17 Ekim 2014 Cuma

"Fangirl - Rainbow Rowell" Kitap Yorumu


KİTAP KÜNYESİ:
 
Kitap Adı: Fangirl
Türkçe Edisyonu: Fangirl (Pegasus)
Yazarı: Rainbow Rowell
Yayınevi: Pan Macmillan
Yayın Tarihi: 30 Ocak 2014
Sayfa Sayısı: 461
Piyasa Fiyatı: £6.99
Goodreads: 4.21

 
 
ARKA KAPAK:
 
Cath and Wren are identical twins, and until recently they did absolutely everything together. Now they're off to university and Wren's decided she doesn't want to be one half of a pair any more - she wants to dance, meet boys, go to parties and let loose. It's not so easy for Cath. She's horribly shy and has always buried herself in the fan fiction she writes, where she always knows exactly what to say and can write a romance far more intense than anything she's experienced in real life.

Now Cath has to decide whether she's ready to open her heart to new people and new experiences, and she's realizing that there's more to learn about love than she ever thought possible ...

A tale of fanfiction, family, and first love
 
 
BENİM YORUMUM:
 
     Fangirl resmi olarak favori kitaplarımdan biridir.
 
     İngilizce kitap okumaya başlamak için harika bir tercihti. Çok ünlü bir kitap olduğu için Türkiye'de çıkacağını tahmin ediyorum, çevirisi nasıl olacak bilmiyorum ama İngilizce okununca daha güzel olan kitaplardandı bence. Anlaması zor da değildi.
 
     Bende kitabın UK versiyonu var o yüzden kitap künyesi bölümünü o edisyona göre düzenledim. Orijinali Amerika'da çıkmıştı, sanırım. Ama bendeki edisyonun içinde fan art olduğunu düşündüğüm çizimler ve soru-cevap bölümü var o yüzden kendi edisyonumu seviyorum. Keşke bir de ciltli olsaydı. Kapak olarak her iki edisyonu da beğendim.
 
     Şimdi konuya geçebiliriz.

     Baş karakterimiz Cather Avery. Ve o bir fangirl. Simon Snow serisine olabilecek en saplantılı biçimde saplanmış durumda, ve internette on binlerce kişinin okuduğu bir Simon Snow fanfiction'ı (Carry On, Simon) yazıyor. Ki gerçekte Simon Snow da Harry Potter fantiction'ı. Ama kitapta değil. Simon Snow herkesin bildiği, filmleri çekilmiş, harika bir seriymiş gibi yazılmış.
 
     Kitapta Simon Snow'un çok önemli rolü vardı. İlk başta gerçek bir seri olduğunu sanmış ve kitapları bulmak için umutsuzca çabalamıştım. Sonra gerçek olmadığını öğrendim. Çok gerçek hissettiriyor ama. Her bölümün sonunda Simon Snow'un asıl kitaplarından veya Cath'in fanfiction'ından bölümler var. Kitabın içinde, Cath'in kendi hikayesini okuduğu kısımlar da vardı. O kısımları da çok sevdim ben. Konu, dünya, büyünün işleyişi açısından Harry Potter'a benzemesi ama aynı zamanda çok farklı olması güzeldi.
 
     Neyse. Konuya dönelim. Kitap, Cath'in ve ikiz kardeşi Wren'in yatılı olarak üniversiteye gitmesiyle başlıyor. Wren bu kısımlarda Cath'ten uzaklaşıp kendi benliğini bulmak istiyor, aynı odayı kullanmalarına karşı çıkıyor, Simon Snow'dan ve diğer ortak noktalarından vazgeçip başka arkadaşlar bulmaya çalışıyor.
 
     Cath'se asosyal olan. Kitap başladığında yeni bir ortamın getirdiği boğuluyormuş hissini onunla beraber hissettim. İlk başlarda kalabalık olduğu için yemekhaneye gitmeye bile korkup protein çubuklarıyla ne kadar süre hayatta kalabileceğini falan hesaplıyordu hatta.
 
     Oda arkadaşı Reagan. Onu seveceğimi sanmamıştım ama sevdim. Cath'i kabuğundan çıkıp yemekhaneye gitmeye ve kendisiyle arkadaş olmaya falan zorladı. Karmaşık bir kişiliği var ama yine de sevdim.
 
