28 Haziran 2014 Cumartesi

Aynı Yıldızın Altında ve Yeni Kitaplar ve Facebook Sayfası

     Bugün Buse'yle ve Düşlem'le Aynı Yıldızın Altında'ya gittik ve çıkışta kitapçıya saldırdık. Ben de bunlarla ilgili bir yazı yazayım dedim ve sonra aklıma duyurmak istediğim bir şey daha olduğu geldi. Ben de ayrı ayrı yazmaya üşendiğim bu üç konuyu bir yazıda birleştirdim.

***

Kısım 1: Aynı Yıldızın Altında

 
     Kitabını çok sevmiştim. Film de iyiydi ama kitap daha iyi. Çok. Daha. İyi.
 
     Filmin olabilecek en iyi seviyede olduğunu düşünüyorum ama kitapla kıyaslanınca bu bile yeterli gelmedi. Aynı Yıldızın Altında'nın, filme uyarlanacak türden bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Çünkü Aynı Yıldızın Altında'yı Aynı Yıldızın Altında yapan en önemli şeyler arasında John'un dili ve yazım tarzı var. Aşk filmi gibi olmuş, ona üzülüyorum. Kitabı da aşkla ilgiliymiş gibi gösteriyor. Halbuki bundan çok daha fazlası. Sürekli şunu duyuyorum: "Kız şeyi değil mi bu ya?" Hayır, hayır kız şeyi değil. Film yüzünden kitabı, hiç okumadan "kız şeyi" diye geçiştirecek geri zekalıların artmasından korkuyorum. KIZ ŞEYİ FALAN DEĞİL. KIZ ŞEYİ DİYE BİR ŞEY YOK BİLE. KESİN ŞUNU.
 
     Fakat kitapla kıyaslamazsak kötü olduğunu düşünmüyorum. İlk yarı komik, ikinci yarı hüzünlüydü. İkinci yarıyı daha çok sevdim çünkü duygular daha iyi yansıtılmıştı.  Shailene Woodley ve Ansel Elgort harika iş çıkardılar. Size Ansel'in harika Augustus olacağını söylemiştim.

26 Haziran 2014 Perşembe

"Labirent: Ölümcül Kaçış - James Dashner" Kitap Yorumu

 
KİTAP KÜNYESİ:
 
Kitap Adı: Labirent: Ölümcül Kaçış
Özgün Adı: The Maze Runner
Seri: Maze Runner #1
Yazarı: James Dashner
Çevirmeni: Gizem Yeşildal
Yayınevi: Pegasus
Türkiye Yayın Tarihi: 8 Ocak 2014
Sayfa Sayısı: 408
Piyasa Fiyatı: 25.00 TL
Goodreads: 4.00


 
ARKA KAPAK:

 
Thomas bir asansörde uyandığında hatırlayabildiği tek şey ismidir. Ailesini, evini veya oraya nasıl geldiğini anımsamamaktadır. Zihni bomboştur. Asansörün kapıları açıldığında Thomas kendini Kayran isimli, devasa taş duvarlarla çevrili geniş bir alanda ve burada yaşayan çocukların arasında bulur. Tıpkı Thomas gibi Kayranlılar da oraya neden ve nasıl geldiklerini bilmemektedir. Tek bildikleri çevrelerini saran labirente çıkan taş kapıların her sabah açılıp her akşam kapandığı ve her otuz günde bir aralarına yeni bir çocuk katıldığıdır. Kimse Kayran'da kalmak istemese de kurtulmak imkânsız görünmektedir. Yine de Thomas'ın içinde bir his, çıkış yolu bulabileceğini söylemektedir. Ama bunun için zihninin derinlerinde yatan sırları açığa çıkararak labirentin gizemini çözmesi gerekecektir.

"Açlık Oyunları gibi distopik hikâyeleri sevenler Thomas'la birlikte Kayran'da maceraya sürüklenecekler."
-School Library Journal-

"Dashner gizemli, kışkırtıcı, yaratıcı ve sürükleyici bir romanla karşımızda."
-Barnes&Noble-


BENİM YORUMUM:


     Thomas bir asansörde uyandığında hatırlayabildiği tek şey ismidir... Asansörün kapıları açıldığında Thomas kendini Kayran isimli, devasa taş duvarlarla çevrili geniş bir alanda ve burada yaşayan çocukların arasında bulur.

