1 Haziran 2015 Pazartesi

"Cennet Ateşi Şehri - Cassandra Clare" Kitap Yorumu

 
 
KİTAP KÜNYESİ:
 
Kitap Adı: Cennet Ateşi Şehri
Özgün Adı: City of Heavenly Fire
Seri: Ölümcül Oyuncaklar #6
Yazarı: Cassandra Clare
Çevirmeni: Zeynep Arıkan
Yayınevi: Artemis
Türkiye Yayın Tarihi: Ağustos 2014
Sayfa Sayısı: 800
Piyasa Fiyatı: 29.00 TL
Goodreads: 4.49

 
 
ARKA KAPAK:
 
Siyah, gece boyu avlanmanın rengi
Beyaz, ölümün ve yasın

Altın rengi, gelinlikler içindeki bir gelinde güzel

Ve kırmızı, büyüyü tersine çevirmeye özel

- Gölge Avcısı Çocuk Şiiri


Dünyayı sarsan kült seri "Ölümcül Oyuncaklar"ın merakla beklenen bu baş döndürücü finalinde, Clary ve arkadaşları şimdiye dek karşılarına çıkan en acımasız düşmanla savaşacak: Clary'nin ağabeyi.

Sebastian Morgenstern çoktan harekete geçti. Cehennem Kupası'nın gücüyle Gölge Avcıları'nı karanlık avcılara dönüştürüyor. Aileleri ve âşıkları birbirinden ayıran bu karanlık yaratıklarla Sebastian'ın ordusu gitgide genişliyor.


Köşeye sıkışan Gölge Avcıları, Idris'e çekilse de Alicante'nin meşhur iblis kuleleri bile onları Sebastian'ın gazabından uzak tutacak güçte değil. Üstelik Nefilimler, Idris'te kapana kısılmışken dünyayı iblislerden kim koruyacak?


Nefilimler'in hayal bile edemeyeceği kadar büyük bir ihanet açığa çıkarken Clary, Jace, Isabelle, Simon ve Alec'in kaçmaktan başka çaresi yok. Daha önce hiçbir Gölge Avcısı'nın ayak basmadığı ve giden hiçbir canlının geri dönemediği iblis topraklarının derinliklerine yolculuk etmek zorunda kalsalar da...

Dünyanın kaderi üzerine girişilen bu korkunç savaşta aşk feda edilecek ama ölüm yine de payına düşeni almadan gitmeyecek!


BENİM YORUMUM:


     Cennet Ateşi Şehri dün bitti. Nihayet.
 
     Aylardır elimde sürünüyordu. Ölümcül Oyuncaklar en sevdiğim serilerden biri ama son kitabı hayal kırıklığıydı. Böyle diyorum da dört verdim. Ama bu seriden Düşmüş Melekler Şehri hariç hiçbir kitaba beşten düşük puan vermemiştim. Sevdiğim serilerin son kitaplarına dört vermekten nefret ediyorum.
 
     Kitapta hala hiçbir şey yaşanmadığını fark ettiğimde dört yüzüncü sayfaya yaklaşmıştım. Sonra şu bitmek bilmeyen Edom'a yolculuk var. Yüz sayfadan uzun sürdü. Gerekli miydi? Hayır.
 
     Blackthorn ailesini ve Emma'yı sevdim ama sırf The Dark Artifices'i merak ettirmek için onlara bu kadar fazla yer vermiş gibiydi. Emma'yla ve Blackthorn'ların yüz yirmi çocuğuyla ilgili üç ayrı kitap yazıyor zaten. Keşke Cassie'nin yan karakterlere bu kadar fazla odaklanmak gibi bir huyu olmasa.
 
     Yazarımız ayrıca fazla romantik. Herkesin aşk hayatına değinmezse geceleri rahat uyuyamıyor. Biraz sinir bozucu. Tuhaf olan şu ki, asıl önemli olan çiftleri uzun süre bir araya getirmiyor. Will ve Tessa. Jace ve Clary.
 
     Yorumun gerisi hem Cennet Ateşi'nden, hem de Cehennem Makineleri'nin tüm kitaplarından devasa spoilerlar içerir. Ölümcül bir hata yapmadan önce birkaç kere düşünün.
 
     Cass'in, Clary ve Jace'in mutlu sonlarını geciktirmek için yaptıklarına bir bakalım. Birini kitaptan üçüncü kitaba kadar kardeş olduklarını sandılar. Üçüncü kitapta neredeyse mutlu oluyorlardı. Dördüncü kitapta Jace kafayı yedi. Beşinci kitapta Jace, Jace değildi. Altıncı kitapta da cennet ateşi çıktı.
 
     NEDEN?
 
     Kitap çıkmadan önce Cass, ismini bildiğimiz altı karakterin öleceğini ve bir tanesinin, birinin erkek arkadaşı olduğunu söylemişti. Jordan (erkek arkadaş), Raphael, Maureen, Amatis ve Sebastian (elbette). Altıncıyı hatırlamıyorum. Rufus muydu?
 