     Bir de Levi var. Kitabın erkek karakteri ve Reagan'ın eski sevgilisi. Levi ile Cath yakınlaştıklarında, Cath'le Reagan arkadaş olduğundan bunun tuhaflaşacağını sanmıştım ama çok da tuhaf değildi. Buna ağırlık verilmemişti zaten.
 
     Levi'ı de sevdim. Cath'le çok tatlılardı. Ve kitabın ikisinin ilişkisine hem çok fazla odaklanıp hem de aslında hiç odaklanmamasını sevdim. Kitabın özellikle odaklandığı bir şey yoktu aslında. Her şey bir bütünün parçasıydı ve hepsine dikkat edince sevilebilecek türde bir şeydi. Ve bütün parçaları birleştirince, aslında kendi bulmakla ilgiliydi. Asosyal birinin sosyalleşmeye süreci değil. Dış dünyanın farkına varmak değil. İçine-kapanık-inekten normal-insana geçiş değil. Kendini bulmak.
 
     Nedense bazıları bunu fark edememiş ama kitabın verdiği, asosyal olmamamız gerekmesi gibi bir mesaj yoktu ve bunu çok sevdim. Cath hiçbir zaman o sevimli inek, asosyal fangirl havasından çıkmadı. Kitabın sonunda hayatına giren fazladan insan sayısı ikiydi. Ve o bundan memnundu. Genellikle sosyal olan kişiler bunu anlamamış. Ama biz asosyaller aslında özellikle tuhaf veya inek tipler değiliz. Bizim de arkadaşlarımız var ama nefes alan herkesle içli dışlı olmayı anlamsız buluyoruz. Bu yüzden kitap aslında sosyalleşmekle alakalı değildi. Arada bir iki arkadaş bulmak zaten Cath için bile normal bir şey.
 
     Kitabın odaklandığı en genel şey Cath'in kendini bulmaya çalışmasıydı. Sadece fanfiction yazmak istemesi gibi. Kendi karakterlerini, kendi dünyasını yaratmak istemiyordu, başka birinin yarattığı karakterlerin ve dünyaların içindeki potansiyeli bulup onları kullanıyordu. Ve kendi dünyasını yaratmayı, uçurumdan düşerken tutunacağı dalları icat etmek zorunda olmak gibi gördüğünü söylemişti. Ve aslında kendi kurgusunu yazmakta da çok iyiydi ama bu onu mutsuz ettiği için farkına varamamıştı. Kitapta fanfiction'ın da bir edebiyat türü olarak nitelendirilmesi, fanfiction'a özel bir ilgim olmamasına rağmen çok hoşuma gitti.
 
     Küçük ayrıntılara takılıp her şeye dikkat ettiğim için kitabı çok beğendim. Sadece yüzeye bakarak çok bir şey anlayacağınız bir kitap değildi çünkü. İlk yüz sayfa aynı şeyi ben de yaşadım ve olaylar sadece oluyormuş, hiçbir bağlantıları veya gerekleri yokmuş gibi hissettim. Böyle okursanız sevmezsiniz.
 
     En başında yazarın "zıt ikizler" konulu saçma bir şey yapmaya çalıştığını sandım ama böyle bir şey de yoktu. Birbirlerinin aynısı değildiler ama tamamen farklı da değildiler. Düşlem'le ben gibiydiler. (Büyük sürpriz: Biz de ikiziz. Şaşırın.) Bir de yazar, insanların genelde ikizlere verdiği saçma tepkileri tam olarak anlıyordu. Ya etrafında böyle kişiler var ya da gözlem yeteneği çok iyi.
 
     Ben Cath'i çok sevdim. Bence mükemmel bir kişiliği vardı. Onunla ilgili her şey beni büyüledi. Kitaptan da çok etkilendim. Bahsettiğim şekilde okuyunca insanın üzerinde çok büyük iz bırakabiliyor.
 
     SPOILER ALARMI!!!
 
