4 Nisan 2014 Cuma

"Saplantı - Jennifer L. Armentrout (J. Lynn)" Kitap Yorumu

 
 
KİTAP KÜNYESİ:

Kitap Adı: Saplantı
Özgün Adı: Obsession
Yazarı: Jennifer L. Armentrout
Çevirmeni: Serkan Göktaş
Yayınevi: DEXPlus
Türkiye Yayın Tarihi: Kasım 2013
Sayfa Sayısı: 349
Piyasa Fiyatı: 19.00 TL
Goodreads: 4.16
 

 
 
ARKA KAPAK:
 
 
Luxenler ve Arumlar, Lux serisinden bağımsız da okunabilecek Saplantı'da çok daha baştan çıkarıcılar.

Ukala, zorba ve tapılası bir adam.

Korunmaya muhtaç, küfürbaz ve ateşli bir kadın.

Hunter acımasız bir katil. Devlet için kötü adamları öldüren bir uzaylı. Işığın çocukları Luxenleri yok etmek için doğmuş bir Arum. Yaptığı işten de çok memnun, ta ki, bir insanı korumak zorunda bırakılana dek.

Serena, en yakın arkadaşı, senatörün oğlunun doğaüstü bir varlık olduğunu söylediğinde, ona inanmamıştı. Kim inanır ki? Ne yazık ki sonrasında korkunç bir olaya şahit oldu.
Hunter ve Serena, ateş ve barut gibi… Bir arada olmaları çok tehlikeli…

Sonunda Hunter yapmaması gerekeni yapıyor. Hem de defalarca.
 
 
BENİM YORUMUM:
 
     Yoruma geçmeden önce, arka kapakta Lux serisinden bağımsız da okunabileceğinin söylenmesine sakın kanmayın. Yalan söylemişler, düpedüz yalan.
 
     Eh, okunabilir de fakat ben hiç ama hiç tavsiye etmem. Lux serisini okuduğunuz halde bu kitabı atlamanızı da, aynı şekilde. Opal'den sonra Saplantı'yı, sonra Köken'i okuyun derim. "Yok ben Köken'i çoktan okudum bile" diyorsanız ama Saplantı'yı da okumak istiyorsanız çok sorun yaşamazsınız sanırım ama Opal'den önce Saplantı'yı okuduysanız fena halde spoiler yediniz demektir, geçmiş olsun.
 
Spoiler İÇERMEYEN yorum:
 
     Saplantı, Lux serisine yetişkin türünde, hoş bir ilave. Lux'tan uzaylı ırkı Luxenleri tanıyoruz, peki ya Arumları ne kadar tanıyoruz? Saplantı bize, bunca zaman kötü olarak tanıdığımız Arumların bakış açısından Luxenleri farklı yönleriyle tanıma şansı veriyor.
 
     Luxenleri inanılmaz derecede burnu havada, feci seksi ama genel olarak iyi niyetli, E.T. kadar masum bir ırk olarak tanıdık. Arumlar da can sıkıntısından Luxen ve insan öldüren, kötü bir ırktı.
 
     İşte bu kitap olaylara farklı bir bakış açısı getirdiğinden çok güzeldi. İyinin her zaman iyi ve kötünün her zaman kötü olmadığını anladık. Arumların da Luxenler kadar "inanılmaz derece burnu havada, feci seksi", ve sandığımız-kadar-kötü-olmayan bir ırk olduğunu gördük. Masum değiller ama yaptıklarını yapmalarının bir sebebi var.
 
     Lux serisini okuduysanız/okumayı düşünüyorsanız Saplantı'yı es geçmeyin derim. Ama ısrarla yine söylüyorum. Üçüncü ve dördüncü kitabın arasında bir yerlerde okuyun. Yok, "Ben önce Saplantı'yı, sonra Lux'u okumak istiyorum" diyorsanız gidin Lux'un ilk üç kitabını okuyan birinden size tüm büyük spoilerları vermesini isteyin, aynı işlevi görür.
 