     Bu kitabın en iyi yönü, şüphesiz yaratılan dünya. Çok yaratıcı bir konusu var. Gerçekten.

     Kayran'ı ve Labirent'i anlatırken yazarın yöntemini kullanacağım. Büyük bir kare düşünün, sonra bu kareyi dokuz eş kareye bölecek şekilde çizgiler çizildiğini hayal edin. Ortadaki kare Kayran, kenarlardaki karelerse Labirent.

     Kayran'a her ay, aynı günde bir kişi gönderiliyor. Hiç kimse oraya nasıl geldiğini ve burayı kimin inşa ettiğini bilmiyor. İsimleri dışında her şey hafızalarından silinmiş. Onları buraya gönderenler her kimse, düzenli olarak erzak vb. göndererek hayatta kalmalarına da yardım ediyor. Bu yüzden Kayranlılar işbirliği yapıp burada yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar.

21 Haziran 2014 Cumartesi

"Vampir Akademisi - Richelle Mead" Kitap Yorumu

 
KİTAP KÜNYESİ:
 
Kitap Adı: Vampir Akademisi
Özgün Adı: Vampire Academy
Seri: Vampir Akademisi #1
Yazarı: Richelle Mead
Çevirmeni: Zeynep Heyzen Ateş
Yayınevi: Artemis
Türkiye Yayın Tarihi: 2010
Sayfa Sayısı: 364
Piyasa Fiyatı: 19.00 TL
Goodreads: 4.18


ARKA KAPAK:
 
Lissa Dragomir, bir Moroi prensesi:

Sihir dünyasıyla arasında kopmaz bir bağ olan ölümlü bir vampir. Vampirlerin en vahşisi ve en tehlikelisi, ölümsüz Strigoi'lerden her daim korunması gerek.

Lissa'nın en yakın arkadaşı Rose Hathaway'in damarlarında akan insan ve vampir kanının güçlü karışımı onu bir Dhampir yapıyor. Ve Rose kendini, arkadaşı Lissa'yı -genç kızı içlerinden biri yapmayı kafaya koymuş Strigoi'lerden- koruduğu tehlikeli bir hayata adamış.

Rose ve Lissa, iki yıl süren kaçak özgürlüklerinin ardından yakalanıyor ve Montana ormanlarının derinliklerine gizlenmiş Aziz Vladimir Akademi'sine sürükleniyor. Rose, Dhampir eğitimine devam edecek. Lissa da zaten elit Moroi toplumunun Kraliçe'si... Ve iki kız, Akademi'de yine birçok kalp kıracak.

Lissa ve Rose'un Aziz Vladimir'den kaçmasına sebep olan korkuydu. Evet, çünkü Akademi'nin demir kapıları ardındaki hayat, akıl almayacak kadar tehlikeli. Moroi'ler iğrenç ayinler düzenliyor ve onların bu gizli kapaklı doğası ve gece aşkı, sosyal karmaşalarla dolu enigmatik bir dünya yaratıyor.

Rose ve Lissa, bu tehlikeli ortamda kendi yönlerini bulmak, yasak aşkın cazibesine karşı koymak ve Strigoi'lerin Lissa'yı sonsuza dek kendilerinden birine dönüştürmesine fırsat vermemek için sürekli savunmada kalmak zorunda!


BENİM YORUMUM:
 
 
     Bu kitabı üç kelimeyle şöyle tanımlayabilirim: Abartıldığı. Kadar. Değil.
 
     Tabii şöyle bir durum var ki insanlar Vampir Akademisi dediğinde seriden mi yoksa kitaptan mı bahsettiklerinden emin olamazsınız. Vampir Akademisi'ni kitap olarak düşündüğümüzde abartılacak bir şey göremiyorum ama seri olarak sorulduğunda henüz cevap veremem. Belki asıl sevilen seridir. Her türlü devam etmek istiyorum.
 
     Vampir kitaplarını sevmiyorum pek. Aslında vampir, kurt adam, zombi vs. gibi hazır yaratıkları alıp kullanan yazarların hayal gücünden yoksun olduklarını düşünürüm. Özellikle vampirlerin, çeşitli özellikler eklenip çıkarılarak okuyucuya sunulmasından bıktım. Alternatif zayıf yönler ve öldürme yöntemleri sonsuz olduğundan yazarlar kendilerine göre bu özelliklerle oynayarak vampirleri şekilden şekle sokuyorlar. Beni rahatsız ediyor bu durum.

