6 Eylül 2013 Cuma

"Kemikler Şehri" Film İncelemesi

     Normalde blog'umda film eleştirileri yapmam, aslında herhangi bir yerde hiç film eleştirisi yapmadım. Ama bilirsiniz ki acımasız bir şekilde eleştirmeye bayılırım. Dalga geçe geçe, bir kitaptaki abartılmış olayı kendimce iyice abartıp ne kadar komik durduğunu göstererek yorum yaparım hatta. Bazen sinirli gibi dursam da aslında bu şekilde eleştirirken feci eğleniyorum :D.

     Ölümcül Oyuncaklar serisine aşık olduğum için, sürekli yapacağım bir şey olarak değil de özel olarak Kemikler Şehri filminin de incelemesini yapmak istedim -bildiğiniz gibi kitap yorumu yaparken oldukça ayrıntıya girerim ama bu, filmin özelliklerini vermeden sadece içeriğine değineceğim kısa ve bir seferlik bir şey olacak. Aslında serinin diğer filmlerini de böyle yaparlarsa diğer filmlerin de eleştirilerini yazabilirim çünkü dalga geçilecek o kadar çok şey vermişler ki inanamayacağız kadar eğleniyorum :D.






     Öncelikle filmin afişinin ve fragmanlarının ne kadar havalı olduğunu belirtmek istiyorum. Fragmanlara ayrı ayrı bayıldım. Hepsi çok güzel kesilmişti. Fakat her fragmanda görüp de ezberlediğimiz klasik sahnelerden bazıları (mesela Clary'nin "Why can I see you when noone else can?" diye başladığı ve Jace'in o iğrenç yaratığı öldürmesiyle biten sahne) film sırasında alıştığımız şekilde olmadığı için havasını yitirmişti biraz.

Gerisi hem filmden hem serinin tüm kitaplarından spoiler içerir.

     Filmde, ilk kitaptaki neredeyse her sahneyi çıkarmışlar ve ikinci kitapta ortaya çıkması gereken şeyler koymuşlar. Clary'nin mühür yeteneği ve Simon'ın gözlük takma gereği duymaması gibi şeyler hep ilk filmde Gölge Avcıları'yla veya Çember'le ilgili bir şeyleri daha iyi açıklayabilecekleri zamanın kaybı. Ben filme benim gibi beşinci kitabı bitirmiş olan kardeşim ve sadece ilk kitabı bitirmiş olan en iyi arkadaşımla (birkaç kere bahsetmişimdir, Buse adı) gittim. Zavallı Buse ikinci kitabı okumadığı için Clary elini dramatik bir şekilde kaldırınca ve iblisler donunca öyle kaldı tabii yavrum. Sonra ben filmi izlemeyi bırakıp Buse'nin tepkilerini izledim. Sinemada kardeşimle en çok güldüğümüz şey Buse'nin tepkileri oldu, keşke kameraya alsaydım :D.

 
OYUNCU-KARAKTER YORUMUM:

 
- Kitapta Clary'nin buklelerinden o kadar bahsedilmişken Clary için Lily Collins'den daha iyi biri seçilebilirdi, ben doğal kızıl birisini tercih ederdim. İlla Lily oynayacaksa da saçlarına en azından bukleler yapılabilirdi. Bir maşayla başa çıkabileceklerinden eminim.
 
- Jace için seçilen Jamie Campell Bower'ın dış görünüşüne takılanlar var. Bence çocuk feci seksi ama benim için oyunculuk daha önemli. Jamie'nin, Jace'in Clary'ye bakış şeklini canlandırışı hoşuma gitti. Ama Jace'in alaycılığını hiç güzel yansıtamamış. Özellikle öpüşme sahnesinden sonra Simon'ın kapıyı açıp onları gördüğü sahne... Bu konuda sakin olamam... YEMİN EDERİM EN SEVDİĞİM SAHNENİN İÇİNE ETMİŞSİNİZ! Jace'in "Üçümüz o yatağa hayatta sığamazdık zaten," ve "Ölümsüz aşkımızı nasıl böyle silip atabilirsin?" gibi repliklerini alaycılıkla söylemedi, o kadar duygusuzca söyledi ki yemin ederim koskoca salonda tek kişi bile gülmedi. O yerleri çok hızlı geçmişler. Resmen replikleri kustular. Sahnenin içine etmişler, komikliği kalmamış.
 