Lux'un ilk üç kitabından ve Saplantı'dan spoiler İÇEREN yorum:


     Kadın baş karakterimiz Serena, rehber öğretmenlik yapan ve arka kapakta "Korunmaya muhtaç, küfürbaz ve ateşli bir kadın." diye tanımlanan bir insan.
 
     Erkek baş karakterimiz Hunter da, SD'yle çalışıp onların isteği üzerine sorun çıkaran Luxenleri zevkle öldüren ve arka kapakta "Ukala, zorba ve tapılası bir adam." diye tanımlanan bir Arum.
 
     Köken'de olduğu gibi Saplantı da bir kadın bir erkek karakterin gözünden anlatılıyor. Serena, Hunter. Serena, Hunter. Böyle gidiyor.
 
     Kitap, en yakın arkadaşı Mel'in Serena'ya senatörün oğullarının insan olmadığını söylemesiyle başlıyor. Serena onun delirdiğini falan düşünüyor. Fakat sonra yanlış yer, yanlış zaman kurbanı olup Luxenleri gerçek biçiminde gören Mel gözlerinin önünde öldürülüyor.
 
     SD bu konuda huzursuz çünkü Luxenler Mel'i öldürmeden önce kendilerine danışmadı. Bu yüzden Mel'in, hükümetin kulağına gitmesini istemeyecekleri kadar önemli bir şeyler duymuş olabileceğini düşünüyorlar. Bu bilgileri öğrenmelerinin tek yolu Serena ve onun da ölmesini göze alamazlar.
 
     Bu yüzden Hunter'a Serena'yı hayatta tutma görevi veriyorlar. Hunter bunca zaman suikastçı havasında bir işe sahipken şimdi bebek bakıcılığı karizmasını fazlasıyla çizecek. Bu yüzden çok itiraz ediyor ama Luxenlerin saklamaya çalıştığı her neyse onu da etkileyecek, bu yüzden Serena'yı hayatta tutmaya çalışıyor.
 
     Bir gün Serena'yı öldürmeye çalışan bir Luxenle fena halde kavgaya tutuşuyor ve Serena bu sırada onu görüp iyice deliriyor. Hunter da Serena'nın enerjisini hüp diye çekerek onu bir süreliğine bayıltıyor. Serena gözünü Hunter'ın evinde açıyor. İşe bakın ki Hunter'ın evi de Batı Virginia'da! Tanıdık geldi mi? Evet, Katy'yle Daemon'ın olduğu yerde. Alın size tavşan gibi zıplamak için bir sebep.
 
     Kitap Katy ve Daemon'la aynı yerde geçer de Daemon olmaz mı? Daemon'ı şöyle bir gördük ve dün bitirdiğim Köken'de de aynı sahne daha geniş bir şekilde geçiyordu. Ah Jen ah. Hunter-Serena ve Daemon-Katy çiftlerini bu kadar benzer yapıp bir de bu iki öküz kavga ettirilir mi? Sonsuza kadar en yakın arkadaş olup çifte randevuya çıkmalarını beklemedim (yalan söylüyor, bekledi) ama o sahnede kafayı yemedim değil. Hunter'la Daemon dövüşse Hunter kazanır gibime geliyor ama bu Daemon'ı daha çok sevmeme engel değil.
 
     Kitapta Daemon'ın olacağını önceden duyduğum için sürekli "Şu Luxen Daemon mı acaba? Yok be o bu kadar ezik değil. Bir dakika yoksa... İŞTE BU KESİN DAEMON! Tamam değilmiş." havasındaydım. Beklediğimden az olsa da Daemon'ın olmasına sevindim. Ve şaşırtıcı şekilde Luc'un... (Luc'u çok tatlı bulan tek ben olamam.) Katy'yi de görseydik iyiydi. Ama o biraz meşgul... Serena gibi evinden çok uzaklara kaçırılmakla yani. Aha! Benzerlik.
 