     Sebastian ve Amatis dışındakileri beklemiyordum. Raphael ve Sebastian'ın ölümleri en çok üzüldüğüm yerlerdi. Ki ikisini de sevmezdim. Tam sempati duyduğum anda ölen karakterler çok sinir bozucu. Jordan'ın ölümü de kötü oldu, Simon ve Jace'le kurdukları dostluğu sevmiştim. Maureen, Amatis ve Rufus'un ölümünü pek umursamadım.
 
     Maia ve Bat arasındaki şey gerekli miydi? Gerçekten mi? Kızı iki gün sevgilisiz bırakamadın mı Cass?
 
     Her şey çok kolay yoluna girdi. Sebastian öldü, bütün ordusu da onunla beraber gitti. Mekanik Prenses'te de tüm kötüler aynı anda gebermişti. Umarım diğer serilerinde de aynı şeyi yapmaz.
 

"Güzel. Nefret et benden. Öldüğümde mutlu ol. Şu anda isteyeceği son şey seni daha fazla üzmek olurdu."
 
     Sebastian'ın o şekilde ölmesini kim bekliyordu? Belki biraz klişe ama ben orada paramparça oldum.

"Ben hiç var olmadım. Hayatta kalmam için içimde yeterince bir şey yok. Sadece olabilecek birinin hayaleti, işte o kadar."

"Kendimi hiç bu kadar... hafiflemiş hissetmemiştim."
 
     Jonathan'ın suçu yoktu (Şu noktada ona Jonathan diyorum). Orospu Valentine ve onun sapıkça deneyleri. Umarım dizinin birkaç sezonu çekilir de Valentine'ın ölümünün tadını bir kez daha çıkarabilirim.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 
 
     Sebastian enstitülere saldırmaya başladığında sadece Londra Enstitüsü'nün kurtulduğunu duyunca gelen rahatlama. Jessamine'den zamanında az nefret etmemiştim. Ama suçluluk duygusuyla 130 yıl orada bekleyip enstitüyü korumasından sonra sevgimi hak ediyor. Huzura kavuş küçük hayalet.
 
     Jem kitapta büyük rol oynadı. Ama ona Zachariah deyip durmaları sinir bozucu. Biriniz zahmet edip sorsaydınız söyleyecekti ki adı JEM. Church'ü çalması muhteşemdi bu arada.
 
     Ve Tessa. Büyüyünce çok değişmiş. Konuşma tarzı eskisi gibi değil. O sahneler tüm kitap boyunca gözümün dolduğu tek yerlerdi ve üzücü değillerdi bile. Will'i hatırladım da. Herhangi bir kitapta ölümüne Will kadar üzüldüğüm karakterlerin sayısı ÇOK AZ.
 
     Simon, bebeğim. Bu çocuğun çektiği kadar kimse çekmedi. Magnus'un babasıyla olan sahne işkence gibiydi. Ölümsüzlüğümü al baba. Ah, yani birlikte mi yaşlanacağız? Hayır Alec bir anda dört yüz yaşında görüneceğim. Hayır beni al benim ölümsüzlüğümü alırsan hala genç kalabilirim. Simon sen ölüsün. Sorun değil kalbinin yeniden atmasını sağlayabilirim. Ah ne güzel hadi yapalım. Ama karşılığında anılarını istiyorum. Ama ailesi ve arkadaşları vampir olduğunu biliyor bunu yapamazsın. Haklısın hadi Magnus'unkini yapalım. Hayır ben beni al beni al. Simon hayır. Isabelle evet. Ama- Şşt.
 
     Ama Simon her zamanki gibi kurtuldu. Grubun ismini The Mortal Instruments yapmak dahiceydi. Çevirince biraz tuhaf durmuş tabii.
 
     Simon'ın gölge avcısı olması mükemmel olacak. Gerçi bunu çok önceden öğrenmiştim çünkü Tales from Shadowhunter Academy'nin arka kapağını okuma hatasına düştüm.
 
     Gölge Avcıları'nın başında olan kişiler her zaman geri zekalı oluyorlar. Cehennem Makineleri'nde de böyleydi. Onlar ve aptalca kuralları ve daha da aptalca kararları. The Dark Artifices kitaplarında perilerle savaş çıkacak. Kesin olarak. Magnus'u dinleyin. Bir yerde Magnus konuşuyorsa onu dinleyin.
 
    Spoiler biter.
 
     Çeviriyi beğenmedim. Çok fazla anlatım bozukluğu vardı. Çok. Fazla. Ve belli ki çevirmen yine önceki kitapları okumamış. Sessiz Kardeşler, Sessiz Biraderler olmuş. Ayrıca Clary'nin stelini mızrakçık yapmak, en az Mac'in mızrağını hançer yapmak kadar barbarca.
 
     Cennet Ateşi Şehri'nden silinmiş sahneler falan buldum. Bu üzücü şey, bu sevimli şey ve bu daha da üzücü ve daha da sevimli şey. Son ikisi çizgi romandan. Üçü de kitaptan spoiler içeriyor. Ve sonuncusunda Dark Artifices ve Shadowhunter Academy'den de bazı spoilerlar var, ama en güzeli de o. Bakmak isteyip istemediğinize kendiniz karar verin.
 
