12 Şubat 2014 Çarşamba

"Apollyon - Jennifer L. Armentrout" Kitap Yorumu



KİTAP KÜNYESİ:

Kitap Adı: Apollyon
Özgün Adı: Apollyon
Seri: Melez Sözleşmeleri #4
Yazarı: Jennifer L. Armentrout
Çevirmeni: Barış Emre Alkım
Yayınevi: DEX
Türkiye Yayın Tarihi: Ağustos 2013
Sayfa Sayısı: 511
Piyasa Fiyatı: 25.00 TL
Goodreads: 4.47




ARKA KAPAK:

 Alex bugüne dek iki şeyden çok korktu: Uyanışta kendini kaybetmek ve İksire maruz kalmak. Ancak bazen aşk kaderden daha güçlüdür ve Aiden St. Delphi de tanrılara, Alexi geri getirebilmek için savaş açtı.

Tanrılar, Sethin Alexin güçlerini ele geçirip Tanrı Katili olmasına engel olabilmek için yüzlerce şehri yerle bir edip binlerce insanı öldürdüler.

Ancak iş, Alexle Sethin bağını koparmakla bitmiyor. "Bir Apollyon öldürülemez" teorisinde pek çok açık nokta var ve bu yıkımı durdurmanın yolunu bilen tek kişi de yüzyıllar önce öldü.

Yeraltını koruyan duvarları aşmak, milyonlarca ruhun içerisinde tek bir taneyi aramak ve sonra da geri dönmek çok zor. Ancak Alex Tanrı Katili olmadan önce Sethi durdurmak zorunda yoksa… kendisi Tanrı Katili olabilir.

Melez Sözleşmeleri serisi Melez, Safkan ve Tanrıdan sonra dördüncü kitap Apollyon ile devam ediyor. Üstelik ara kitap İksir,bu kitabın içinde!


 BENİM YORUMUM:
 
     Çok sevdiğim Melez Sözleşmeleri serisinin beşinci ve son kitabı Avcı kısa bir süre önce çıktı. Ben henüz almadım ve dolayısıyla okumadım, okumak istiyor muyum emin de değilim çünkü serinin bitmesini istemiyorum. Ama hazır son kitap da çıkmışken zahmet olmazsa dördüncü kitap Apollyon'un bir yorumunu yapayım dedim. Tanrı'nın yorumunu kitabı okuduktan aylar sonra yapıp "Apollyon'un yorumunu da bir ara yaparım. Yani umarım. Ehehe." diye not düşmüştüm. Apollyon'un yorumunu yapacağımı söylemiştim. Ve bu üç ay öncesiydi... ÜÇ AY! Üstelik aslında Apollyon'u altı ay önce okumuşum... Biliyorum, biliyorum -_-

Yorumun duygu patlaması yaşadığım ve uzattıkça uzattığım geri kalan kısmı serinin önceki kitaplarını ve Apollyon'un kendisini okumayanlar için spoiler niteliğindedir.

      Tanrı ile Apollyon arasındaki novella olan Elixir, ayrı bir kitap olarak değil de Apollyon'un içine dahil edilerek, İksir şeklinde çevrilmiş. Bu İksir kısmı Aiden'ın gözünden anlatılıyor. Aiden'ı severim, tatlı çocuktur (her ne kadar Seth bebeğim olsa da, ki buna sonra geleceğiz) falan ama sıkıldım ya. Alex'in alaycı, komik ve tatlı iç sesi olmadan olmuyor.

     Gerçi İksir'i Alex'in gözünden yazamazmış Jen. Çünkü Tanrı'nın HÖNK diye duraklamamıza sebep olan finalinde Alex uyanmış ve Apollyon'a dönüşmüştü. Hoşça kal öfke kontrol sorunu olan ve Aiden'a tapan tatlı Alex, merhaba Aiden'ı kardeşini öldürmekle tehdit eden ve Seth'e Seth'im diyen kötücül Alex.

     Alex Uyanış'ta kendini kaybedince Aiden ona daha insancıl olması için İksir vermek zorunda kalıyor. Ve Alex -yeniden- bambaşka bir kimliğe bürünüyor. İksir'in etkisindeyken ona o kadar üzüldüm ki :(. Emir verilmeden adım atmayan, herkesten ve her şeyden ürken ve korkunca Aiden'ın arkasına saklanan bir Alex... Hiç bizim alıştığımız gibi değil.

     Sonra Alex'in bakış açısına dönülüyor, kızımız kendine geliyor ve ne yapacaklarıyla ilgili tartışmalar başlıyor. Sonunda oldukça ilginç bir fikir ortaya atılınca Alex ve Aiden kendilerini Yeraltı Dünyası'nda buluyorlar. Yeraltı Dünyası'nın gizli geçişine ulaşıp muhafızları aştıktan sonra da kitabın en güzel bölümleri başlıyor.

     Stull portalı, Asfodel Çayırları, Yas Vadisi, Hüküm Ovası ve bir sürü harika şey... (Kitabı altı ay önce okuduğum için kitaptan bakarak adını yazdığım bu yerlerden sadece birini gerçekten hatırlıyorum ama güzeldi işte.)
 
     Tabii Yeraltı'na gitmişken Caleb'ı görmeden dönmek olmaz. Zamanında Caleb'ın ölüşüne kahrolsam da onun zamanını Persephone'yle Super Mario Kart oynayarak falan geçirmesine seviniyorum.

     Evet, Persephone... Ve daha fazlası. Bu kitapta önemli Tanrı kadrosunun büyük bir kısmıyla kısa da olsa karşılaştık. Bazıları çok sevildi, bazıları da hayalimde acımasız bir şekilde bıçaklandı. Evet, sana söylüyorum Ares pisliği.