     Sekizinci kitap çıktığında ve Cath'le Wren kitaba sarılıp ağladıklarında hislerim altüst oldu. Ve o bölümün sonunda sekizinci kitaptan bir kısım gördük. Ve en sondaki bölümün de Simon Snow'dan olmasını beklemiştim ama sonra altındaki from "Left" by Cather Avery, winner of the Underclassmen Prize, Prairie Schooner, Fall 2012 yazısını okudum ve ağladım. Aslında sadece gözlerim doldu ama benim gözlerimin dolması çoğu insanın ağlamasıyla eşdeğer bir tepki çünkü beni ağlatan kitaplar nadirdir ve o kitaplar güzeldir.
Ready or not, here I come. Here I come, ready or not.
     Bir şey daha. Anneleri olacak geri zekalının "Ben hiçbir zaman evlenmek ve çocuk doğurmak istememiştim" düşüncesiyle çocuklarını bırakıp 'kendini bulmaya' çalışmak için zamana ihtiyacı olduğunu söylemesi, geri döndüğünde hayatında değiştirebildiği tek şeyin gidip yeniden evlenmesi olması bir tek benim mi dikkatimi çekti? Yanlış hatırlamıyorsam bir de tekrar çocuğu olmuştu. Geri zekalı.
 
     Spoiler'ın sonu.
 
     Dünyanın geri kalanında Rainbow Rowell çok sevilen bir yazar. Türkiye'deyse çevrilen tek kitabı Attachments ama ondan da çok az kişinin haberi var. Ve kapağını iğrenç ötesi bir şekle sokmuşlar. Bunca yıldır Rainbow Rowell'i sahiplenen bir yayınevi neden çıkmadı çok merak ediyorum.
 
     Sonsuz alıntı buldum, hatta birkaçı Simon Snow'dan. Ama çevirmedim çünkü 1) kitabın dilini bozmaktan korktum, 2) bir kere çevirirsem hep çevirmemi bekleyebilirsiniz ve ileride çevrildiği halde İngilizce okuduğum bir kitap olursa alıntıları çevirirken tuhaf anlar yaşayabilirim, 3) alıntılar bölümünü çoğunlukla sizin için değil kendim için hazırlıyorum çünkü beğenilen cümlelerin altını çizmek barbarlıktan başka bir şey değil ve kitapların duyguları olmadığını düşünen insan salaktır.
 
 
ALINTILAR:
 

In new situations, all the trickiest rules are the ones nobody bothers to explain to you. (And the ones you can't Google.)
(sf. 15)

 
 
"I don't have a weird thing with Simon Snow," Cath said. "I'm just really active in the fandom."
...
"You've got Simon Snow heads on your desk," Reagan said.
"Those are commemorative busts."
(sf. 43)
 
 
"Look at you. All sweatered up. What are those, leg sweaters?"
"They're leg warmers."
"You're wearing at least four different kinds of sweater."
"This is a scarf."
"You look tarred and sweatered."
"I get it," she said.
(sf. 93)
 
 
"Hey," Reagan said. "Oh, hey. Christmas cups. Did you bring me a gingerbread latte?"
Cath looked down guiltily at her cup.
"I brought you an eggnog latte," Levi said, holding it out. "And I've been keeping it warm in my mouth."
(sf. 162)
 
 
"I'm sorry, Penelope."
"Don't waste my time with sorries, Simon. If we stop to apologize and forgive each other every time we step on each other's toes, we'll never have time to be friends."
(sf. 187)
 
 
"You're never going to find a guy who's exactly like you - first of all, because that guy never leaves his dorm room."
(Reagan, sf. 192)
 
 
"No," Cath said, "Seriously. Look at you. You've got your shit together, you're not scared of anything. I'm scared of everything. And I'm crazy. Like maybe you think I'm a little crazy, but I only ever let people see the tip of my crazy iceberg. Underneath this veneer of slightly crazy and socially inept, I'm a complete disaster."
(sf. 192)
 
 
She spent an hour writing a conversation between a man and his wife. And then she realized there was no rising or falling action; the man and his wife were just arguing about Brussels sprouts, ant the Brussels sprouts weren't a metaphor for anything deeper.
Then she started a story about a couple's breakup, from the perspective of their dog.
And then she started a story where a dog intentionally destroys a marriage. And then she stopped because she wasn't all that interested in dogs. Or married people.
...
Maybe she could take a Simon/Baz story and change all the material details. Simon is a lawyer, and Baz is a spy. Simon is a cop, and Baz owns a bakery. Simon likes Brussels sprouts, and Baz is a dog.
(sf. 222)
 
 
"If it tries to take you," Wren said. "I won't let go."
A few months later, Cath gave that line to Simon in a scene about Baz's bloodlust. Wren was still writing with Cath back then, and when she got to the line, she snorted.
"I'm here for you if you go manic," Wren said. "But you're on your own if you become a vampire."
"What good are you anyway?" Cath said. Their dad was home by then. And better. And Cath didn't feel, for the moment, like her DNA was a trap ready to snap closed on her.
"Apparently, I'm good for something," Wren said. "You keep stealing all my best lines."
(sf. 240)
 
