11 Ekim 2014 Cumartesi

"Kış Güneşi - Jennifer L. Armentrout (J. Lynn)" Kitap Yorumu

 
KİTAP KÜNYESİ:
 
Kitap Adı: Kış Güneşi
Özgün Adı: Frigid
Seri: Kış Güneşi #1
Yazarı: Jennifer L. Armentrout
Çevirmeni: Serkan Göktaş
Yayınevi: DEX
Türkiye Yayın Tarihi: Nisan 2014
Sayfa Sayısı: 316
Piyasa Fiyatı: 20.00 TL
Goodreads: 3.84
 
 
ARKA KAPAK:
 
Yirmi bir yaşındaki Sydney, Kyler'a ezelden beri aşık. Ne yazık ki Kyler onu atlıkarıncadan ittiği ve Sydney'in de karşılığında Kyler'a çamur yedirdiği günden beri sıkı dostlar.

Kyler tam bir çapkın, bir kızın yanında iki geceden fazla duramıyor. Syd kendini gittikçe daha kötü hissediyor. Ancak okuldaki son yılda duygularını itiraf ederek ilişkilerini berbat etmek istemiyor.

Kyler'ın gözünde ise Syd hep ulaşılmaz bir noktada, adeta mükemmelliğin simgesi. Syd'in ona hayatta bakmayacağını düşünüyor.

Bir gün Kyler'ın dağ evine kayak tatiline gidiyorlar ve bütün saklı duygular gün ışığına çıkıyor. Ama küçük bir sorun var. Evde yalnız değiller.

Obsidiyen ile başlayan LUX serisi ve Melez Sözleşmelerinin dünyaca ünlü yazarı Jennifer L. Armentrout'tan çok sıcak bir hikaye...
 
 
BENİM YORUMUM:
 
     Sydney, çocukluğundan beri en yakın arkadaşı olan Kyler'a aşık. Kyler da ona. Ama ikisi de aşklarının karşılıksız olduğunu ve karşı tarafı hak etmediklerini düşünüyorlar. Kitabın başlangıcında arkadaşlarıyla birlikte kayak tatiline gideceklerdi ama kar fırtınası yüzünden evde tek başlarına sıkışıp kaldılar ve saklı duyguları ortaya çıktı ve arka kapakta yazmasına rağmen anlatmak zorunda hissettiğim diğer saçmalıklar.
 
     Bu, olumsuz bir yorum olacak. Olumsuz yorumlardan çabuk etkileniyorsanız, Kış Güneşi'ni okuyacaksanız ve benim düşüncelerime çok da önem vermiyorsanız ben beklentilerinizi öldürmeden gidin buradan.
 
     Kitap hem Sydney, hem Kyler tarafından anlatılıyor. Böyle dönüşümlü anlatımları sevmediğimi söylemiştim. Çoğu yazar (evet, sen de Jen) bunu beceremiyor. Kış Güneşi de bunun örneklerinden biri. Anlatıcıların farklı karakterler olduğunu hissedemiyorum. Farklı düşünceleri, farklı kişilikleri olsa bile aynı sözcükleri kullanıyorlar. Yazarların çoğu bu sırada yazım tarzını az da olsa değiştirmeyi unutuyor ve iç seslerini aynı şekilde kullanan iki insanı okuyor gibi oluyorum.
 
     Konudan sapıp Karen Marie Moning'i bu konuda tebrik etmek istiyorum. Rüya Ateşi'nde, Dani'nin gözünden anlattığı bölümlerde yazım tarzını tamamen değiştirmişti. Ve beşinci kitapta Barrons'un gözünden anlatılan, bir sayfa falan uzunluğundaki o minik bölümü hatırlıyor musunuz? Başında Barrons'un adını bile yazmamıştı ama o bölümü Barrons'un anlattığını anında anlamıştım. Bütün yazarları bu açıdan Karen gibi olmaya davet ediyor ve konumuza geri dönüyorum.
 
     Kitabı sevmeme nedenlerimden biri de karakter kıtlığı. Kitabın çok büyük bir kısmında ve özellikle kar fırtınası sırasında sadece Sydney ve Kyler vardı. Bir de buna iç ses geçişinin ayarlanamamasıyla, ikisini de sevmemem eklenince karakterler açısından ciddi sıkıntı çektim.
 
     Bir de şu "Beni sevmediğini sanmıştım"-"Hayır ben senin beni sevmediğini sanmıştım", "Seni hak etmiyorum"-"Hayır ben seni hak etmiyorum" kısımları var. İkisini de akılları başına gelene kadar tokatlamak istiyorum. Sevişin gitsin işte. Gerçi seviştikten sonra da aynı şeyi yapmışlardı. Belki de gözlerimi kapatıp kurgusal karakterleri koyduğum dünyama girmeli ve onları öldürmeliyim.
 
     Bir de yer meselesi var. Jen'in bütün kitabı üzerine kurduğu kar fırtınası bunu da öldürmüştü. Kitap genelde aynı yerde geçiyordu ve bu da beni çok sıktı. Normalde bunlara bu kadar takılmam ama Kış Güneşi'nde bunların hepsi benim için sorundu.
 