- Simon filmde en çok beğendiğim şeylerden biriydi. Simon'ın hem bu kadar sıradan, hem de bu kadar olağanüstü oluşunu Robert Sheehan kadar iyi yansıtan başka birini bulamazlardı herhalde. Hele o sırıtışı yok mu, hafif hafif gamzeler oluşuyo böyle, ısırırım. Clary'ye aşkını itiraf ederken sesi çatlayınca boğazım düğümlendi yemin ederim. Keşke sıçana dönüştüğü sahne çıkarılmasaydı. Favorilerimdendi o sahne, hala acısını çekiyorum.
 
- Isabelle harika olmuş. Dövüşme sahnelerini falan da çok güzel canlandırmış. Özellikle o meşhur altın kamçısıyla şamdanı indirdiği yerde ve kuşlara ateş püskürttüğünde nasıl havalıydı anlatamam. Oyunculuğu da süper.
 
- Alec de iyiydi bence. Dış görünüşü, Jace'i kıskanışı, Clary'ye duyduğu kin; hep çok güzel canlandırılmış. Filmde fazla yer kaplamıyordu ama Magnus ona iltifat edince utangaç utangaç gülümsedi ya... Ölürüm.
 
- Ve Magnus... Ve Magnus... Söyleyemiyorum bile... Ugh! Sırf görünüşü uydu diye koymuşlar o adamı o role bence. Oyunculuk sıfır. Magnus'un alaycılığından, sıcakkanlılığından ve garipliğinden eser yok. Adam öyle durdu... ve durmaya devam etti... ve devam etti... Bu kadar.
 
- Luke'u beğendim. Jocelyn'e bayıldım (Valentine'ın adamlarıyla dövüştüğü sahnede sırıtmayı durduramadım, adamların pestilini çıkardı kadın, helal.) Hodge olmamış. Valentine'ın beyazlamış saçları olmalıydı, daha çok kötü adam havası olmalıydı, politikacı gibi konuşmalıydı ve kendince haklı noktaları olmalıydı, Jace'e karşı bir sevgi duymalıydı, o noktalarda sorunlarım var.
 
(Gerçek Jonathan Christoper Morgenstern için seçecekleri oyuncuyu şimdiden çok merak ediyorum, dış görünüşü uygun birini seçmezlerse burada üç saat filme saydırırım. Gazabım karşısında önümde korkuyla titreyin, pislikler.)
 
FİLMDEN BAZI SAHNE YORUMLARIM:

 
- Valentine'ın kanını kupaya damlattığı ve Clary'ye içirmeye çalıştığı, "Anne rahmindeyken bunu içiyordun" dediği sahne... Clary'ye daha doğmadan melek kanı verilmişti, mühür yaratma becerisi de oradan geliyordu, Valentine ne ara melek oldu, pardon? O adam ne diye kanını kupaya damlattı? Bunu açıklayın.

- Jace steli çıkarıp mühürleri öylece çizdi. Sadece çizdi. O kadar. Elindeki şeyin stel olduğu ve vücuda bazı mühürler çizmeye yaradığı açıklanmadı.

- Hodge'un laneti ve lanetinin kaldırılması için Valentine'a yardım etmesi. Açıklanmamış sahneler listesinin sonuna koyuyoruz bunu da. Çember, Valentine'a yardım edenlerin cezalandırılması ve Hodge'un laneti açıklanmadı.