18 Haziran 2014 Çarşamba

Kitap Alışverişi!!!


     İşte beklediğim kargo! Ve yeni kitaplar! Sapıkça öpülüp koklandıktan ve -"Hii, spoiler aldım" sesleri eşliğinde- rastgele sayfaları açılıp okunduktan sonra kitaplığa yerleştirildiler.
 
     Sonra ne zaman yeni kitap alsam gelen alışveriş yazısı yazma isteğini hissettim. İlk alışveriş yazımı iki ay önce, fuardan sonra yazmıştım. Bir sürü fotoğraf ve kocaman bir kitap kulesi vardı ki böyle yazıları çok severim. Sanırım bunu sürekli bir şey haline getirmeye çalışacağım. Gerçi düzenli olarak kitap alışverişi yapmam, canım istedikçe yaparım. Ama yine de kitap aldıkça yapmaya çalışacağım.
 
 
 
     Vee, artık serinin Artemis'ten çıkan kısmına da sahibim. Epsilon'dan çıkanlarla aynı boyutta olmalarına çok sevindim. Raftaki duruşlarından aynı serinin kitapları oldukları hiçbir şekilde anlaşılmıyor ama en azından boyutları aynı. Öbür türlüsüne dayanamazdım. Zaten kitapların beşine birden uzun süre bakmak psikolojimi bozuyor. (bknz. Kapak Değişikliği yazım)
 
     Labirent'le (evet, hala bitmedi) Steelheart'ı dönüşümlü olarak okuyorum şu an. O ikisi bitince sırada Rüya Ateşi var. Bu arada sadece şu ikisine bakınca kapaklar güzel bence. Berbat fotoğrafçılığıma rağmen çok hoş görünüyorlar. 

16 Haziran 2014 Pazartesi

"İntikam Ateşi - Karen Marie Moning" Kitap Yorumu


KİTAP KÜNYESİ:
 
Kitap Adı: İntikam Ateşi
Özgün Adı: Faefever
Seri: Ateş #3
Yazarı: Karen Marie Moning
Çevirmeni: Aylin Kalav
Yayınevi: Epsilon
Türkiye Yayın Tarihi: Ocak 2012
Sayfa Sayısı: 416
Piyasa Fiyatı: 20.00 TL
Goodreads: 4.37


 
ARKA KAPAK:
 
 
Tehlikenin farkında mısınız?
ONLAR her yerdeler!


MacKayla Lane, kız kardeşi Alina’nın intikamını almak için Dublin’in tehlikeli sokaklarında canı pahasına mücadele ediyor.
Dokunan herkesin korkunç şeyler yaptığı bir kitabın peşinde, Kelt efsanelerine konu olan yaratıklarla savaşıyor, değişiyor ve yetişkin bir kadına dönüşüyor.
Etrafındaki kimseye güvenmiyor. Ne dizlerinin bağını çözen Fae Prensi Vlane’e, ne henüz ne olduğunu çözemediği Barrons’a, ne de kendisi gibi sidhe-kâhini kızları yöneten Rowena’ya.
Sadece intikamı, yitirdikleri ve dünyanın kaderi için savaşıyor. Ve oldukça da sağlam dövüşüyor.

“Çok ama çok farklı, karanlık bir fantezi serisi!”
Booklist

"Kelt mitolojisinin ve tehlikenin baştan çıkarıcı bir karışımı."
Chicago Tribune

"Nefes kesici!"
Romantic Times

"Bu kitaba daha ilk sayfasından bayıldım! Beni hemen içine aldı… Daha, daha fazlasını okumak istiyorum."
Linda Howard

 
BENİM YORUMUM:
 
 
     Karanlık Ateş yorumum için buraya, Kan Ateşi yorumum için buraya tıklayın.

