekin'i değil tüm dünyayı tehdit eden bir veba salgını söz konusu. Ayda yaşayan insanlar var, onlara Aycı deniyor. Bu Aycıların aslında bilimsel bir açıklaması olan tuhaf büyü güçleri var ve başkalarının zihnini kontrol edebiliyorlar. Ay Ülkesi'nin kraliçesi Levana ise diğer Aycılar da dahil olmak üzere aynı anda koca bir topluluğun beynini yıkayabilecek kadar güçlü. Dünyayı ele geçirmek falan istiyor. O yüzden Doğu Ulusları Topluluğu'nun prensi Kai ile evlenmeye kafayı takmış durumda ve Kai onu elinden geldiğince oyalamaya çalışıyor.
 
     Linh Cinder ise Yeni Pekin'in en iyi mekanik ustası. Bir gün Prens Kai tezgahının önünde beliriyor ve ulusal güvenlik açısından çok önemli bilgiler içeren bir androidi tamir etmesini istiyor. Bundan sonra Cinder en önemli iki sorunla, vebayla ve Aycılarla ilgili olaylara istemeden dahil oluyor.
 
     Peri masalı/bilim kurgu karışımını çok sevdim. Karakterler uzun süre aklımda kalmasa da sevimlilerdi. Kai erkek baş karakter olarak çok mükemmel olmasa da onun sahnelerine ulaşma isteği kitabı daha hızlı okumama neden oldu. Cinder'ı, Scarlet'ı okuduktan sonra daha çok sevdim. Onu başkasının bakış açısından görmek daha ilginç oluyor. Ama Cinder da sayborg olduğu için ilginç bir baş karakterdi. Beyniyle internete bağlanabiliyor, yeni tanıştığı insanlarla ilgili bilgiler gözünün önünde beliriyor, fazla heyecanlandığında görüşü uyarı işaretleriyle kaplanıyor, hatta yalan dedektörü bile var.
 
     Bir de Iko diye aşırı sevimli ve komik bir androidimiz var. Sevilebilirliği olan ama çok da abartılamayacak başka karakterlerimiz de var, Peony ve Dr. Erland gibi. Ayrıca üçüncü kitaba adını veren Cress'le de tanışıyoruz. Adı geçmiyor ama karmakarışık, upuzun saçlar deyince anlamak zor değil. Winter'ın adı geçiyor ama hakkında çok bir şey bilmiyoruz.
 
     -SPOILER BAŞLAR-
 
     Prenses Selene'in adı geçtiği anda onun Cinder olduğunu anlamıştım ve yanılmadığım ortaya çıkınca neredeyse ikiye çekiyordum puanı ama her zamanki gibi merhametliyim.
 
     Peony'nin ölmesi gerektiğini kabul edelim. Cinder'ın etrafta dolaşıp Aycı güçlerini keşfedebilmesi için onu Yeni Pekin'e bağlayan, sevdiği kız kardeşinin ortadan kalkması gerekiyordu. Son anda kurtarılacağını düşündüm ama kurtulmadı. Serinin daha rahat ilerleyebilmesi adına feda edilmesini anlıyorum ve hayatta kalması diğer kitaplarda pek de işimize yaramazdı, o yüzden yıkıldığımı söyleyemem.
 
     Iko'ya çok daha fazla üzüldüm. Çipinin hala Cinder'da olduğunu bilmeme rağmen. Sürekli etrafta olup tatlılık seviyesini yukarı çekerek moralleri düzeltmesine ihtiyacım var.
 
     -SPOILER BİTER-
 
     Kitap ölümüne tahmin edilebilirdi. Tamam bilindik bir peri masalından esinlenmiş tamam anladık tamam susun ama bu Cinderella değil. Paralelliklere rağmen değil. Ve sinirimi bozan, spoiler kısmında söylediğim, kitabın sonunda açıklanan şey. Çünkü açıkça anlaşılıyor ki o kısım okuyucuyu şaşırtması için yapılmış. Ama onu daha kitabın başından tahmin etmeyen biri olduğunu sanmıyorum. Her şey tahmin edilebilir olsa sorun etmeyebilirdim ama yazar çok büyük bir sır açıklarmış gibi davranınca gözlerimi devirme ihtiyacı duyuyorum.
 
     Çoğunlukla sürükleyiciydi. Daha çok bir şeyler olsun diye hızlı okuyorsunuz ama yine de. Yazım şekli çok basitti ama yazarın ilk kitabı olduğu için anlaşılabilir. Aslında "İlk kitabı olduğu için anlaşılabilir" konuşmasından nefret ederim ama cidden Scarlett'da kendini çok geliştirmiş. Neyse onun yorumu da şimdiyle sonra arasında bir yerde gelecek.
 
 

ALINTILAR:
 
Cinder elini kaldırdı ve bir yumruk darbesiyle çıkarttığı androidin kafasını, masaya yuvarlanmadan hemen önce havada yakaladı. Prens ise yerinden sıçramıştı.
Cinder, androidin kafasını geri yerleştirdi ve güç düğmesine bastı ama hiçbir şey olmadı. "Bunun ne kadar sık işe yaradığını bilseniz, şaşırırdınız."
(sf. 9-10)
 
 
"Yüce majestelerinin hastalanması için oldukça kötü bir zaman," dedi kadın.
Kai asansör kenarındaki tırabzanı kavradı ve nefretini elinin altındaki cilalı ahşaba yönlendirerek yüzünü Sybil'e çevirdi. "Gelecek ay olsa sizin için daha uygun olur muydu?"
(sf. 114)
 
 
..."Göz ameliyatından bahsetmişken, gözyaşı torbalarınızın olmadığının farkında mısınız?"
"Ne? Gerçekten mi? Ben de duygusuz kızın teki olduğumu sanıyordum."
(sf. 122)
 
 
"Kendi tebaamı gördüğümde tanırım ve şu an bir tanesi sizin şehir sınırlarınız içerisinde bulunuyor." Parmağıyla balkondan dışarıyı işaret etti. "Onun bulunmasını ve bana getirilmesini istiyorum."
"Elbette," dedi Kai, "iki buçuk milyon insanın yaşadığı bir şehirde bu hiç sorun olmayacaktır. İzin verin de bir koşu gidip Aycı dedektörümü alayım ve işe koyulalım."
(sf. 223)
 
 
"İster inan ister inanma, yine teknik birtakım sorunlar yaşıyor gibiyim." Belindeki el ekranını tutan kayışı çözdü ve gözlerini ekrana dikti. "Görüyorsun ya, Yeni Pekin'in en iyi mekanik ustasının kendi el ekranı ile bir problem yaşama ihtimalinin söz konusu olamayacağı aklıma geldi. O yüzden, herhalde benimkinde bir sorun vardır diye düşündüm." Dudaklarını büzüştürerek el ekranının köşesini masaya vurdu. Sonra ekranı kontrol ederek derin bir iç geçirdi. "Hayır, bir şey değişmedi. Belki de mekanik ustası ona gönderdiğim mesajları bilerek görmezden geliyordur."
(sf. 312-313)
 
 
PUANLAMA:
 
4 Taç: Bence gayet güzeldi. Beğendim ben.
 
 

Güzel ama 4 Taç güzeli. Çok fazla devam edilebilirliği olduğu için seriye iyi bir başlangıç. Her kitabın öncekinden daha iyi olacağını düşündüğüm için ilk kitaba çok sert davranmıyorum. Yine herkesten gerideyim zaten ama önerecek miyim diye bekliyorsanız öneriyorum.