13 Haziran 2016 Pazartesi

Shadowhunters 1.Sezon Yorumu

 
 
     Shadowhunters'ın ne olduğunu bilmiyorsanız, Ölümcül Oyuncaklar serisinin dizi uyarlaması. Ölümcül Oyuncaklar'ın ne olduğunu bilmiyorsanız, bloğuma hoş geldiniz.

     Detaylı yorum gireceğim demiştim ve işte karşınızdayım. Sezon finalinin üstünden bayağı geçtiğini biliyorum ama ben daha yeni bitirebildim. İşkence gibiydi. Neyse konuşacağız bunları.
 
     Bir yıldan uzun süre önce, dizi başlamadan önce de bir şeyler yazmıştım, okumak isteyenleri şöyle alalım. Çok heyecanlıymışım lanet olsun. O küçük tatlı kızın parçalanan umutlarını kim toplayacak sorarım.
 
     Normalde tüm kitaplardan spoiler vererek "bunu değiştirmişler inanamıyorum" yapardım ama zaten aynı tuttukları bir şey yok o yüzden özellikle belirtilmediyse SPOILER İÇERMEZ.

KARAKTERLER
 
Clary Fray - Katherine McNamara
 
Karakterlerin saçıyla gözüyle ilgili endişelenecek zamanım olmadı. Saçları kafamdaki Clary'ye benziyor mu bilmiyorum bile. Ama oyunculuğu çok yapay ve zorlamaydı. Senaryonun da etkisi var tabii. Çoğu sahnede yanaklarında simetrik tokat ve tırmalama izleri bırakmak istedim. İblisin teki meraktan eline aldığı kılıcın üstüne düştü, hemen "Ben iblis öldürdüm doğuştan gölge avcısıyım Valentine'ı öldürebilirim" havalarına girdi. Salak. Elinde kupayla "Size emrediyorum" demeler, Jace'le flörtleşmeler, Camille'e tokat atmalar... Kendinden emin göstermeye çalışmışlar ama aptal bir çocuk gibi davranıyordu.
 
 
 
 
 
 
 
 
 


Jace Wayland - Dominic Sherwood
 
Şu karakteri kitaptaki Jace'in bir benzeri olarak bile göremiyorum, tek ortak nokta isim. O geçen yılki yazıda alaycılığını filmdekinden daha iyi yansıtacaklarını düşündüğümü söylemişim, ne kadar tatlı ve masumum. Alaycılık diye bir şey yoktu. Kaprisli, tripli, saçma sapan bir karakter yaratıp eline stel tutuşturmuşlar. Daha ilk bölümden Clary'yi korumalar, sahiplenmeler, elini falan tutmalar başladı. Zaten ele ele tutuştuklarında öldüm. Şu an dizide Clace kadar iğrenç bir ilişki yok.
 
 
 
 
 
 
 
 


Simon Lewis - Alberto Rosende
 
Bu çocuk çok tatlıydı işte. Simon'ı çok iyi yansıtmıştı. Replikleri tam Simon'ın söyleyeceği türden şeylerdi. Çok sevimli lanet olsun. Birkaç kere diziyi kurtaracak gibi oldu ama o kadar da sevimli değil. Kana susayıp, gözlükleri çıkarıp, saç modelini değiştirdiğinde de çok tatlıydı. İki halini de sevdim. Küller Şehri'nden spoiler: <Daha sekizinci bölümden vampire dönüştü ama mezardan çıkarkenki oyunculuğu mükemmeldi.>













Isabelle Lightwood - Emeraude Toubia
 
Emeraude'dan şüpheliydim ama çok iyi iş çıkardı. Özellikle ilk birkaç bölümde nefes alan herkesi baştan çıkarmaya çalışmasına ve derinden gelen bir sesle konuşmasına rağmen. Aslında Isabelle'in en başta Clary'ye biraz kaba davranması ve onu kitabın sinir bozucu kadın karakteri sanmamız gerekiyordu. Ama dizide çok sıcakkanlıydı, aslında bir ara Clary'yi de baştan çıkarmaya çalıştığını sandım. Ama oyunculuğu kötü olsaydı bile güzelliği telafi ederdi. Taş gibi kadın lütfen. Tabii bunu bir erkek söylese onu yüzeysel ve iğrenç bir insan olmakla suçlarım.