      İntikam Ateşi'ni okumak, ilk iki kitapta olduğundan daha uzun sürdü ve bunun sayfa sayısıyla da alakası yok. Kitaba başlamadan önce içini biraz incelemiş olabilirim. Birazdan fazla, aslında. Çok. Başladıktan sonra kendi okuduğum yeri bırakıp sonraki sayfalara göz gezdirdiğim de oldu. O yüzden kitabın gidişatını az çok (çok) biliyordum, bu da okuma hızımı düşürdü.
 
     Ama sonunu öğrenmemeye kararlıydım. Her yerden çok şaşırtıcı ve acımasız bir sonu olduğuna dair şeyler duyuyordum çünkü, ve nedense böyle sonları severim. Buna rağmen spoiler yedim ve spoiler yemesem çok şaşırtıcı olabilecek finali okuması benim için işkenceye döndü. Tuhaf bir insanım, kitap yorumlarını ortasından okumaya başlayıp yazının başında yapılan spoiler alarmını gözden kaçırabiliyorum. O yüzden tüm bloggerlardan rica ediyorum, spoiler alarmlarınızı kocaman kırmızı harflerle yazın. Teşekkürler.
 
     Yine de güzeldi. Son sayfalar çok heyecanlıydı ama oraları da biraz yavaş okudum. Çünkü işlerin aşırı kötüye gittiğini görünce kaçınılmaz olanı geciktirmek istedim. Beynim kaldıramadı. Karen da psikopat yazarlardanmış meğer. Tüm o felaketi yavaş yavaş anlatması ve biz okuyucuların da Mac kadar çaresizce olayları seyretmek zorunda kalmamız... Psikopat işte.
 
     İntikam Ateşi'nde çok fazla şey öğrendik ve daha fazlasını da öğrenemedik. Kutsal emanetlerin ortaya çıkış hikayesi çok güzeldi bu arada. Kutunun ne işe yaradığını çok merak ediyorum.
 
     Barrons fazla yoktu ya da bana öyle geldi. V'lane daha çok vardı. V'lane'den nefret etmiyorum aslında ama bir Jericho Barrons olamaz. O yüzden Barrons'u arayıp durdum, özellikle son sahnelerde. Aslında son sahnelerde V'lane'e de razıydım. Herhangi biri yardım edebilirdi... Neden yani, neden? Neden? OF.
 
Buradan sonrası spoiler içerebilir. (İşte bundan bahsediyorum)

9 Haziran 2014 Pazartesi

"Dublin Caddesi - Samantha Young" Kitap Yorumu

 
KİTAP KÜNYESİ:
 
Kitap Adı: Dublin Caddesi
Özgün Adı: On Dublin Street
Seri: Dublin Caddesi #1
Yazarı: Samantha Young
Çevirmeni: Deniz Ece
Yayınevi: DEXPlus
Türkiye Yayın Tarihi: 19 Eylül 2013
Sayfa Sayısı: 364
Piyasa Fiyatı: 19.00 TL
Goodreads: 4.31
 

 
ARKA KAPAK:


Joss geçmişte yaşadığı acıları bir kutuya kilitleyip her şeyi unutmak için Amerika'dan iskoçya'ya yerleşmişti ve şimdi yeni bir ev arıyordu.
Bulduğu ev Dublin Caddesi'ndeki havalı binalardan birindeydi.

Yolda bir adamla karşılaştı.

Takım elbiseli, bronz tenli, çıldırtıcı İskoç aksanlı, maço tavırlı, seksi bakışlı Braden'la.

Joss, Braden'ın her zaman kolunda taşıdığı Barbie kılıklı kızlardan biri değildi, olmaya da hiç niyeti yoktu.

Ama insan arzularına nereye kadar gem vurabilir?
Kalbiniz başka, beyniniz başka şey söylüyorsa, hangisinin sözünü dinlesiniz?

Trajedi. Seks. Tutku. Kahkaha. Kıskançlık.
 
New York Times Bestseller
The Wall Street Journal Bestseller
Amazon Bestseller
USA Today Bestseller


Ve 30 ülkede milyonlarca okuyucuya ulaşmış, son yılların en çok konuşulan aşk hikayesi
 
 
BENİM YORUMUM:
 
 
     Virginia'da geçen giriş bölümünde baş karakterimiz Jocelyn Butler, kısaca Joss, annesinin, babasının ve kardeşinin ölüm haberini alır. Birinci bölümse sekiz yıl sonra, İskoçya'da başlar. Ama bu birinci bölümden önce de Jocelyn zaten İskoçya'da dört yıldır yaşıyordur, bu dört yıl öğrencilik içindir. Kitabın başladığı noktadaysa Jocelyn artık mezun olmuş ve annesinin doğduğu yer olan İskoçya'da başladığı "yeni bir hayat"ı sürdürmektedir.
 