- Clary'nin dramatik bir şekilde eldivenini "ağzıyla" çıkarması ve mührü çizmesi bir tek bana mı çok komik geldi? Kızın elinde stel olduğu için ağzını kullanmasını anlarım ama arkadan o dramatik müzik gelirken ağır çekimde çıkarması çok gülünç olmuştu. O sahne inanılmaz uzatıldı. Clary'nin elini kaldırması ve iblislerin donmaları falan. Bir de gerizekalılar iblislerin yanından geçip gittiler ve iblisler yavaş yavaş canlandıklarında tekrar öldürmeye giriştiler ya. LANET OLASI İBLİSLER HAZIR DONMUŞKEN HEPSİNİ ÖLDÜRÜP GİTMEK SİZE FAZLA AKILLICA GELİYORSA EN BAŞINDAN NİYE DONDURDUNUZ? DONMUŞ İBLİSLERE MAL GİBİ BAKMAK YERİNE ÖLDÜRSENİZE.

NEDEN?
NEDEN?
NEDEN?

- Vampir-kurt adam-gölge avcısı savaş sahnesi. İnanılmazdı. Savaş sahnelerine genel olarak bayıldıysam da favorim bu oldu diyebilirim. Clary ve Simon'ın  geride durmaları, Alec'in diğerlerinin arkalarını kollaması ve Jace'le Isabelle'in ön plana çıkması çok iyi olmuş.

- Jace ve Clary'nin o bahçede, çiçeklerin arasında gezmeleri ve sonrasındaki öpüşme sahnesi. Hani Clary'nin odasının önünde içine ettikleri sahneyle sonuçlananı. İşte o sahne gayet güzel başladı. Ama sonra... Bir anda gelen o müzik... DALGA MI GEÇİYORSUNUZ? Pop müziği hiç mi hiç sevmesem de sevenlere saygı duymuşumdur, ama o pop müziğin koyulacağı en son filmde Demi Lovato'nun ne işi var? Sinemada "Kapatın şu müziği!" diye bağırmama ramak kaldı.

- Clary'nin Simon ve Jace'in yardımıyla çatıya çıktıktan sonra Jace'in üstüne düşmesi ve orada oyalanması... Bilemiyorum. Yanınızda Simon var, daha yeni bir savaşın içinden çıktınız ve sen Jace'in üstüne yatıyorsun. O sahnede "Yanınızda Simon var, bir oda bulun," diye mırıldandım cidden.

- Valentine'ın on altı yaşındaki eğitimsiz gölge avcısı kızı tarafından kıçının tekmelenmesi. O ufacık, deneyimsiz ve korkmuş kızın bir tekmesiyle koskoca adam rahatça yirmi santim geriye uçup geçide düştü. Bir şey demiyorum.

- Kemikler Şehri ve Sessiz Kardeşler. BAYILDIM. HARİKA. Jeremiah Kardeş miydi neydi o adamın adı, işte onun görünümü çok hoşuma gitti tabii. Sonra ben görünümünü incelemeye koyulmuşken bir anda Clary'nin zihninde bir konuştu, anam, yerimden zıpladım resmen. Buse yanımda "Tövbe bismillah" dedi, gülmemeye çalışırken boğuluyordum.

- Luke'un kurt şeklinde, çocuk formundaki bir iblisin üstüne atladığı yer. Sahneye değil de Buse'nin tepkisine değineceğim -yine. Ani şeylerden feci derecede korkar kendisi. O sahnede öyle bir sıçradı ki bir yandan gülerken bir yandan pişmanlık duydum. Görmeniz lazımdı. (Buse, şu an bunu okuyorsan ve seni böyle rezil ettiğim için bana sinirliysen, eh, amacıma ulaştım demektir bebeğim.)


Ben şahsen filmi acımasızca eleştirirken ve alaycılığımın sınırlarını zorlarken çok eğlendim. Umarım siz de eğlenmişsinizdir. Size tavsiyem ilk üç kitabı okumadan filmi kesinlikle izlememeniz ve büyük beklentilerle başlamamanız. Ayrıca filmi izlerken sıkılmamak adına yanınıza sadece ilk kitabı okumuş, spoiler aldıkça ağzı beş karış açılan ve ani hareketlerde sıçrayan, ufak tefek, sevimli bir yakın arkadaş almanız. Çok eğleneceğinizi garanti ederim :D. (Kesin Buse'den dayak yerim bu gidişle.)