     Karakterlere girmişken söyleyeyim, bu kitapta Lea ve Marcus gibi daha önceden sevmediğiniz kişileri fazlasıyla sevecek, Lucian gibi daha önceden sevmediğiniz kişileri sevmemeye devam edeceksiniz.

     Lucian gerçekten ıslak odunla dövülesi bir tip. Seth'in aile sevgisinden mahrum olarak büyüdüğünü, kimse tarafından gerçekten sevilmediğini ve sevginin zayıf noktası olduğunu biliyor. Bu yüzden onu sahte bir sevgiyle yönetiyor. Gerçekten, geberip gitsin artık.

     Seth'e gelince... Ben hala Team Seth diyenlerdenim. Aslında daha önceden açıkladığım gibi, tam olarak değil. Seth'le Alex'i yakıştırmıyorum, Aiden'la Alex'i bir çift olarak acayip seviyorum. Ama Seth'i Aiden'ı sevdiğimden daha çok seviyorum. Ve bu kadar sevdiğim Seth'in Jen tarafından şu anda olduğu psikopata döndürülmesi kalbimi parçalıyor.

     Apollyon'da Seth, Alex'in zihnine gönderdiği her zamanki sapıkça düşünceleri (Örnek: ilk alıntıya bakın) falan saymazsak yoktu. Bu yüzden puan kıracaktım ama Seth'le ilgili ayrı bir seri yazıyor bari diye merhamet ettim. O kadın o çocuğun Alex'den daha uygun biriyle arasını yapacak yoksa elimde kalır.

     Susmak istemiyorum ama çok uzatmışım. O yüzden kitapla ilgili söyleyeceğim diğer şeyleri yutuyor, o mâlum kişiyi öldürdüğü için Jen'i lanetliyor ve Alıntılar'a geçiyorum.

 
ALINTILAR:
 
Ne kadar yakışıklı olduğumu düşünmeye devam et. Çok hoşuma gitti.
(Seth, sf. 106)

 
"Zayıfsın, çünkü seviyorsun."
Aiden gözlerini kırpmadan bana baktı. "Sevmek zaaf değildir. Aşktan güçlü şey yoktur."
Gülümsedim. Salak.
(Kötücül Alex ve Aiden, sf. 156)

 
Hayatım ne kadar çığrından çıkarsa çıksın, değişmeyen bir şey vardı. Saçlarım küçük bir dağ sıçanı yavrusu yuva yapmış, sonra arkadaşlarını çağırmış da topluca cümbüş yapmışlar gibi görünüyordu. İşte, ıslak saçla yatmanın sonu budur.
(Alex, sf. 178)

 
"Bunca zamandır bana kimseye vurmamam için nutuk çekip durdun, sonra gidip bir tanrıya mı vurdun?"
(Alex, Aiden'a söylüyor, sf. 191)

 
"O zaman neden bu kadar..."
"Ne?" Sesini alçalttı. "Neymişim ben?"
Sinir bozucu. Dediğim dedik. Kalın kafalı. Acayip seksi.
(Alex ve Aiden, sf. 260)

 
Apollo'nun yüzüne kibirli, şımarık bir gülümseme yerleşmişti. "Hermes'in miğferini aldım, eritip bunu yaptım. Sana özel bir görünmezlik tılsımı."
Apollo kolyeyi avucuma bıraktı. Kırmızı altın rengindeydi ve üzerine kaba bir kanat resmi kazınmıştı. "Hah," dedim. "Aynı Harry Potter ve görünmezlik pelerini gibi."
(sf. 268)

 
Luke'un yanakları kıpkırmızı olmuştu. "Efsaneye göre Kansas'taki Stull Mezarlığı'nda cehenneme açılan bir kapı varmış."
"Tanrılar aşkına," diye mırıldandım bunu daha önce nerede duyduğumu anımsayarak. "Supernatural dizisinin sezon finalinde yok muydu bu?" Oğlanlar başlarıyla onaylayınca gözlerimi devirdim. "Ciddi misin sen? Sam ile Dean de geliyor mu bari?"
(sf. 274)

 
"Kafein en iyi dostumdur benim."
"Bir de kırmızı et... kırmızı eti de unutma."
Alaycı sesi karşısında güldüm. "Aman, neyse. Sen o tatsız tavuk göğüslerini yemeye devam et. Pek yakında... ama pek yakında seni kırmızı etin karanlık tarafına çekmeyi başaracağım."
(Alex ve Aiden, sf. 287)

 
"Tanrılar aşkına Alex, her şeye parmak sokulmaz ki."
Tek kaşımı kaldırdım.
Gözlerini devirdi. "Kafan beni korkutuyor."
(Aiden ve Alex, sf. 324)

 
Omuzlarımı dikleştirdim. "Kraken'ı salın!"
Birkaç çift göz tuhaf tuhaf bana baktı.
"Ne olmuş?" dedim kaygısızca omuz silkerek. "O filmi izlediğimden beri bunu bağıra çağıra söylemek için fırsat kolluyordum. Bence tam zamanı."
(sf. 430)

 
Marcus genzini temizledi. "Kimse yok mu?" diye seslendi, sesinin yankısı hiç bitmeyecek gibiydi. "Biz... biz dostuz."
Gözlerimi devirip "Vay be," diye mırıldandım.
(Marcus ve Alex, sf. 454)



PUANLAMA:
 
 
5 Taç: Aşık oldum. İnanılmazdı.
 
 

Dediğim gibi, Seth'e özel seri yaptığı için merhamet gösteriyorum. Gerçi zaten çok güzeldi. Mitoloji seven biriyseniz bari üçüncü kitabına kadar okuyun ve hala içinizden devam etmek gelmiyorsa... şey, karanlık bir köşede sessizce ölümü bekleyin.