     Ev arkadaşı mezun olduktan sonra İskoçya'dan ayrıldığı için, Joss yeni bir ev ve ev arkadaşı arar. Dublin Caddesi'nde çok güzel bir ev bulur, üstelik ev arkadaşı olacak Ellie de çok tatlı bir kızdır, böylelikle buraya taşınır.
 
     Erkek karakter Braden, Ellie'nin abisi. Sonrasında neler olacağını tahmin edebilirsiniz sanırım. Braden Joss'u ister, Joss da Braden'ı ister ama hislerini gizlemeye çalışır, sonunda Braden ona çıkar arkadaşlığı teklif eder, Joss önce biraz tereddüt eder ama sonra kabul eder, bir süre sonra sevgili olmaya karar verirler, bir şeyler yaşanır ve ayrılırlar, kavga ederler, barışırlar, sonsuza dek mutlu yaşarlar.

8 Haziran 2014 Pazar

Çifte Mim *-*

(Bu sefer resim çok da alakasız değil. Kabul edin.)
 
Gölgeleri Kovalamak tarafından mimlenmişim -yine! Mimleri ve diğer tüm etkinlikimsileri sevdiğimi artık biliyorsunuzdur, o yüzden teşekkürler! Bu sefer iki ayrı mim var, ya da iki aşamalı tek bir mim (Bakış açısı, bayanlar baylar, bakış açısı).
 
NOT: "Çifte Mim" başlığını İki Kızın Kitaplığı'ndan çaldım çünkü aklıma saçma olmayan başlık gelmedi. Benim yaratıcılığımın da sınırları var.
 
 
MİM 1: Mor Mim


1) Hayatında en çok sevdiğin yön nedir?
Düşünme şeklim.
 
2) Sen hiç yağmurun altında ağladın mı?
Haaayıııırr (,dedi sözcükleri uzatarak, soruyu saçma bulduğunu belli eden alaycı bir ses tonuyla.)
 
3) Diyelim ki sana üç dilek hakkı tanındı. Ama sadece insanları değiştirebileceksin. Neleri, kimleri ya da hangi özellikleri değiştirirdin?
Bu da saçma bir soru gibi geldi bana. Kimseyi değiştirmezdim.
 
4) Sen hiç yaz yağmurunda denize girdin mi?
Hayır. Cevabı daha fazla uzatamıyorum, sadece hayır.
 
5) Yaşadığın en gülünç durum nedir?
Çok ama çok fazla gülünç durum yaşarım. Ama şu deniz sorusundan sonra bir tanesi özellikle öne çıktı. Havuzda yüzüyordum, tek yaptığım buydu ve bilginiz olsun, amaçsız bir nedenden dolayı suyun en dibine inip vücudumu gevşeterek, hareketsiz durmayı severim (basıncın kulağımı sikmesi ama benim durmamam sonucu kulakla ilgili anlam veremediğim bir hastalığa yakalandığımdan beri bunu yapmıyorum). Bir gün ben yine öyle duruyorken birden herifin teki beni sudan insanüstü bir kuvvetle çıkardı, bunu yaparken resmen akciğerlerimi ezdiğinden içgüdüsel olarak nefes almaya çalıştım ve su yuttum, doğal olarak yüzeye çıktığımda öksürmeye başladım... Geri zekalı tam bir kahraman havasıyla etraftakilere "Boğuluyordu, hemen suya atladım ve çıkardım" falan dedi. Sonra beni hareketsiz gördüğünde hissettiklerini öyle detaylı anlatmaya başladı ki gerçekten boğuluyor muydum acaba, diye düşündüm. Boğulmadığımı anlatmaya çalıştım ama bunu söylerken öksürmeye devam ettiğim için bana nasıl bir his olduğunu biliyorum ama inkar etmek gerçek olduğunu değiştirmez bakışından attı. Geri zekalı.
 