Alec Lightwood - Matthew Daddario

Alec en başta varlığıyla bile sinirimi bozuyordu ama sonra tatlı gelmeye başladı, aynı kitaptaki gibi. Jace'le bölümler süren kavgaları kadar saçma bir şey yoktu, ama dizideki Jace'ten nefret ettiğim için Alec'e hak vermeye daha eğimliydim.












Magnus Bane - Harry Shum Jr.
 
Magnus da kafamdakine çok yakındı. Makyajını, takılarını ve salak salak hareketlerini sevdim. Alec'le ilişkilerinde kitabın tam tersine Alec baskın, Magnus utangaç taraftı ama çok umursamadım. Oyuncuyu sevmeme rağmen senaryo yine çok sorunluydu, yaşlı ve zeki ölümsüz bir büyücü değil de saplantılı bir ergen kız gibi davrandığı zamanlar oldu. Zavallıya düğün basmaktan avukatlığa kadar her türlü saçmalığı yaptırdılar. Harry ayrıca dansçı olduğundan Magnus'a dans ettirmelerini çok istemiştim ama bir onu yapmadı.


 








     Diğerleri Luke, Jocelyn, Hodge, Valentine, Camille, Raphael, Meliorn falan. Hiçbirini pek beğenmedim ama daha kötüsü olabilirdi. Senaryo aptalca olmasaydı Valentine çok daha iyi iş çıkarabilirdi gibi hissediyorum. Camille kötü değildi ama yaşlı, güçlü ve zeki bir vampir olması gerekirken ortalama bir ergen kız gibi davranıyordu, Raphael'e yenilmesi veya Clary'den tokat yemesi hiç inandırıcı değildi.

DİĞER HER ŞEY
 
     Buradan sonrası diziyi izlemek isteyenler için spoiler içerebilir ama bence bunları okuduktan sonra izlemek istemezsiniz.
 
     Dövüş sahneleri o kadar kötüydü ki anlamak için izlemeniz gerekir. Melek bıçakları olmuş ışın kılıcı, bir de son bölümde karakterlerden biri çift taraflı ışın kılıcıyla başkasının elini kesti tam Star Wars oldu. Hiç değilse ses çıkarmasalardı. Efektler de Sihirli Annem'in bir tık üstündeydi. Bir de aklıma gelmişken uzun uzun geriye dönüşler vardı, özellikle Valentine, Jocelyn ve Luke'un geçmişine. Onlar da iğrençti.
 
     İlk birkaç bölümü çok kafa karıştırıcı yapmışlar, kitabı okumayan biri anlamazdı. Zaten bana da hiçbir şey anlamadığını söyleyenler oldu. Açıklamaya zahmet bile etmemişler.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
     Kitapla alakasız şeylerin hepsini buraya yazmam mümkün değil ama birkaçını söyleyeyim. Enstitü çok tuhaf bir şekilde teknolojik aygıtlarla doluydu. Ayrıca içerisi insan kaynıyordu ama normalde Enstitü'de sadece ailesi ölen ya da uzakta olanların kalması gerekiyordu. Teknolojiyle bu kadar içli dışlı olmaları kötü adamımız Valentine'ın yüzünü bildikleri anlamına geliyordu ve bu pek çok şeyi karıştırdı ama ona sonra geleceğim.
 