     Cidden çiftler arasında çok ciddi benzerlikler var ve bu Saplantı'yı daha çok sevmenize neden oluyor. Hunter, Serena, Daemon ve Katy'nin yemek masasında yemeyi fazla resmi buldukları için sevmemeleriyle Hunter ve Daemon'ın insanların hiç alakalarının olmadığını konularda üzgün olduğunu söylemelerini anlamaması gibi benzerliklerin yanı sıra Katy'yle Serena ve Daemon'la Hunter genel itibariyle de çok benziyorlar. Ve bu benzerlikleri fark etmek çok eğlenceli oluyor.
 
     Şimdi. Az önce spoiler vermeden nasıl söyleyeceğimi şaşırdım şeye gelelim. Arumlar. Ve nasıl aslında sandığımız-kadar-kötü olmadıkları...
 
     Bizim Luxenler meğerse uzuuun bir süredir kötü adamlarmış. Bir sürü uygarlığı katletmişler zamanında. Sonra Arumlar ortaya çıkmış ve hayattaki tek amaçları Luxenleri öldürmekmiş. Yani ışık her zaman iyi, karanlık her zaman kötü değil.
 
     Bakalım Serena bu konuda ne demiş: "Gerçek iyi adam onlar değildiler ve öğrendiğim bir şey varsa, o da kesin olarak siyah ve beyazın olmadığıydı. Ortada çok fazla gri vardı." Bu Arumları bir E.T. yapar mı? Hayır. Kendi içlerinde tüm Luxenler ve tüm Arumlar aynı mı? Hayır. Peki Jen'in tüm kitaplarında bir öküz mü var? Evet.
 
     Ben şahsen Daemon-Katy çiftini Hunter-Serena çiftinden daha çok sevdim. Onların aralarındaki aşk bana daha inandırıcı geldi. Üzgünüm Hunter, Daemon'a ihanet edemem -_-.
 
     Son olarak, erotizmin de katıldığı kitaplardan artık rahatsız olmadığımı fark ettim. En son Tutkulu Notalar'ı okumuştum ve rahatsız olmamıştım ama bu kadar çok cinsellik olmasını saçma bulmuştum. Fakat fark ettim ki erotik türüne giren her kitap sırf bu konuya odaklanmıyor. Yani bana saçma gelen asıl Tutkulu Notalar gibi her saniye soluğu yatakta aldıkları kitaplarmış.
 
     Bir de, Tutkulu Notalar yorumumda "Cinsellik istesem gider porno izlerim, kitaplara niye o kadar ayrıntılı yazıyorsunuz ki?" diye bir cümle kurmuşum. Sonradan okuyunca fark ettim saçmalığını. O cümleyle "Fantastik unsurlar istesem gider filmini izlerim, niye fantastik kitap yazıyorsunuz ki?" cümlesi eşdeğer. Saçmalamışım. Aklıma gelmişken geri alayım onu da. İsteyen istediğini okuyabilir, yargılamıyorum.
 

 
ALINTILAR:
 
İlkokul birinci sınıfta onunla çikolatalı topkeklerimi paylaştığım günden beri etle tırnak gibiydik. Gel gelelim çıngıraklı bir yılan ile bir tavşanın bizden daha çok ortak yönü vardı. Mel tam bir çılgındı, her zaman yapacak bir şey bulurdu; ben ise kitap okuyarak ya da televizyon izleyerek kendimi rahat hissederdim. Hayatlarımız boyunca kimse nasıl bu kadar yakın olduğumuzu anlayamadı fakat arkadaşlıklar topkekle başlayınca, hele ki çikolatalı olanlarla, bundan daha samimi bir bağ geliştirilemez.
(Serena, sf. 7)
 

"Sakinleştin mi?" diye sordu.
"Sen bir..."
"Bir kez daha uzaylı dersen seni azıcık boğacağım. Anladın mı?" Sesindeki tonlamaya bakınca ciddi mi olduğunu, yoksa şaka mı yaptığını anlayamamıştım. "Benim ne olduğum meselesi çoktan açıklığa kavuşturduk. Ben sağda solda sen insansın diyerek dolaşıyor muyum?"
(Hunter ve Serena, sf. 66)
 