      Ve çok basitti. Her şey sadece aşktan ibaretti. Ve evet, bunun bir aşk kitabı olduğunu da biliyorum. Ama başka şeylerin de olması gerekirdi. Aksiyon olsun diye şu olayı koymuş bir tek. Şu olay işte. Spoiler bölümü koysam mı bilemedim o yüzden onun adı şu olay olarak kalacak.
 
     Ama bence şu olay kitaba pek bir şey katamamış. Şu olayın başlangıcında bunları kimin yaptığını merak etmiştim ama sonradan sonucu çok bariz, basit bir şeye dönüştü. Bu tür kitapların neredeyse hepsinin sona yakın ortalarında yer alan kavga veya ayrılma kısmı bunda da vardı ama çok saçma, gereksiz, gülünç bir kavgaydı. Her şey çok basitti.
 
     Bu kitaplarda bir de trajik geçmişi olan karakterler olur genelde. Sanırım Jen de öyle bir şey yapmaya çalışmış. Lütfen çalışmamış olsun. Trajik geçmişli karakter böyle yaratılmaz çünkü.
 
     Ama sanırım çalışmış çünkü kitabın adı bile Frigid.
 
     İnsanın canı sıkılınca yazıp bir haftada bitirebileceği, basit, yeterince emek verilmemiş bir kitaptı. Bir şey oldu da yazdı diyelim, ama yayınlamaması gerekirdi. Tüm romanı baştan yazmalı veya hiç yayınlamamalıydı. Nasıl olsa yazar olmanın, yazdığın her şeyi yayınlayabileceğin anlamına geldiğini sandıysan siktir git Jen.
 
     Kitabı aldığımda "Güzel değilse bile eğlencelidir" demiştim. Sana onlarca kez lanet olsun geçmişteki ben. Değildi çünkü. Sadece iki alıntı çıkarabilirdim, birincisine bayıldım o ayrı. Bu kitabı kurtarabilecek bir şey varsa o alıntıdır. Mükemmeldi. Sarhoş Sydney'i sarhoş olmayan Sydney'den daha çok sevdim.
 
      Çok sinirli gibi durduğumu biliyorum ama değilim. En azından şu gifi koyduğumdan beri. Yemin ederim ki o gif dünyayı daha güzel bir yer haline getiriyor. İlk alıntıyla birleşince beni tekrar mutlu ettiler şu an.
 
     Kış Güneşi'ni ise hala sevmiyorum. Beni hayal kırıklığına uğrattın Jen. Bir daha olmasın.

 
ALINTILAR:
 
Kar, hafif hafif yağıyor, başımı ve omuzlarımı kaplıyordu. Başımı geri atıp kar tanelerini ağzımla yakalamak geçiyordu içimden fakat bunun yerine kollarımı iki yana açıp kafamı geriye attım ve "Sıkı bir kukusu olan bir kadın arıyorsan, küçük minik göğüsleri olanlardan seç!" dedim.
Kyler kolunu belime doladı ve gülmeye başladı. "Sen iyice uçmuşsun."
"Bu şarkıyı duymadın mı yoksa?" Ona yaslandım, kollarımı beline doladım ancak her nasılsa ellerim bacaklarının üst kısmına değmişti. Çok tuhaf. "Haven Palen Pole'un şarkısıdır."
Bana destek verdi. "David Allen Coe demek istiyorsun sanırım."
Kaşlarımı çattım. "Ben de öyle dedim zaten."
"Sen nasıl diyorsan öyle olsun."
Bu şekilde yaklaşık bir metre yürüdük -daha doğrusu ayaklarımızı sürüye sürüye ilerlemeye çalıştık- ve sonra ben doğruca bir posta kutusuna geçirdim. Söylenmeye başladım. "Orospu çocuğu önüme fırladı!"
Kyler durup başını iki yana sallamaya başladı. "Şu halinle tüm zararın kendine."
"İyiyim ben." Elimle onu uzaklaştırmaya çalışırken bir yandan da çarptığım hareketsiz nesneye pis pis bakıyordum. "Gözüm üzerinde."
(sf. 77)


"Anne?"
Bir an duraksama oldu. "Sydney? Sen misin?"
Benim bilmediğim başka çocukları mı vardı bunların?
(sf. 231)
 
PUANLAMA:
 
2 Taç: Sevmedim. Zaman kaybı.
 
 
The Return'ün kapağı ve arka kapak yazısı yayınlanmış. The Fates are cackling their bony asses off... Arka kapağı gerçekten sevdim. Because history has once again been flipped to repeat. Ama kapaktan nefret ettim. Bu kapaksa önceki neydi? Ben onu kapak olarak hayal etmiştim. Yeni kapaktaki mor çocuk hiçbir şekilde benim Seth'ime benzemiyor. Melez Sözleşmeleri'nin dumanlarını ve çiçeklerini verin bana.
 
Kış Güneşi'ni ise hala sevmiyorum.