6 Haziran 2014 Cuma

Ödül Almışım Be

 
Kanalizasyon Balığı'ndan Cemile, ya da Cessie Balık, gerçi benim aklımda Cemile diye kalmış, işte o, bana "Güldüren Blog Ödülü"nü vermiş!!! Kendisine çok çok çok teşekkür ediyorum. Bir blog turuna katıldığım zamanlarda tanışmıştık. Çok tatlı bir kız. Tuhaf biraz. Bir keresinde "Doğa blogunu kaybettim linkini atsana" demişti. İtiraf edeyim, bunu gördüğümde gülme krizine girmiştim. Hala hatırladıkça gülüyorum. Nasıl kaybetmiş acaba? Ah, tuhaf insanları çok seviyorum.

Neyse, ödül için tekrar teşekkür ediyor ve kendime ödül verecek birilerini buluyorum.
 
***
 
 
En. Sevdiğim. Blog. Daima. En sevdiğim blogger'ı sorsanız hemen Merve derim ama en sevdiğim ÜKG üyesini sorsanız şöyle bir afallarım. Aslında daha az seçeneğin olduğu bir durum, ama işin içine ÜKG sözcüğü girince insan tereddüt ediyor. Gerçi burada sevdiklerimizden değil, en çok güldürenlerden bahsediyoruz. Ama olsun. Güldürüyor da. Çok seviyorum.
 
 
ÜKG üyelerini seviyorum, hepsi deli. Psikopatlık bazı insanların ruhunda var. Bu arada "Yakında, çok yakında" dedikleri turları geciktirmeye devam ederlerse uykusunda bıçaklamakla tehdit ettiğim hanginizdi?
 
 
Vee... diğer ÜKG kızımız. Aslında onların hepsi komik ama blog yazıları da komik olanları bulmaya çalışıyorum. Bir de hepsi ÜKG olmasın diye eleme yaptım ve kazananlardan biri de Sevgili Kitap oldu. Komik kız, severim.
 
 
Bazı yorumlarım, onun yorum yapış tarzına çok benziyor. Yani benziyordu. Bunun sebebi, bir aralar kendisine kafayı takmış ve başka bloggerlar da olduğu gerçeğini katiyen reddetmiş olmam. Bir tek onun yazılarını okuyunca da ister istemez tarzlarımız benzemişti. Şu an kendi tarzımı bulduğum için çok mutluyum ama hala, bir zamanlar sapıklık derecesinde idolleştirdiğim, komik ve tatlı kızın yazılarını okuyup hüzünlendiğim olur.
 
 
Son zamanlarda fazla yazısını okumadım ama bunun suçlusu ben değilim. Çünkü o son zamanlarda yazmıyor pek. Ama istediğinde çok eğlenceli olabilir. Bir de yorum yaparken koyduğu giflere hayranım.
 
***

Öf. Şu an çok bitkinim. Oturmaktan yorulan bir tek ben miyim? Hiçbir şey yapmadan otururken fazlasıyla yorulabiliyorum. Ya da hiçbir şey yapmadan oturmak uykumu getiriyordur, bu daha mantıklı. Neyse, bitkinim işte. Ve uykum var. O yüzden fazla kişiyi yazamadım, kesin önemli birilerini unutmuşumdur. Beni affedin.
 
Bir de bugün Vampir Akademisi'ne yorum yapmayı planlıyordum. Yapmam herhalde. Öf gidip uyuyayım ben.

4 Haziran 2014 Çarşamba

MİM!!! *-*

Bu resim çok hoşuma gidiyor nedense. Konumuzla hiçbir alakası yok, o ayrı.
 
Gölgeleri Kovalamak blogunun sahibi Melek tarafından mimlenmişim! (Şimdi aklıma geldi, teşekkür etmedim ben, di mi? Neden teşekkür etmeyi hep unuturum ki? Teşekkürler!) Mimleri severim, çünkü benim aksime sürekli kendinden bahsetmeyen bloggerları, sorulara verdikleri cevaplar sayesinde tanıyabiliyorum ve bu tanıma sürecinde benim verdiğim/vereceğim cevaplara benzer cevaplar verenleri görünce mutlu oluyorum.