 
"Dad..."
He turned around, suddenly concerned. "Are you pregnant? Are you gay? I'd rather you were gay than pregnant. Unless you're pregnant. Then we'll deal. Whatever it is, we'll deal. Are you pregnant?"
"No," Cath said.
"Okay..." He leaned back against the sink and began tapping wet fingers against the counter.
"I'm not gay either."
"What does that leave?"
"Um... school, I guess."
"You're having problems in school? I don't believe that. Are you sure you're not pregnant?"
(sf. 257)
 
 
"Hey, Cath."
"No hello?"
"I don't like hello. It makes me sound like I have dementia, like I've never heard a phone ring before and I don't know what's supposed to happen next. Hello?"
(sf. 279)
 
 
"Don't strike," Simon said. "We still don't know its intentions...What are your intentions?" he shouted. It was a magic rabbit - perhaps it could talk.
The rabbit cocked its head, as if in answer, and shrieked at the empty spot in the sky.
"We're not here to hurt you," Simon said. "Just... calm down."
"Crowley, Snow, are you going to
ask it to heel next?"
(sf. 292)
 
 
She wished she could call Wren. I have a date. And not with an end table. Not with someone who has anything in common with furniture.
(sf. 299)
 
 
"What kind of creep would I be if I let my girl carry something heavy while I walked along, swinging my arms?"
Your girl? "The kind that respects my wishes," she said. "And my strength, and my... arms."
Levi grinned some more. Because he wasn't taking her seriously. "I have a lot of respect for your arms. I like how they're attached to the rest of you."
(sf. 327)
 
 
"You can't shave your head. You'll look mental."
"I look worse than mental with this hair. I look evil."
"There's no such thing as evil hair," Simon giggled. They were lying on the floor of the library between two rows of shelves. Baz on his back. Simon propped up one shoulder.
"Look at me," Baz said, pushing his chin-length hair back from his forehead. "Every famous vampire has a widow's peak like this. I'm a cliché. It's like I went to the barber and asked for 'a Dracula.' "
Simon was laughing so hard, he nearly fell forward onto Baz. Baz shoved him up with his free hand.
"I mean, honestly," Baz said, still holding back his hair, trying to keep a straight face. "It's like an arrow to my face. This way to the vampire."
Simon swatted Baz's hand away and kissed the point of his hairline as gently as he could. "I like your hair," Simon said against Baz's forehead. "Really, really."
(sf. 335)
 
 
"Are you okay?" she heard someone -Levi?- ask. "Hey... are you crying?"
Cath ran her fingers along the cover, over the raised gold type.
Then someone else ran right into her, pushing the book into Cath's chest. Pushing two books into her chest. Cath looked up just as Wren threw an arm around her.
"They're both crying," Cath heard Reagan say. "I can't even watch."
Cath freed an arm to wrap around her sister. "I can't believe it's really over," she whispered.
Wren held her tight and shook her head. She really was crying, too. "Don't be so melodramatic, Cath," Wren laughed hoarsely. "It's never over... It's Simon."
(sf. 453)


 It was her last Friday night in Pound Hall.
There was a boy in her room.
In Cath's bed, taking up way more than his fair share of space, and eating the rest of her peanut butter.
...
She climbed between his knees, and he put his arms around her, pulling her in close. She felt his chin on the back of her head.
"Are you getting peanut butter in my hair?"
"It's preventative. When I get gum in your hair later, it won't stick."
(sf. 456)

PUANLAMA:
 
5 Taç: Bayıldım. Kesinlikle harikaydı.
 
 
İnsanlık tarihinin en uzun yorumunun sonuna hoş geldiniz. Tam iki günümü aldı. Tatmin olmadım. Düşüncelerim birbirine girdi ve hiçbir şeyi sıraya koyamadım. Söyleyemediğim çok fazla şey var. Ve yazamadığım çok fazla alıntı. Kitabı beğenmeme ve abarttığımı düşünme olasılığınız her zaman var ve böyle bir şey olursa neden olduğunu, kitabı okurken benim için ifade ettiklerini neden göremediğinizi tam olarak anlarım ama bunu düzeltemem. Ama okuyun. Beklentilerinizi yüksek tuttuğum için hayal kırıklığına uğrayacak olsanız bile.