     Sezonun en kötü sahnesi, hafıza iblisi sahnesiydi. Bilmeyenler için anlatayım. Magnus Clary'nin anılarını çalıp hafıza iblisine yedirmiş, bunlar da geri almak için iblisi çağırıyorlar, yere çemberin içinde yıldız çizip el ele tutuşuyorlar falan, bilirsiniz. Hafıza iblisi Clary'nin anıları karşılığında her birinden en sevdiği kişiye dair bir anı istiyor. Ne saçmadır ki kaybettikleri anılar kaybolmadan önce havada herkesin görebileceği şekilde beliriyor. Alec'in önünde Jace'in suratı beliriyor, Alec "Jace bu doğru değil açıklayabilirim" diye bağırıp Magnus'un özellikle kırmayın dediği çemberi kırıyor. Sonra hafıza iblisi bunlara saldırıyor, öldürmek zorunda kalıyorlar ve Clary'nin anıları kayboluyor.
 
     Hangi biriyle dalga geçeyim bilmiyorum, aslında şu paragraf kendi kendini anlatıyor. Bilmiyorsanız Alec başlarda Jace'e aşık gibi bir şeydi ama öğrenmesini istemiyordu. Ama ikisi parabatai olduklarına göre Jace'in yüzünün belirmesi kadar doğal bir şey olamaz. Salak salak panikleyip çemberi bozması sahnenin geri kalanı kadar mantıksız. Ama sahneyi izlediyseniz benim kelimelerimin o aptallığı anlatmaya yetmediğini biliyorsunuzdur.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
     Kitaplarda hiçbir şekilde olmayan bir karakter uydurmuşlar: Lydia Branwell. Onu sevelim diye bu soyadını vermişler gibiydi ama işe yaramadı. Günümüze Branwell soyadını taşıyan birinin gelmesine anlam veremedim, Ölümcül Oyuncaklar'ın yan serisi Cehennem Makineleri'ni okuduysanız nedenini anlamışsınızdır. Ama neyse. Henry'den ve portalı icat etmiş olmasından bahsettiler! Yanlış hatırlamıyorsam bir bölümde Tessa'nın da adı geçmişti ama hayal ediyor olabilirim. Ölümcül Oyuncaklar'a yaptıklarını Cehennem Makineleri'ne yapmalarını istemiyorum ama adlarını duymak güzel. Umarım göstermeye kalkmazlar. Zachariah Kardeş hariç, onu muhtemelen gösterecekler.
 
     Lydia her şeye rağmen sevilebilir bir karakterdi. Alec'in evlenme teklifi çok saçmaydı, kabul etmesi daha saçmaydı ama Alec'in düğün sırasında evlenmekten vazgeçmesi bir yana, Lydia'nın ve o kadar insanın önünde Magnus'u öpmesi saçmalığın daniskasıydı. Öpmesin demiyorum ama yalnız kalana kadar bekleyemiyor musunuz?
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
     Kemikler Şehri'nden spoiler:
     <10. bölümde Lydia'nın gereksiz şekilde Valentine'ın kılığına girmesinden sonra, gölge avcılarına şekil değiştirme özelliği vermelerinin nedeni belli oldu. Valentine Jace'i büyütürken kitaptaki gibi Micheal Wayland'in adını kullanmakla kalmamış, görüntüsünü de çalmış. Ve bu bölüm boyunca da aynı numarayı sürdürmüş. Dediğim gibi, gölge avcılarının teknolojiyle bu kadar içli dışlı olmaları Valentine'ın dış görünüşünü Jace dahil herkesin bilmesi gerektiği anlamına geliyor, bu yüzden Valentine'ın babası olduğunu bilmemesini sağlayacak bir şeye ihtiyaçları vardı. Ama bu hem çok açık hem çok saçmaydı. Seyirci Micheal Wayland'in Valentine olduğunu zaten anlamışken, bu kadar tahmin edilebilir bir şeyi Clary'nin şüpheleriyle güçlendirmeleri büyük bir hata. Ayrıca Clary'yle Jace'in geleceklerini önceden bilmediği düşünülürse, geldiklerinde Micheal Wayland'in kılığında olması mantıksız. Dolabın içinde olması daha da mantıksız. Ne yani, Micheal'ın görüntüsünü alıp "Belki beni bulurlar" diye dolaba girip haftalarca bekledi mi? Valentine'ı aramak için bu kadar uğraşmaları zaten anlamsız, önce Valentine'ın onları kendine çekmesi gerekirdi. Öyle oturup bekleyerek Kupa falan bulamaz, bulamazsa sorun teşkil etmez, o zaman Kupa'yı zaten almış olan Clary'yle Jace'in salak salak her yerde onu aramaları da gereksiz demektir.>
 