Blog açma hikayeniz nedir?
Aslında ben iyice kitap kurdu olmaya başladığım anda blog açmıştım çünkü kitap blogu olan insanlara acayip özeniyordum. O yüzden okuduğum hemen her kitabın yorumu blogda var ki bu iyi bir şey. Öbür yandan, tam bir ergen olduğum ilk birkaç ayımdaki yazılarımı okuduysanız fark etmişsinizdir ki her tarafımdan amatörlük akıyordu. Çok az kitap okumuştum ve fazla yayınevi, fazla yazar bilmiyordum. Blog açmak için fazla erkendi muhtemelen.
Ayrıca, bazen geriye dönüp çok eski bir yazımı okuyorum ve dehşete düşüyorum. Tam bir geri zekalıymışım cidden. Eski yazılarıma bakmasanız da olur. Ben de gördükçe düzeltiyorum. Düzenlediğim, tamamını baştan yazdığım veya direkt sildiğim onlarca yazı var. Lanet olsun aceleciliğime.
Gerçi o kadar da aceleci sayılmam. Sonuçta blogu açtıktan sonraki iki ay boyunca sırf tasarım vs. ile uğraşmış ve ondan sonra blogumu tanıtmaya başlamıştım. Peki iki ay boyunca Blogger'ın tüm özelliklerini kendi başıma öğrenmek için uğraştım da ne oldu, ortaya çıka çıka bu blog tasarımı çıktı. O yüzden lanet olsun bilgisayar konusundaki beceriksizliğime.

3 Haziran 2014 Salı

"Kan Ateşi - Karen Marie Moning" Kitap Yorumu

 
KİTAP KÜNYESİ:

Kitap Adı: Kan Ateşi
Özgün Adı: Bloodfever
Seri: Ateş #2
Yazarı: Karen Marie Moning
Çevirmeni: Zeynep Çilengiroğlu Karahatay (Ne yazık ki)
Yayınevi: Epsilon
Türkiye Yayın Tarihi: 2010
Sayfa Sayısı: 288
Piyasa Fiyatı: 18.00 TL
Goodreads: 4.33

 

 
ARKA KAPAK:


Kan görmekten korkar mısınız?

"Bizi tanımlayan asıl şey hareketlerimizdir. Neyi seçtiğimiz, neyi reddettiğimiz hatta neyin uğruna canımızı vereceğimizdir önemli olan."

MacKayla, Jericho Barrons ile beraber yaşamaya başlamıştır. Hem fiziksel olarak, hem de ruhen o kadar çok değişmiştir ki kızının peşine düşen ve onu ararken perişan olan babası bile Mac'i tanıyamaz.

Karanlık, gölgeler, çeteler ve sonu gelmeyen birçok cinayet ile artık her şey daha çok içinden çıkılmaz hale gelir. Güvenlik güçleri her konuda Mac'ten şüphelendikleri için her an onun peşindedirler. Mac'i takip eden sadece polis değildir. Zaten cevapsız sorular da işte tam burada başlar.

Net olan tek şey, Mac'in artık kan görmek istememesidir.
 

BENİM YORUMUM:


     Aslında Kan Ateşi'ni okumamam gerekiyordu. Çünkü üçüncü kitabı okuyan herkes "Sonraki kitap çıksıııın" ve "O son neydi öyleeee" şeklinde kafayı yiyor. Anlaşılan dördüncü kitabın sonu daha betermiş. Benim de dördüncü ve beşinci kitabı alana kadar üçüncüyü okumama kuralım var ama dördüncüyle beşinciyi şu an alırsam annem beni keser ve şimdi ikinciyi okuduğum için iyice üçüncüye yaklaşmış oldum... Durum karmaşık.
 
     Yemin ederim ki bir yandan ödev yapıp bir yandan sınava çalışıyordum. Sadece şöyle bir göz atacaktım... Okumayı düşünmüyordum. Gözlerimi açtığımda kitap bitmişti ve 100 almadığım tek sınav, öncesinde Kan Ateşi'ni okuduğum sınav oldu. Tamamen kitabı suçluyorum. Beni baştan çıkardı. Hazırlıksız yakalandım.
 
     Ama saçmaladığım kısımları kısa tutmaya çalışacağım çünkü birazdan çeviriye sövdüğüm uzun bir yazı geliyor. O yüzden konuyu anlatmakla uğraşmıyorum bile, sadece düşüncelerimi söyleyip geçeceğim.