 
En azından artık erkek türünün hangi gezegenden gelirse gelsin öküz olduğunu öğrenmiştim.
(Serena, sf. 73)
 
 
Boğazım kurumuştu. "Kişisel alanıma giriyorsun."
"Benim evimdesin, dolayısıyla kişisel alanın olamaz."
"Ne saçma bir mantık."
Başını yana eğdi, kirpikleri aşağı bakıyordu. "Burada geçerli olan yegâne mantık benimkidir. Buna alışsan iyi edersin."
Kafasına ağır cisimler atılmasına alışsa o da iyi ederdi çünkü birazdan bir tane yiyecekti.
(Serena ve Hunter, sf. 77)
 
 
Kolunu bıraktım ve onu kaldırarak omzuma attım.
Serena boğuk bir sesle çığlık attı. "Ne yapıyorsun be?"
"Kabuğu kırılmış salyangozlar bile senden hızlıdır."
Küçük yumrukları sırtıma iniyordu. "Ne derdin var senin?"
Kendi kendime gülümsedim, attığım adımları biraz daha zıplayarak atar oldum ve bunun ödülünü önce bir ahhh ile, ardından da daha sert inmeye başlayan yumruklarla aldım. Gerçekten de mutluluk hayattaki küçük ayrıntılarda gizliydi...
(Hunter ve Serena, sf. 100-101)
 
 
"İnsanların Luxenler ve bizler kadar duygusuzca öldürebildiklerini keşfettim."
(Hunter, sf. 192)
 
 
Dizlerimde tuhaf bir zayıflık hissederek Serena'yı geriye doğru çektim ve başımı eğip ona baktım. "Tanrım..." Ancak bunu söyleyebilmiştim. Sadece Tanrım. Hepsi bu.
Gözleri ışıldıyordu. "Dindar bir adamsın anlaşılan?"
(Hunter ve Serena, sf. 196-197)


"Sen hiç uyumaz mısın?"
"Uyurum. En sevdiğim üçüncü şeydir."
"İlk ikisi nedir?"
Kapıyı açarken omzunun üstünden bana baktı. "En sevdiğim ikinci şey yemektir ve sanırım birinci sıradakinin ne olduğunu tahmin edebilirsin."
(Serena ve Hunter, sf. 229-230)


"...Ben bilirim bu tezgahları. Almayayım, kalsın."
"Ahh." Luc canı yanmış gibi yaptı. "Ben öyle dolaplar çevirmem."
"Doğru, ben de aslında küçük sevimli bir tavşanım."
(Hunter ve Luc, sf. 296)
 
 
Eskiden Colorado'nun Amerika Birleşik Devletleri'nin ortasında olduğuna inanırdım. Neden böyle düşündüğümü bilmiyorum ama gerçekte Kansas'ın Amerika'nın merkezinde olduğunu keşfetmiştim.
Hiçbir işe yaramayan bu bilgiyi nereden biliyordum ben?
(Serena, sf. 305)
 
 
"Bizler besin zincirinin en tepesinde değiliz Bayan Cross. Biz besin zincirinin sahibiyiz."
...
"Küstahlık zincirinin en tepesinde olduğunuzdan da eminim."
(Bir Luxen ve Serena, sf. 318)
 

 
PUANLAMA:
 
 
 3, 5 Taç: Güzeldi ama okumasan da olur. Kitapsız kalırsan oku. / Bence gayet güzeldi. Beğendim ben.
 
 
Bir JLA kitabına göre benden düşük not aldığını biliyorum. Beklentilerimi biraz fazla yüksek tutmuşum diyelim. Beklediğimi alamadım. Ama okuduğuma pişman değilim, bence yazılması gereken bir kitaptı. Olaylara farklı bir bakış açısı getirdiğinden ve Köken'de olacakları daha iyi anlamamızı sağladığından sevdim. Siz puanlama sistemi gereği "Okumasan da olur" dediğime bakmayın, Lux'u sevdiyseniz Saplantı'yı da mutlaka okuyun bence.