     Bunun dışında 10. bölüm favorimdi. Gereksiz ve kitaplarla alakasız bir şekilde paralel bir evrene gidiyorlar. Kitapla ilgili değiştirdikleri ne varsa, orijinalini bu paralel evrene sokmuşlar. Luke'un kitapçı dükkanı olması, iki önemli kedimiz Church ve Başkan Miyav... Ölümüne saçma ama çok eğlenceli bir bölümdü. Anlamadığım şey ise bu paralel evrense Sebastian nerede?
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
     Şimdi de diziyi izlerken not aldığım ama sokacak yer bulamadığım diğer düşüncelerim:
 
     Şekil değiştirme ve görünmez olma gibi şeyler için bir sürü rün icat etmişler, bunu yaparken dizinin geleceğini düşündüklerini sanmıyorum.

     ABC Family Freeform oldu diye "Bu artık bir aile kanalı değil evet bebeğim artık değiştik" havalarına girip saçma sapan yerlere cinsellik eklemişler, çok zorlama olmuş.
 
     Kemikler Şehri'nden spoiler: <Clary, Valentine'ın kızı olduğunu aşırı erken öğrendi. Bunu büyük bir sürpriz unsuru olarak kullanabilirlerdi. Belki asıl sürprizin Jace'le kardeş olmaları olmasını istediklerinden.>
 
     Daha ilk sezondan Ragnor Fell'i gördük. Geldiği bölümde ölmek için fazla önemli bir karakterdi, kitaplarda ölüyor muydu hatırlamıyorum ama en az birkaç kitapta görünmüştü herhalde.
 
     Çok sinirimi bozduğu için bir kez daha söyleyeceğim. Birbirine en kutsal bağla, parabatai bağıyla bağlı Jace ve Alec'in bölümler süren kavgası çok rahatsız ediciydi. Ama arkadaşlıklarını ve aralarındaki o kutsal bağı göstermeye çalıştıkları yerler daha rahatsız ediciydi. O iz sürme büyüsü bütün hayranların aklına kazındı.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 
 
     Her şeye rağmen sezon finalinde Valentine'ın teknesini gördüğümüz için çok mutluyum. Sonrasında neler olacağını bilmeyen biri için güzel bir finaldi. Söylediğim her şeye rağmen ikinci sezonu merak ediyorum. En büyük korkum tekneyi çıkaracaklarıydı ama yapmamışlar sonuçta. Saydığım onca olumsuzluğa rağmen bütün bölümleri izledim ve izlemeye devam edeceğim çünkü arada ilginç şeyler oluyor. Bu hızla Sebastian'ı üçüncü sezonda getirebilirler, en çok onu oynayacak kişi konusunda endişeleniyorum. Bütün diziyi ciddi anlamda kurtarabilir çünkü.
 
     Yine de mantık hatalarıyla, saçma sapan repliklerle ve ciddiye alınması zor oyuncularla dolu bir dizi. Serinin büyük hayranı değilseniz ve nasıl bir uyarlama yaptıklarını merak etmiyorsanız tavsiye etmem. Kitapları okumadıysanız hiç tavsiye etmem. Kitapları tavsiye ederim. Ama birbirleriyle bağlantılı yüz bin kitap olduğu gerçeğini kabulleniyorsanız. En son Geceyarısı Leydisi çıktı, yey!!! Alın size yorum. Görüşürüz. Izzy çok güzel. Bye.