     Mekanik Prenses yorumumda değişebileceğini söylediğim şey değişti. Cehennem Makineleri'ni Ölümcül Oyuncaklar'dan daha çok sevdiğime karar verdim. Will'i de hala Jace'ten çok seviyorum.
 





















     Cassandra Clare'in kitaplarını okumadıysanız ama okumak istiyorsanız artık başlayın. Çünkü bir noktadan sonra sıralamayı çok fena karıştıracaksınız ve tüm arka kapaklardan spoiler yağmaya başlayacak. Daha yeni başlıyoruz millet.
 

 

ALINTILAR:

 
 

"Öldürmek yok," dedi Jordan. "Senin huzurlu hissetmeni sağlamaya çalışıyoruz. Kan, cinayet, savaş, bunlar huzur verici şeyler değil. Sevdiğin başka bir şey yok mu?"
"Silahlar," dedi Jace. "Silahları seviyorum."
"Burada kişisel felsefeye dair bir sorunumuz olduğunu düşünmeye başlıyorum."
(Jordan ve Jace, sf. 3)
 
 
Simon'la Isabelle yan yana, sessizce konuşuyorlardı. Alec onlardan biraz uzakta oturmuş, yoğun bir konsantrasyon içindeymiş gibi telefonuna bakıyordu.
Jace parabatai'sinin yanına çöktü. "Duyduğuma göre, bu şeylere yeterince bakarsan çalıyorlarmış."
(sf. 7)
 
 
"Onu özlüyorsun," dedi Jace.
Alec omuz silkti. "Konuşana da bak. Ah, onu seviyorum. Ah, o benim kardeşim. Ah, neden neden neden-"
(sf. 8)
 
 
"Bu kılıkla etrafta dolanamazsın," dedi. "Aşk romanlarından fırlamış gibi görünüyorsun." Isabelle abartılı bir hareketle elini alnına koydu. "Ah, Lord Montgomery, bu yatak odasında baş başa kaldığımıza göre bana ne yapacaksınız? Masum, korumasız bir bakire mi?" Ceketinin fermuarını açıp yere fırlatınca kolsuz gömleği çıktı. Simon'a ateşli bir şekilde baktı. "Namusum güvende mi?"
"Ben, ııı... Ne?" dedi Simon.
... "Kimileri bir çapkın olduğunuzu söylüyor. O pofuduk, şairane gömleğiniz ve karşı konulmaz pantolonunuzla herkes bir kadın avcısı olduğunuzu söylüyor." ... "Umarım masumiyetimi düşünürsünüz," dedi soluklanarak. "Ve şu zavallı, kırılgan kalbimi."
(sf. 196)
 
 
"Silahlar kırılıp tamir edildiği zaman, tamir gördükleri yerler daha güçlü olabilir," dedi Jace. "Belki kalpler de aynıdır."
(sf. 230)
 
 
"Buraya nasıl geldim bilmiyorum. Sıradan bir hayatım vardı. Sıradan biriydim-"
"Hiçbir zaman sıradan değildin," dedi Jace, alçak sesle. ...
"Olmak istiyordum. Normal bir hayatım olsun istiyordum." ... "Sanat okuluna gitmek istiyordum."
"Simon'la evlenmek? Altı çocuk yapmak?"
(Clary ve Jace, sf.  415-416)
 
 
"Neden umurumda ki? Babam heteroseksüel olmadığım için benden nefret etme kararı alırsa bu acıya değmez, değil mi?"
"Bana bakma," dedi Jace. "Üvey babam seri katildi. Ve hala ne düşündüğünü kafama takıyorum. Bizler buna programlanmışız. Karşılaştırma yaparsak baban her zaman muhteşem görünür."
"Tabii, seni seviyor," dedi Alec. "Heteroseksüelsin ve baba figürlerinden düşük beklentilerin var."
"Sanırım bunu mezar taşıma yazacaklar. Heteroseksüeldi ve düşük beklentileri vardı."
(sf. 452)
 
 
Jace kılıcını çıkarıp kapıdaki aralıktan dikkatle baktı. İleride gri ışıklarla kaplı bir oda vardı. Kapıyı omuzlayarak açtı ve aralıktan geçti. Diğerlerine beklemeleri için işaret etti.
Isabelle, Alec, Clary, ve Simon birbirleriyle bakıştılar. Ardından tek kelime etmeden peşinden gittiler.
(sf. 499)
 

 

PUANLAMA:
 
 
4 Taç: Bence gayet güzeldi. Beğendim ben.
 
 
Fırsat bulmuşken söyleyeyim, son yazımdan sonra Jocelyn'i Maxim Roy'un oynayacağı ortaya çıktı. Lena Headey de iyiydi ama alıştım sayılır.
 
Saatlerce gölge avcılarından bahsetmeme katlanabiliyorsanız tebrikler. Sanırım bu yorumum Fangirl'den bile daha uzun oldu.